Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

ÇEVRE BASKISI GÖLGESİNDE ANNELİK

Yaşam 29.07.2026 - 15:15, Güncelleme: 29.07.2026 - 15:23 46 kez okundu.
 

ÇEVRE BASKISI GÖLGESİNDE ANNELİK

Sena Ertürk annelik konusunu yazdı...

Merhaba, ben Sena. Gazeteci babanın Telekomcu annenin 4’ünce ve son çocuğuyum. Halihazırda evlat, eş, kardeş ve bir yıldır anne gibi vasıflarım var. Teoride de coğrafya öğretmeniyim. Babam gazeteci olduğu için lisede hep deneme yazıları yazdım. Yazarken çok mutluydum çünkü balık burcu olarak hayalperest olmak beni geniş bir düşünce havuzuna sokuyor. Yapı olarak da genelde yalnızlığı sevdiğim için “düşüncelilik” kaçınılmaz oluyor. Uzun zamandır bir şeyler karalamadığımı ve ihtiyaç hissettiğimi fark ettim. Hem içimi dökmek hem de katkı sunmak istiyorum. Bu yüzden beni en meşgul eden konuyla giriş yapmak istiyorum; annelik. Demiştim ya henüz bir yıllık taze anneyim. Dünyalar tatlısı bir oğlum var. Z kuşağı annenin beta oğlu… Bu yazımda annelikte en çok zorlandığım şeylerden birine değinmek istiyorum; Çevre. Doğum sonrası duygusal ve hormonal değişimler, bebek bakımı, kimlik karmaşası vs bile çevreden sonra geliyor. Çünkü yeni bir annenin algıları hiç olmadığı kadar açık oluyor ve çevre denilen zât kendini haklı görerek konuşuyor… Bir anneye en ağır gelen şey, kendi vicdanından sonra başkalarının sözleridir dostlar. Bir kadın anne olduğunda yalnızca bir çocuk dünyaya gelmez. Aynı anda yeni bir kimlik doğar. Daha önce hiç tanımadığı duygular, korkular, kaygılar ve tarifsiz bir sorumluluk hissi de onunla birlikte hayata gözlerini açar. Anne olduğu ilk günden itibaren artık hiçbir karar eskisi kadar basit değildir. Çocuğunun üzerine örttüğü battaniyeden yediği ilk lokmaya, uyuduğu saatten giydiği çorabın kalınlığına kadar her ayrıntı, zihninde onlarca kez tartılır. “Acaba üşür mü?” “Acaba çok mu kalın giydirdim?” “Yeterince doydu mu?” “Bugün onunla yeterince ilgilenebildim mi?” Belki de anneliğin en görünmeyen yanı budur. Dışarıdan güçlü görünen kadınların içinde, durmaksızın konuşan bir vicdan vardır. Çünkü anneler, çocuklarını herkesten önce kendilerine emanet bilirler. Bu yüzden en büyük eleştiriyi çoğu zaman kendilerine yaparlar. Fakat ne yazık ki o iç ses, hiçbir zaman yalnız kalmaz. Bir süre sonra etrafındaki herkes konuşmaya başlar. “Çocuğa neden çorap giydirmedin?” “Bu havada böyle mi dolaştırılır?” “Neden bu kadar kalın giydirdin, çocuk ter içinde.” “Kucağına çok alıştırıyorsun.” “Bırak biraz ağlasın.”  “Neden mama vermiyorsun?” “Neden mama veriyorsun?” “Neden yürümüyor?” “Neden konuşmuyor?” Sanki annelik, herkesin yorum yapma hakkına sahip olduğu ortak bir alanmış gibi… Oysa kimse, o annenin gecenin üçünde ateş ölçerken yaşadığı korkuyu bilmiyor. Kimse sabaha kadar uyumayan bir bebeğin ardından gün boyu ayakta kalmaya çalışan kadının yorgunluğunu görmüyor. Kimse banyoda sessizce ağladığı dakikaları bilmiyor. Kimse “Bugün iyi bir anne olamadım galiba.” diyerek vicdan azabı çektiği gecelere şahit olmuyor. Çünkü annelik, dışarıdan bakıldığında görünenin çok ötesinde bir emektir. Bir çocuk büyütmek yalnızca onu beslemek değildir. Onun güven duygusunu büyütmektir. Korkularını hafifletmektir. İlk düştüğünde yanında olmaktır. İlk başarısında gözleri dolmaktır. Kendi uykusundan, kendi zamanından, bazen kendi hayatından vazgeçmektir. İşte tam da bu yüzden, dışarıdan söylenen küçük bir cümle bile bazen bir annenin içinde kocaman bir yaraya dönüşebilir. Çünkü zaten kendini sorgulayan bir kalbe bir soru daha eklemek, yükünü hafifletmez. Aksine ağırlaştırır. ⸻ Toplum olarak annelere öğüt vermeyi çok seviyoruz. Fakat çoğu zaman onların neye ihtiyaç duyduğunu sormayı unutuyoruz. Oysa belki de bir annenin duymaya en çok ihtiyacı olan cümleler şunlardır: “Çok yorulduğunu biliyorum.” “Elinden gelenin en iyisini yapıyorsun.” “Mükemmel olmak zorunda değilsin.” “Çocuğun için gösterdiğin çaba görülüyor.” Bazen bir kadını ayakta tutan şey, saatler süren nasihatler değil; birkaç cümlelik anlayıştır. Çünkü annelik yarış değildir. Kimsenin madalya kazanmadığı, ama herkesin elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığı uzun bir yolculuktur. Ve bu yolculukta hiçbir anne, bir başkasının yargısıyla daha iyi anne olmaz. Tam tersine… Her eleştiri, zaten omuzlarında görünmez yükler taşıyan bir kadının sırtına yeni bir ağırlık ekler. ⸻ Belki de artık annelere sürekli neyi yanlış yaptıklarını söylemeyi bırakmalıyız. Çünkü onlar bunu zaten kendilerine fazlasıyla söylüyor. Belki kusur aramak yerine emeği görmeyi öğrenmeliyiz. Bir annenin çocuğuna çorap giydirip giydirmediğine değil, gözlerinin altındaki uykusuzluğa bakmalıyız. Çünkü iyi annelik; kusursuz kararlar vermek değil; her gün yeniden öğrenebilmek, hata yaptığında kendini affedebilmek ve her şeye rağmen çocuğuna sevgiyi hissettirebilmektir. Bir gün çocuklar büyüyecek. O çoraplar küçülecek. Montlar dolabın bir köşesinde kalacak. Ama bir annenin şefkatle tuttuğu el, güvenle sarıldığı kucak ve sevgiyle bakan gözler, bir ömür hatırlanacak. Belki de anneliğin özü tam burada saklıdır. Çocuklar, annelerinin onları kaç kat giydirdiğini değil; kendilerini yanında ne kadar güvende hissettiklerini hatırlar. Bu yüzden sevgili anne… Eğer bugün kendini yetersiz hissediyorsan, bil ki yalnız değilsin. Ve eğer çevrenden gelen bitmek bilmeyen yorumlar bazen seni kendinden şüphe ettiriyorsa, şunu unutma: İyi anneler, hiçbir zaman kendini kusursuz sananlar değildir. İyi anneler; her gün yeniden öğrenen, hata yapmaktan korksa da vazgeçmeyen ve sevgisini her şeyin önüne koyan kadınlardır. Belki de bir anneye verebileceğimiz en büyük hediye, ona yeni tavsiyeler vermek değil; zaten taşıdığı yükü biraz olsun hafifletecek anlayışı gösterebilmektir. Çünkü bazen bir annenin ihtiyacı olan tek şey, yargılanmadan anlaşılmaktır.
Sena Ertürk annelik konusunu yazdı...

Merhaba, ben Sena. Gazeteci babanın Telekomcu annenin 4’ünce ve son çocuğuyum. Halihazırda evlat, eş, kardeş ve bir yıldır anne gibi vasıflarım var. Teoride de coğrafya öğretmeniyim. Babam gazeteci olduğu için lisede hep deneme yazıları yazdım. Yazarken çok mutluydum çünkü balık burcu olarak hayalperest olmak beni geniş bir düşünce havuzuna sokuyor. Yapı olarak da genelde yalnızlığı sevdiğim için “düşüncelilik” kaçınılmaz oluyor.

Uzun zamandır bir şeyler karalamadığımı ve ihtiyaç hissettiğimi fark ettim. Hem içimi dökmek hem de katkı sunmak istiyorum. Bu yüzden beni en meşgul eden konuyla giriş yapmak istiyorum; annelik.

Demiştim ya henüz bir yıllık taze anneyim. Dünyalar tatlısı bir oğlum var. Z kuşağı annenin beta oğlu…

Bu yazımda annelikte en çok zorlandığım şeylerden birine değinmek istiyorum; Çevre.

Doğum sonrası duygusal ve hormonal değişimler, bebek bakımı, kimlik karmaşası vs bile çevreden sonra geliyor. Çünkü yeni bir annenin algıları hiç olmadığı kadar açık oluyor ve çevre denilen zât kendini haklı görerek konuşuyor…

Bir anneye en ağır gelen şey, kendi vicdanından sonra başkalarının sözleridir dostlar.

Bir kadın anne olduğunda yalnızca bir çocuk dünyaya gelmez.

Aynı anda yeni bir kimlik doğar.

Daha önce hiç tanımadığı duygular, korkular, kaygılar ve tarifsiz bir sorumluluk hissi de onunla birlikte hayata gözlerini açar.

Anne olduğu ilk günden itibaren artık hiçbir karar eskisi kadar basit değildir. Çocuğunun üzerine örttüğü battaniyeden yediği ilk lokmaya, uyuduğu saatten giydiği çorabın kalınlığına kadar her ayrıntı, zihninde onlarca kez tartılır.

Acaba üşür mü?

Acaba çok mu kalın giydirdim?

Yeterince doydu mu?

Bugün onunla yeterince ilgilenebildim mi?

Belki de anneliğin en görünmeyen yanı budur.

Dışarıdan güçlü görünen kadınların içinde, durmaksızın konuşan bir vicdan vardır.

Çünkü anneler, çocuklarını herkesten önce kendilerine emanet bilirler.

Bu yüzden en büyük eleştiriyi çoğu zaman kendilerine yaparlar.

Fakat ne yazık ki o iç ses, hiçbir zaman yalnız kalmaz.

Bir süre sonra etrafındaki herkes konuşmaya başlar.

Çocuğa neden çorap giydirmedin?

Bu havada böyle mi dolaştırılır?

Neden bu kadar kalın giydirdin, çocuk ter içinde.

Kucağına çok alıştırıyorsun.

Bırak biraz ağlasın.

 “Neden mama vermiyorsun?

Neden mama veriyorsun?

Neden yürümüyor?

Neden konuşmuyor?

Sanki annelik, herkesin yorum yapma hakkına sahip olduğu ortak bir alanmış gibi…

Oysa kimse, o annenin gecenin üçünde ateş ölçerken yaşadığı korkuyu bilmiyor.

Kimse sabaha kadar uyumayan bir bebeğin ardından gün boyu ayakta kalmaya çalışan kadının yorgunluğunu görmüyor.

Kimse banyoda sessizce ağladığı dakikaları bilmiyor.

Kimse “Bugün iyi bir anne olamadım galiba.” diyerek vicdan azabı çektiği gecelere şahit olmuyor.

Çünkü annelik, dışarıdan bakıldığında görünenin çok ötesinde bir emektir.

Bir çocuk büyütmek yalnızca onu beslemek değildir.

Onun güven duygusunu büyütmektir.

Korkularını hafifletmektir.

İlk düştüğünde yanında olmaktır.

İlk başarısında gözleri dolmaktır.

Kendi uykusundan, kendi zamanından, bazen kendi hayatından vazgeçmektir.

İşte tam da bu yüzden, dışarıdan söylenen küçük bir cümle bile bazen bir annenin içinde kocaman bir yaraya dönüşebilir.

Çünkü zaten kendini sorgulayan bir kalbe bir soru daha eklemek, yükünü hafifletmez.

Aksine ağırlaştırır.

Toplum olarak annelere öğüt vermeyi çok seviyoruz.

Fakat çoğu zaman onların neye ihtiyaç duyduğunu sormayı unutuyoruz.

Oysa belki de bir annenin duymaya en çok ihtiyacı olan cümleler şunlardır:

Çok yorulduğunu biliyorum.

Elinden gelenin en iyisini yapıyorsun.

Mükemmel olmak zorunda değilsin.

Çocuğun için gösterdiğin çaba görülüyor.

Bazen bir kadını ayakta tutan şey, saatler süren nasihatler değil; birkaç cümlelik anlayıştır.

Çünkü annelik yarış değildir.

Kimsenin madalya kazanmadığı, ama herkesin elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığı uzun bir yolculuktur.

Ve bu yolculukta hiçbir anne, bir başkasının yargısıyla daha iyi anne olmaz.

Tam tersine…

Her eleştiri, zaten omuzlarında görünmez yükler taşıyan bir kadının sırtına yeni bir ağırlık ekler.

Belki de artık annelere sürekli neyi yanlış yaptıklarını söylemeyi bırakmalıyız.

Çünkü onlar bunu zaten kendilerine fazlasıyla söylüyor.

Belki kusur aramak yerine emeği görmeyi öğrenmeliyiz.

Bir annenin çocuğuna çorap giydirip giydirmediğine değil, gözlerinin altındaki uykusuzluğa bakmalıyız.

Çünkü iyi annelik; kusursuz kararlar vermek değil; her gün yeniden öğrenebilmek, hata yaptığında kendini affedebilmek ve her şeye rağmen çocuğuna sevgiyi hissettirebilmektir.

Bir gün çocuklar büyüyecek.

O çoraplar küçülecek.

Montlar dolabın bir köşesinde kalacak.

Ama bir annenin şefkatle tuttuğu el, güvenle sarıldığı kucak ve sevgiyle bakan gözler, bir ömür hatırlanacak.

Belki de anneliğin özü tam burada saklıdır.

Çocuklar, annelerinin onları kaç kat giydirdiğini değil; kendilerini yanında ne kadar güvende hissettiklerini hatırlar.

Bu yüzden sevgili anne…

Eğer bugün kendini yetersiz hissediyorsan, bil ki yalnız değilsin.

Ve eğer çevrenden gelen bitmek bilmeyen yorumlar bazen seni kendinden şüphe ettiriyorsa, şunu unutma:

İyi anneler, hiçbir zaman kendini kusursuz sananlar değildir.

İyi anneler; her gün yeniden öğrenen, hata yapmaktan korksa da vazgeçmeyen ve sevgisini her şeyin önüne koyan kadınlardır.

Belki de bir anneye verebileceğimiz en büyük hediye, ona yeni tavsiyeler vermek değil; zaten taşıdığı yükü biraz olsun hafifletecek anlayışı gösterebilmektir.

Çünkü bazen bir annenin ihtiyacı olan tek şey, yargılanmadan anlaşılmaktır.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.