OSMANLI SEYYİD VE ŞERİFLERİ KORUDU BİZ KAPI ÐIŞARI ETTİK!!!
OSMANLI SEYYİD VE ŞERİFLERİ KORUDU BİZ KAPI ÐIŞARI ETTİK!!!
Dr. Seyyid Hüseyin Zerraki yazdı…
Dr. Seyyid Hüseyin Zerraki yazdı…
Osmanlı’da Nakîbüleşraflık Kurumunun Doğuşu,Gelişimi ve Seyyid-Şeriflere Verilen Değer
Osmanlı Devleti'nin tarih sahnesine çıkışı yalnızca fetihlerin, siyasî mücadelelerin ve toprak genişlemesinin tarihi değildir. Osmanlıların kuruluş döneminden itibaren ilme, ulemâya, meşâyıha, sâdâta ve Peygamber Efendimiz'in neslinden gelen seyyid ve şeriflere gösterilen hürmet de devlet anlayışının önemli unsurlarından biri olmuştur.
Büyük Selçuklu Devleti'nin siyasî gücünün zayıflamaya başladığı, Anadolu'daki siyasî dengelerin değiştiği bir dönemde Osman Gazi'nin yıldızının parlaması ve çevresinde güvenli bir siyasî merkez meydana getirmesi, yalnız savaşçı unsurları değil; âlimleri, sûfîleri ve sâdât-ı kirâmı da bu yeni yurda yöneltmiştir.
Osmanlıların yükselişinde yalnız kılıç ehlinin değil, ilim ve irfan ehlinin de büyük rolü vardır.
OSMAN GAZİ DÖNEMİNDE SÂDÂTA BAKIŞ
Osman Gazi ve ilk Osmanlı hükümdarları döneminde seyyid ve şeriflere yönelik özel bir hürmet anlayışının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Sizin aktardığınız Selçuklu dönemine ait menşur ve beratlarda seyyidlerin, “risâlet şeceresinin meyveleri” ve “nübüvvet deryasının incileri” olarak görülmesi, dönemin siyasî ve dinî zihniyetini göstermesi bakımından son derece önemlidir.
Bu anlayışın temelinde, Hz. Peygamber'e duyulan muhabbet ve onun Ehl-i Beyt'ine gösterilen hürmet bulunmaktadır.
Şûrâ sûresinin 23. âyetinde geçen “el-meveddete fi'l-kurbâ” ifadesi de tarih boyunca Ehl-i Beyt sevgisi bağlamında yorumlanmış ve Müslüman toplumlarda Peygamber Efendimiz'in nesline karşı muhabbetin güçlü bir dayanağı olarak görülmüştür.
Bu sebeple seyyid ve şeriflerin korunması, ihtiyaçlarının giderilmesi ve toplum içerisinde kendilerine yakışan bir mevki içerisinde yaşamalarının sağlanması, yalnız idarî bir görev olarak değil, aynı zamanda Peygamber Efendimiz'e duyulan muhabbetin bir tezahürü olarak değerlendirilmiştir.
OSMANLI'DA NAKÎBÜLEŞRAFLIĞIN FİKRÎ TEMELLERİ
Burada önemli bir noktayı birbirinden ayırmak gerekir:
Osman Gazi döneminde henüz Osmanlı Devleti'nde “Nakîbüleşraflık” adıyla kurulmuş resmî bir teşkilât bulunmamaktadır.
Fakat daha sonraki Nakîbüleşraflık kurumunun temel görevlerini meydana getirecek anlayışın köklerini bu ilk dönemde görmek mümkündür.
Bunların başında;
Seyyid ve şeriflere hürmet edilmesi,
Onların korunması,
Muhtaç olanların geçimlerinin temin edilmesi,
Sâdâtın toplum içerisindeki itibarının korunması,
Nesep ve şecere bilgilerinin bilinmesi,
Hak ve hukuklarının gözetilmesi,
Kendilerini küçük düşürecek veya makamlarına uygun olmayan durumlardan korunmaları
gelmektedir.
Selçuklu vesikalarında geçen “istidrâr-ı erzâk”, “esbâb-ı ma‘âş”, “vücûh-ı intiaş” gibi ifadeler de bu anlayışın ekonomik boyutunu göstermektedir.
“İdrâr” veya “istidrâr”, burada sürekli olarak sağlanan tahsisat ve geçim imkânı anlamında kullanılmaktadır. Dolayısıyla sâdâttan ihtiyaç sahibi olanların geçimlerini sağlayabilmeleri için düzenli gelir veya tahsisat verilmesi, sonraki Osmanlı uygulamalarının da anlaşılmasına yardımcı olmaktadır.
SEYYİDLERİN KAYIT ALTINA ALINMASI NEDEN ÖNEMLİYDİ?
Nakîbüleşraflık kurumunun ortaya çıkmasının en önemli sebeplerinden biri de nesep meselesidir.
Hz. Peygamber'in soyundan geldiğini iddia eden kişilerin sayısının artması, gerçek seyyidlerle sonradan bu unvanı kullanan kişilerin birbirinden ayrılmasını gerekli kılmıştır.
Nitekim Osmanlı döneminde Nakîbüleşrafın en önemli vazifelerinden biri seyyid ve şeriflerin nesep kayıtlarını tutmak ve sahte seyyidlik iddialarının önüne geçmekti.
Bu sebeple merkezde ve taşrada Nakîbüleşraf defterleri tutulmuş; seyyidlik ve şeriflik iddiasında bulunanların nesep bilgileri kayda geçirilmiştir.
Böylece devlet bir taraftan Peygamber Efendimiz'in nesline hürmet göstermiş, diğer taraftan bu şerefin istismar edilmesine izin vermemiştir.
YILDIRIM BAYEZİD DÖNEMİ: İLK RESMÎ ADIM
Osmanlılarda Nakîbüleşraflığın tarihî gelişiminde asıl dönüm noktalarından biri Yıldırım Bayezid dönemidir.
802/1400 yılında, seyyid ve şeriflerle ilgilenmek üzere bir makam ihdas edildiği bilinmektedir.
Bu göreve Bağdat eşrafından olup Bursa'da İshâkıyye/Kâzerûniyye Zâviyesi postnişini olan Seyyid Muhammed Nattâ‘ Hüseynî getirilmiştir.
Bu gelişme, Osmanlılarda seyyid ve şeriflerle ilgilenen özel bir makamın ortaya çıkması bakımından son derece önemlidir. Ancak bu dönemde makam henüz sonraki anlamıyla tam teşekküllü bir Nakîbüleşraflık kurumu değildir. Görevli daha çok “nâzır” olarak anılmaktadır.
II. MURAD DÖNEMİ VE GELENEĞİN DEVAMI
Ankara Savaşı'nın ardından yaşanan siyasî çalkantılara rağmen bu gelenek ortadan kalkmamıştır.
Seyyid Muhammed Nattâ‘, Timur ordusuna esir düşmüş, daha sonra Hicaz'a gitmiş ve II. Murad döneminde Bursa'ya dönerek eski görevine yeniden başlamıştır.
Vefatından sonra ise yerine oğlu Zeynelâbidin geçmiştir.
Bu durum, seyyid ve şeriflerle ilgilenen makamın geçici bir uygulama olmaktan çıkıp devamlılık kazanmaya başladığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
II. BAYEZİD DÖNEMİ: NAKÎBÜLEŞRAFLIĞIN KURUMSALLAŞMASI
Nakîbüleşraflık kurumunun gerçek anlamda kurumsallaşması ise II. Bayezid döneminde gerçekleşmiştir.
900/1494 yılında II. Bayezid, hocası Seyyid Abdullah'ın oğlu Seyyid Mahmud'u maaşlı olarak bu göreve tayin etti.
Bu tayin, kurumun tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır.
Çünkü bu tarihe kadar görev yapanlar devletten düzenli maaş almıyor ve “nâzır” olarak anılıyordu. II. Bayezid dönemindeki tayinle birlikte görev resmî bir statü kazanmış ve “Nakîbüleşraf” unvanı kullanılmaya başlanmıştır.
Böylece Osmanlı Devleti'nde seyyid ve şeriflerin nesep, hukuk, sosyal statü ve çeşitli idarî meseleleriyle ilgilenen kurumsal bir yapı ortaya çıkmıştır.
NAKÎBÜLEŞRAFIN GÖREVLERİ
Nakîbüleşraf yalnızca seyyidlerin başında bulunan sembolik bir makam değildi.
Görev alanı oldukça genişti.
Nakîbüleşraf;
Seyyid ve şeriflerin nesep kayıtlarını tutar,
seyyidlik ve şeriflik beratlarının verilmesiyle ilgilenir,
sâdâta tanınan bazı vergi ve askerlik muafiyetlerinin uygulanmasını takip eder,
seyyid ve şeriflerin hukukî meseleleriyle ilgilenir,
sahte seyyidlik iddialarının önüne geçer,
gerektiğinde onların haklarını devlet makamları karşısında korur,
sâdâtın sosyal itibarının muhafaza edilmesini sağlar ve
devletin önemli dinî ve siyasî merasimlerinde onları temsil ederdi.
Osmanlı Devleti'nde seyyid ve şeriflere bazı örfî vergilerden muafiyetler tanınmış, çeşitli dönemlerde kendilerine tahsisatlar ve özel ihsanlar verilmiştir.
Ancak burada önemli bir denge vardır:
Seyyid olmak suç işlemekten veya hukuktan muaf olmak anlamına gelmiyordu.
Seyyid ve şeriflerin sahip oldukları itibar, onların hukuk dışına çıkmasına izin veren bir ayrıcalık değildi. Nitekim Nakîbüleşrafın görevlerinden biri de bu topluluğun kendi içerisinde düzenini korumak ve gerektiğinde suistimallerin önüne geçmekti.
NAKÎBÜLEŞRAFLIK VE DEVLET MERASİMLERİ
Zamanla Nakîbüleşraf Osmanlı devlet protokolünün önemli makamlarından biri hâline geldi.
Biat, bayramlaşma, mevlid, kılıç kuşanma ve padişahların tahta çıkış merasimlerinde Nakîbüleşraf ön sıralarda yer aldı.
Bazı padişahların kılıç kuşanma merasimlerinde Nakîbüleşrafın önemli bir rol üstlendiği görülmektedir.
Padişah sefere çıktığında Nakîbüleşrafın da sâdâtla birlikte sefere katıldığı ve Sancak-ı Şerif'in yanında bulunduğu bilinmektedir. Padişah sefere katılmadığında ise onu temsilen alemdar görevlendirilmekteydi.
Bu durum bize Nakîbüleşraflığın yalnızca idarî bir kurum olmadığını; aynı zamanda Osmanlı devlet zihniyetindeki Peygamber sevgisinin, Ehl-i Beyt muhabbetinin ve dinî sembollerin devlet merasimlerindeki yansıması olduğunu göstermektedir.
TAŞRADA NAKÎBÜLEŞRAFLIK
Merkezde bulunan Nakîbüleşrafın yanında taşrada da bu makamın temsilcileri bulunuyordu.
Bunlara Nakîbüleşraf kaymakamları deniliyordu.
İstanbul'daki merkez Nakîbüleşrafı, farklı bölgelerde görev yapan kaymakamlar vasıtasıyla taşradaki seyyid ve şeriflerin meselelerini takip ediyordu.
Böylece Osmanlı Devleti'nin geniş coğrafyasında bulunan sâdâtın nesep ve hukuk meseleleri merkezi bir sistem içerisinde takip edilmeye çalışılmıştır.
SÂDÂTA HÜRMET, DEVLET AKLININ BİR PARÇASIYDI
Osmanlıların seyyid ve şeriflere gösterdiği hürmet, sadece bir protokol meselesi değildi.
Bu anlayışın arkasında Peygamber Efendimiz'e duyulan derin muhabbet bulunuyordu.
Osmanlı hükümdarları açısından mesele yalnızca:
“Seyyidlere nasıl davranmalıyız?”
sorusundan ibaret değildi.
Asıl mesele:
“Resûlullah'ın emanetine nasıl sahip çıkmalıyız?”
anlayışıydı.
Bu sebeple seyyidlerin ihtiyaçlarının karşılanması, onların zillete düşürülmemesi, nesep ve şecerelerinin korunması, toplum içerisindeki itibarlarının muhafaza edilmesi ve haklarının gözetilmesi önemli kabul edilmiştir.
OSMANLI'NIN İLK DEVRİNDEN KURUMSAL YAPIYA
Bu tarihî gelişmeyi bir bütün hâlinde değerlendirdiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır:
Osman Gazi ve Orhan Gazi döneminde:
Seyyid, şerif, âlim ve sûfîlere yönelik hürmet ve himaye anlayışı güçlendi.
Yıldırım Bayezid döneminde – 802/1400:
Seyyid ve şeriflerle ilgilenmek üzere özel bir makam ortaya çıktı.
II. Murad döneminde:
Bu görev ve gelenek devam ettirildi.
II. Bayezid döneminde – 900/1494:
Seyyid Mahmud'un maaşlı olarak tayiniyle makam kurumsal bir hüviyet kazandı ve Nakîbüleşraf unvanı yerleşti.
Sonraki asırlarda:
Nakîbüleşraflık Osmanlı idarî ve ilmî teşkilâtı içerisinde önemli bir mevki hâline geldi.
Hilâfetin ilgasıyla:
Nakîbüleşraflık kurumu da tarih sahnesinden çekildi.
SONUÇ: BİR MAKAMDAN DAHA FAZLASI
Nakîbüleşraflık, Osmanlı tarihinin yalnızca idarî kurumlarından biri değildir.
Bu kurum, Osmanlı'nın Peygamber Efendimiz'in nesline duyduğu muhabbetin devlet teşkilâtına yansımış şekillerinden biri olarak da değerlendirilebilir.
Fakat kurumun asıl başarısı, hürmet ile düzeni birlikte yürütebilmesinde yatmaktadır.
Bir tarafta:
Sâdât-ı kirâma hürmet…
Diğer tarafta:
Nesebin araştırılması…
Bir tarafta:
İhtiyaç sahiplerinin geçiminin temini…
Diğer tarafta:
Sahte seyyidlik iddialarının önlenmesi…
Bir tarafta:
Peygamber sevgisi…
Diğer tarafta:
Devlet düzeni ve hukuk…
Osmanlıların kurduğu sistem bu iki tarafı bir arada tutmaya çalışmıştır.
Bu bakımdan Nakîbüleşraflık, yüzyıllar boyunca nesebi koruyan, sâdâtın hukukunu gözeten, devlet ile Peygamber nesli arasında resmî bir irtibat noktası oluşturan ve Osmanlı'nın dinî-sosyal zihniyetini yansıtan müstesna kurumlardan biri olmuştur.
Ve bu kurumun hikâyesi bize önemli bir tarihî gerçeği hatırlatmaktadır:
Osmanlı'nın devlet anlayışında fetih kadar muhafaza, kudret kadar hürmet, kılıç kadar ilim ve siyaset kadar gönül de vardı.
TARİHÎ BİR NOT
Osman Gazi dönemine ait olduğu belirtilen 683/1284 tarihli Selçuklu menşurundaki seyyidlerle ilgili tavsiyeler, bu yazının fikrî arka planı bakımından kıymetlidir. Ancak söz konusu belgenin tarihi, nüshası, neşri ve Osman Gazi'ye intikali ayrıca birincil kaynaklar üzerinden kontrol edilmelidir. Bu sebeple metinde söz konusu belgeyi “Nakîbüleşraflık Osman Gazi döneminde kuruldu” şeklinde değil, daha sonraki kurumsallaşmaya zemin hazırlayan erken dönem zihniyetinin bir göstergesi olarak değerlendirmek tarihî açıdan daha sağlamdır.
Nitekim TDV İslâm Ansiklopedisi de Osmanlılarda bu makamın ilk izlerini Yıldırım Bayezid dönemindeki 802/1400 tarihli uygulamaya, kurumlaşmasını ise II. Bayezid'in 900/1494 tarihli tayinine bağlamaktadır.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.




