Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

OTİZMDEKİ ARTIŞ VE MUTFAKLARIMIZDAKİ SESSİZ DEĞİŞİM

Yaşam 30.07.2026 - 11:39, Güncelleme: 30.07.2026 - 11:42 193 kez okundu.
 

OTİZMDEKİ ARTIŞ VE MUTFAKLARIMIZDAKİ SESSİZ DEĞİŞİM

Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın yazdı...

Son yıllarda Otizm Spektrum Bozukluğu tanılarında dikkat çekici bir artış yaşandığı görülüyor. Elbette bu artışta tanı yöntemlerinin gelişmesinin, toplumsal farkındalığın yükselmesinin ve sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşmasının önemli bir payı vardır. Ancak ben, meselenin yalnızca tanı sistemlerindeki değişikliklerle açıklanmasının yeterli olmadığını düşünüyorum. Çünkü aynı dönemlerde yalnızca sağlık alanındaki ölçütler değişmedi. Beslenme alışkanlıklarımız, tükettiğimiz gıdalar, mutfak kültürümüz ve yemek pişirme biçimlerimiz de büyük ölçüde değişti. Geleneksel mutfaklarımızda kullanılan bakır, kalaylı bakır, toprak ve döküm kapların yerini zamanla paslanmaz çelik ve farklı metal alaşımlarından üretilen tencereler aldı. Bu noktada şu soruyu sormamız gerektiğine inanıyorum: Çelik tencerelerin ve diğer endüstriyel pişirme kaplarının yaygınlaşmasıyla otizm tanılarındaki artış arasında araştırılması gereken bir bağlantı olabilir mi? Burada kesin bir hüküm vermiyorum. “Çelik tencereler otizme neden olur” demiyorum. Ancak aynı dönemlerde belirginleşen bu iki toplumsal değişimin bilimsel olarak karşılaştırılmasının ve araştırılmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü pişirme kapları yalnızca yemeği ısıtan sıradan mutfak gereçleri değildir. Tencerenin üretildiği malzeme, alaşımın içeriği, üretim kalitesi, kullanım süresi, yüzeyindeki çizilme ve aşınmalar, maruz kaldığı sıcaklık ve pişirilen gıdanın asitlik düzeyi, bazı maddelerin gıdaya geçiş miktarını etkileyebilir. Özellikle domates, limon ve sirke gibi asitli besinlerin yüksek sıcaklıkta ve uzun süre pişirilmesi, kullanılan kabın yapısına bağlı olarak metal geçişini artırabilir. Bu nedenle bir tencereyi yalnızca “çelik”, olarak adlandırmak yeterli değildir. Asıl önemli olan ürünün kalitesi, üretim standardı, içeriği ve zaman içinde ne ölçüde yıprandığıdır. İnsan vücudunda demir, bakır, çinko, magnezyum ve kalsiyum gibi doğada ve toprakta bulunan çeşitli elementler ve mineraller vardır. Bunların bazıları sağlıklı bir yaşam için gereklidir. Ancak çelik, doğada tek başına bulunan bir element değil; başta demir olmak üzere karbon, krom ve nikel gibi farklı maddelerin bir araya getirilmesiyle oluşturulan endüstriyel bir alaşımdır. Bu gerçek tek başına çeliğin zararlı olduğunu kanıtlamaz. Ancak çelik alaşımında bulunan maddelerin hangi koşullarda ve ne kadarının gıdaya geçtiğinin daha kapsamlı biçimde araştırılması gerektiğini gösterir. Aynı şekilde bakırın vücut için gerekli bir eser element olması da her bakır kabın koşulsuz biçimde güvenli olduğu anlamına gelmez. Kalaysız veya aşınmış bakır kaplar ile standart dışı toprak ve seramik ürünler de risk oluşturabilir. Dolayısıyla amacım geçmişte kullanılan her ürünü yararlı, günümüzde kullanılan her ürünü zararlı ilan etmek değildir. Benim dikkat çekmek istediğim asıl konu, günlük yaşamda sürekli maruz kaldığımız ve çoğu zaman hiç sorgulamadığımız çevresel unsurlardır. Ağır metallerin ve çevresel toksinlerin gelişmekte olan sinir sistemi üzerindeki etkileri uzun yıllardır araştırılmaktadır. Kurşun, cıva, arsenik ve kadmiyum gibi maddelerin nörogelişim açısından risk oluşturabileceği bilinmektedir. O hâlde pişirme gereçlerinden kaynaklanabilecek uzun süreli ve düşük doz metal maruziyetinin de nörogelişim araştırmalarına dâhil edilmesi gerekmez mi? Ben bunun üzerinde durulması gereken ciddi bir halk sağlığı sorusu olduğuna inanıyorum. Otizmli çocukların yaşadığı evlerde kullanılan pişirme gereçleriyle otizm tanısı bulunmayan çocukların yaşadığı evlerde kullanılan kaplar karşılaştırılabilir. Tencerelerin malzemesi, yaşı, üretim standardı, alaşım içeriği, çizilme durumu ve kullanım biçimi kayıt altına alınabilir. Bu kaplarda hazırlanan yemeklerdeki metal miktarları ölçülebilir. Elde edilen sonuçlar, çocukların kan ve idrar değerleriyle birlikte değerlendirilebilir. Elbette genetik yatkınlık, annenin gebelik dönemindeki maruziyetleri, beslenme biçimi, yaşanılan çevre ve diğer çevresel etkenler de araştırmaya dâhil edilmelidir. Belki yapılacak araştırmalar sonucunda anlamlı bir bağlantı bulunmayacaktır. Belki de bugüne kadar yeterince üzerinde durulmayan önemli bir çevresel faktör ortaya çıkarılacaktır. Bilim yalnızca bilinen cevapları tekrarlayarak gelişmez. Bilim, başkalarının sormadığı soruları cesaretle sormak ve ortaya konulan hipotezleri tarafsız yöntemlerle sınamakla ilerler. Ben, çelik tencerelerin ve diğer endüstriyel pişirme gereçlerinin yaygınlaşmasıyla otizm tanılarındaki artış arasındaki zamansal paralelliğin göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu bir suçlama değildir. Bu, kesinleşmiş bir bilimsel sonuç da değildir. Bu yazı; bilim insanlarına, sağlık kuruluşlarına, üniversitelere ve araştırmacılara yöneltilmiş samimi bir araştırma çağrısıdır. Çocuklarımızın sağlığı söz konusu olduğunda, mutfağımızdaki en sıradan görünen ayrıntıları dahi sorgulamak zorundayız. Kaliteli, güvenilir ve sağlık standartlarına uygun ürünler kullanmak hepimizin sorumluluğudur. Çünkü bazen büyük soruların yanıtları, hayatımızın en sıradan köşelerinde saklı olabilir.   Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın Sosyolog - Pedagog —Araştırmacı Yazar
Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın yazdı...

Son yıllarda Otizm Spektrum Bozukluğu tanılarında dikkat çekici bir artış yaşandığı görülüyor. Elbette bu artışta tanı yöntemlerinin gelişmesinin, toplumsal farkındalığın yükselmesinin ve sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşmasının önemli bir payı vardır. Ancak ben, meselenin yalnızca tanı sistemlerindeki değişikliklerle açıklanmasının yeterli olmadığını düşünüyorum.

Çünkü aynı dönemlerde yalnızca sağlık alanındaki ölçütler değişmedi. Beslenme alışkanlıklarımız, tükettiğimiz gıdalar, mutfak kültürümüz ve yemek pişirme biçimlerimiz de büyük ölçüde değişti. Geleneksel mutfaklarımızda kullanılan bakır, kalaylı bakır, toprak ve döküm kapların yerini zamanla paslanmaz çelik ve farklı metal alaşımlarından üretilen tencereler aldı.

Bu noktada şu soruyu sormamız gerektiğine inanıyorum:

Çelik tencerelerin ve diğer endüstriyel pişirme kaplarının yaygınlaşmasıyla otizm tanılarındaki artış arasında araştırılması gereken bir bağlantı olabilir mi?

Burada kesin bir hüküm vermiyorum. “Çelik tencereler otizme neden olur” demiyorum. Ancak aynı dönemlerde belirginleşen bu iki toplumsal değişimin bilimsel olarak karşılaştırılmasının ve araştırılmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü pişirme kapları yalnızca yemeği ısıtan sıradan mutfak gereçleri değildir. Tencerenin üretildiği malzeme, alaşımın içeriği, üretim kalitesi, kullanım süresi, yüzeyindeki çizilme ve aşınmalar, maruz kaldığı sıcaklık ve pişirilen gıdanın asitlik düzeyi, bazı maddelerin gıdaya geçiş miktarını etkileyebilir.

Özellikle domates, limon ve sirke gibi asitli besinlerin yüksek sıcaklıkta ve uzun süre pişirilmesi, kullanılan kabın yapısına bağlı olarak metal geçişini artırabilir. Bu nedenle bir tencereyi yalnızca “çelik”, olarak adlandırmak yeterli değildir. Asıl önemli olan ürünün kalitesi, üretim standardı, içeriği ve zaman içinde ne ölçüde yıprandığıdır.

İnsan vücudunda demir, bakır, çinko, magnezyum ve kalsiyum gibi doğada ve toprakta bulunan çeşitli elementler ve mineraller vardır. Bunların bazıları sağlıklı bir yaşam için gereklidir. Ancak çelik, doğada tek başına bulunan bir element değil; başta demir olmak üzere karbon, krom ve nikel gibi farklı maddelerin bir araya getirilmesiyle oluşturulan endüstriyel bir alaşımdır.

Bu gerçek tek başına çeliğin zararlı olduğunu kanıtlamaz. Ancak çelik alaşımında bulunan maddelerin hangi koşullarda ve ne kadarının gıdaya geçtiğinin daha kapsamlı biçimde araştırılması gerektiğini gösterir. Aynı şekilde bakırın vücut için gerekli bir eser element olması da her bakır kabın koşulsuz biçimde güvenli olduğu anlamına gelmez. Kalaysız veya aşınmış bakır kaplar ile standart dışı toprak ve seramik ürünler de risk oluşturabilir.

Dolayısıyla amacım geçmişte kullanılan her ürünü yararlı, günümüzde kullanılan her ürünü zararlı ilan etmek değildir. Benim dikkat çekmek istediğim asıl konu, günlük yaşamda sürekli maruz kaldığımız ve çoğu zaman hiç sorgulamadığımız çevresel unsurlardır.

Ağır metallerin ve çevresel toksinlerin gelişmekte olan sinir sistemi üzerindeki etkileri uzun yıllardır araştırılmaktadır. Kurşun, cıva, arsenik ve kadmiyum gibi maddelerin nörogelişim açısından risk oluşturabileceği bilinmektedir.

O hâlde pişirme gereçlerinden kaynaklanabilecek uzun süreli ve düşük doz metal maruziyetinin de nörogelişim araştırmalarına dâhil edilmesi gerekmez mi?

Ben bunun üzerinde durulması gereken ciddi bir halk sağlığı sorusu olduğuna inanıyorum.

Otizmli çocukların yaşadığı evlerde kullanılan pişirme gereçleriyle otizm tanısı bulunmayan çocukların yaşadığı evlerde kullanılan kaplar karşılaştırılabilir. Tencerelerin malzemesi, yaşı, üretim standardı, alaşım içeriği, çizilme durumu ve kullanım biçimi kayıt altına alınabilir.

Bu kaplarda hazırlanan yemeklerdeki metal miktarları ölçülebilir. Elde edilen sonuçlar, çocukların kan ve idrar değerleriyle birlikte değerlendirilebilir. Elbette genetik yatkınlık, annenin gebelik dönemindeki maruziyetleri, beslenme biçimi, yaşanılan çevre ve diğer çevresel etkenler de araştırmaya dâhil edilmelidir.

Belki yapılacak araştırmalar sonucunda anlamlı bir bağlantı bulunmayacaktır. Belki de bugüne kadar yeterince üzerinde durulmayan önemli bir çevresel faktör ortaya çıkarılacaktır.

Bilim yalnızca bilinen cevapları tekrarlayarak gelişmez. Bilim, başkalarının sormadığı soruları cesaretle sormak ve ortaya konulan hipotezleri tarafsız yöntemlerle sınamakla ilerler.

Ben, çelik tencerelerin ve diğer endüstriyel pişirme gereçlerinin yaygınlaşmasıyla otizm tanılarındaki artış arasındaki zamansal paralelliğin göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu bir suçlama değildir.

Bu, kesinleşmiş bir bilimsel sonuç da değildir.

Bu yazı; bilim insanlarına, sağlık kuruluşlarına, üniversitelere ve araştırmacılara yöneltilmiş samimi bir araştırma çağrısıdır.

Çocuklarımızın sağlığı söz konusu olduğunda, mutfağımızdaki en sıradan görünen ayrıntıları dahi sorgulamak zorundayız. Kaliteli, güvenilir ve sağlık standartlarına uygun ürünler kullanmak hepimizin sorumluluğudur.

Çünkü bazen büyük soruların yanıtları, hayatımızın en sıradan köşelerinde saklı olabilir.

 

Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın

Sosyolog - Pedagog —Araştırmacı Yazar

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.