"Dünya 5’ten Büyüktür" Unutulurken: New York’taki Tiyatro ve BM’nin Varoluş Krizi

Dünya 30.09.2026 - 17:23, Güncelleme: 30.09.2026 - 17:23
 

"Dünya 5’ten Büyüktür" Unutulurken: New York’taki Tiyatro ve BM’nin Varoluş Krizi

"Dünya 5’ten Büyüktür" Unutulurken: New York’taki Tiyatro ve BM’nin Varoluş Krizi

Birleşmiş Milletler (BM) 79. Genel Kurulu, küresel diplomasinin mevcut yapısını ve uluslararası sistemdeki derin fay hatlarını bir kez daha gözler önüne serdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun konuşması sırasında çok sayıda ülke heyetinin salonu terk etmesi, yalnızca anlık bir protesto değildir. Bu tablo; İsrail’in uluslararası toplum nezdinde tecrübe ettiği diplomatik tecrit ve derin meşruiyet krizinin somut bir göstergesidir. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) nezdinde yürütülen hukuki süreçler ve Gazze’de yaşanan insani yıkım, Tel Aviv yönetiminin küresel kamuoyundaki hareket alanını giderek daraltmaktadır. Bu süreçte dikkati çeken en önemli unsurlardan biri de Tel Aviv söyleminde tarihsel hafızanın kullanım biçimidir. Tarihçiler ve uluslararası siyaset uzmanları; Nazi Almanyası’nın gerçekleştirdiği Holokost (Yahudi Soykırımı) trajedisinin ve mağduriyet mirasının, İsrail hükümetleri tarafından diplomatik bir zırh ve dokunulmazlık kalkanı olarak araçsallaştırıldığını sıklıkla vurgulamaktadır. Ancak bugün Gazze’de uygulanan kitlesel imha politikaları, uluslararası hukukun açıkça çiğnenmesi ve sivil yerleşim yerlerinin bombalanması, söz konusu tarihsel mağduriyet söyleminin ikna ediciliğini tamamen kaybettirmiştir. Geçmişteki bir trajediyi günümüzdeki hukuk ihlallerine gerekçe kılma stratejisi, uluslararası toplum nezdinde artık karşılık bulmamaktadır. Buna karşın BM salonundaki tutumlar incelendiğinde, uluslararası ilişkilerin idealist ilkelerden ziyade realpolitik hesaplar üzerine kurulu yapısı bir kez daha görülmüştür. ABD ve Batılı müttefiklerin yanı sıra; Körfez ülkelerinden Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Güney Kafkasya’nın kilit aktörü Azerbaycan’ın salonda kalmayı sürdürmesi, bölgedeki stratejik ve güvenlik odaklı bağımlılıkların bir yansımasıdır. Özellikle Azerbaycan’ın bu tutumu, bölgesel kamuoyunda geniş bir tahlil konusudur. Bakü yönetiminin İsrail ile olan ilişkileri; askeri-teknolojik iş birliği, istihbarat paylaşımı ve enerji ihracatı gibi stratejik parametrelere dayanmaktadır. Karabağ’ın toprak bütünlüğünün sağlanması sürecinde Tel Aviv ile yürütülen savunma sanayii ortaklığı, Azerbaycan’ın dış politikasında pragmatik bir hat izlemesine neden olmaktadır. Ancak Gazze’de yaşanan insani trajedinin boyutları göz önüne alındığında, toplumsal vicdan ile devletlerarası reel politikalar arasındaki makasın iyice açıldığı görülmektedir. Eli kanlı bir askeri operasyonu yürüten liderliği salonda dinlemeye devam etmek, ilgili devletlerin uzun vadeli yumuşak güç (soft power) kapasitelerini ve uluslararası meşruiyetlerini zayıflatma riski taşımaktadır. İsrail Başbakanı’nın konuşmasında, Lübnan’daki siber ve operational müdahaleleri bir "caydırıcılık başarısı" olarak sunması ise uluslararası hukukun ve devlet egemenliklerinin ihlali tartışmalarını derinleştirmiştir. Teknolojik üstünlüğün ve asimetrik harp yöntemlerinin bir kural ihlali aracı olarak meşrulaştırılmaya çalışılması, küresel güvenlik mimarisi açısından son derece tehlikeli bir emsal teşkil etmektedir. Ortaya çıkan bu tablo, küresel sistemde iki temel reform ihtiyacını kaçınılmaz kılmaktadır: Ev Sahibi Ülke Tarafsızlığı: BM Genel Merkezi’nin ev sahibi ülkenin jeopolitik hegemonyasından bağımsızlaştırılması, uluslararası örgütlerin tarafsızlığı açısından yeniden değerlendirilmelidir. BM Güvenlik Konseyi Reformu: BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto mekanizması, uluslararası krizlerde adalet mekanizmasını tıkamaktadır. Sayın Erdoğan'ın "Dünya 5’ten büyüktür" söylemiyle simgeleşen kapsayıcı reform talebi, küresel yönetişimin sürdürülebilirliği için kurumsal bir zorunluluk haline gelmiştir. Sonuç olarak; diplomatik salonların boşalması İsrail’in izlediği stratejinin uluslararası alanda tecrit edildiğini gösterse de, devletlerin vizyonsuz reelpolitik hesapları insani ve hukuki ilkelerin önüne geçmeye devam etmektedir. Sürdürülebilir bir bölgesel istikrar, geçmiş mağduriyetlerin arkasına saklanarak yürütülen politikalarla değil; uluslararası hukukun evrensel ilkelerine koşulsuz sadakatle mümkündür. M.Fethi Aktürk
"Dünya 5’ten Büyüktür" Unutulurken: New York’taki Tiyatro ve BM’nin Varoluş Krizi

Birleşmiş Milletler (BM) 79. Genel Kurulu, küresel diplomasinin mevcut yapısını ve uluslararası sistemdeki derin fay hatlarını bir kez daha gözler önüne serdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun konuşması sırasında çok sayıda ülke heyetinin salonu terk etmesi, yalnızca anlık bir protesto değildir. Bu tablo; İsrail’in uluslararası toplum nezdinde tecrübe ettiği diplomatik tecrit ve derin meşruiyet krizinin somut bir göstergesidir. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) nezdinde yürütülen hukuki süreçler ve Gazze’de yaşanan insani yıkım, Tel Aviv yönetiminin küresel kamuoyundaki hareket alanını giderek daraltmaktadır.


Bu süreçte dikkati çeken en önemli unsurlardan biri de Tel Aviv söyleminde tarihsel hafızanın kullanım biçimidir. Tarihçiler ve uluslararası siyaset uzmanları; Nazi Almanyası’nın gerçekleştirdiği Holokost (Yahudi Soykırımı) trajedisinin ve mağduriyet mirasının, İsrail hükümetleri tarafından diplomatik bir zırh ve dokunulmazlık kalkanı olarak araçsallaştırıldığını sıklıkla vurgulamaktadır. Ancak bugün Gazze’de uygulanan kitlesel imha politikaları, uluslararası hukukun açıkça çiğnenmesi ve sivil yerleşim yerlerinin bombalanması, söz konusu tarihsel mağduriyet söyleminin ikna ediciliğini tamamen kaybettirmiştir. Geçmişteki bir trajediyi günümüzdeki hukuk ihlallerine gerekçe kılma stratejisi, uluslararası toplum nezdinde artık karşılık bulmamaktadır.


Buna karşın BM salonundaki tutumlar incelendiğinde, uluslararası ilişkilerin idealist ilkelerden ziyade realpolitik hesaplar üzerine kurulu yapısı bir kez daha görülmüştür. ABD ve Batılı müttefiklerin yanı sıra; Körfez ülkelerinden Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Güney Kafkasya’nın kilit aktörü Azerbaycan’ın salonda kalmayı sürdürmesi, bölgedeki stratejik ve güvenlik odaklı bağımlılıkların bir yansımasıdır.
Özellikle Azerbaycan’ın bu tutumu, bölgesel kamuoyunda geniş bir tahlil konusudur. Bakü yönetiminin İsrail ile olan ilişkileri; askeri-teknolojik iş birliği, istihbarat paylaşımı ve enerji ihracatı gibi stratejik parametrelere dayanmaktadır. Karabağ’ın toprak bütünlüğünün sağlanması sürecinde Tel Aviv ile yürütülen savunma sanayii ortaklığı, Azerbaycan’ın dış politikasında pragmatik bir hat izlemesine neden olmaktadır. Ancak Gazze’de yaşanan insani trajedinin boyutları göz önüne alındığında, toplumsal vicdan ile devletlerarası reel politikalar arasındaki makasın iyice açıldığı görülmektedir. Eli kanlı bir askeri operasyonu yürüten liderliği salonda dinlemeye devam etmek, ilgili devletlerin uzun vadeli yumuşak güç (soft power) kapasitelerini ve uluslararası meşruiyetlerini zayıflatma riski taşımaktadır.
İsrail Başbakanı’nın konuşmasında, Lübnan’daki siber ve operational müdahaleleri bir "caydırıcılık başarısı" olarak sunması ise uluslararası hukukun ve devlet egemenliklerinin ihlali tartışmalarını derinleştirmiştir. Teknolojik üstünlüğün ve asimetrik harp yöntemlerinin bir kural ihlali aracı olarak meşrulaştırılmaya çalışılması, küresel güvenlik mimarisi açısından son derece tehlikeli bir emsal teşkil etmektedir.
Ortaya çıkan bu tablo, küresel sistemde iki temel reform ihtiyacını kaçınılmaz kılmaktadır:
Ev Sahibi Ülke Tarafsızlığı: BM Genel Merkezi’nin ev sahibi ülkenin jeopolitik hegemonyasından bağımsızlaştırılması, uluslararası örgütlerin tarafsızlığı açısından yeniden değerlendirilmelidir.


BM Güvenlik Konseyi Reformu: BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto mekanizması, uluslararası krizlerde adalet mekanizmasını tıkamaktadır. Sayın Erdoğan'ın "Dünya 5’ten büyüktür" söylemiyle simgeleşen kapsayıcı reform talebi, küresel yönetişimin sürdürülebilirliği için kurumsal bir zorunluluk haline gelmiştir.
Sonuç olarak; diplomatik salonların boşalması İsrail’in izlediği stratejinin uluslararası alanda tecrit edildiğini gösterse de, devletlerin vizyonsuz reelpolitik hesapları insani ve hukuki ilkelerin önüne geçmeye devam etmektedir. Sürdürülebilir bir bölgesel istikrar, geçmiş mağduriyetlerin arkasına saklanarak yürütülen politikalarla değil; uluslararası hukukun evrensel ilkelerine koşulsuz sadakatle mümkündür.

M.Fethi Aktürk

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.