Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

ISPARTA’NIN GELECEĞİ TURİZMDE SAKLI

Kültür-Sanat 24.07.2026 - 00:21, Güncelleme: 24.07.2026 - 00:21 16 kez okundu.
 

ISPARTA’NIN GELECEĞİ TURİZMDE SAKLI

Kubilay Kapı yazdı...

Bir şehrin kalkınması için yalnızca fabrika kurmak yetmez; yalnızca tarım yapmak ya da yalnızca üniversiteye sahip olmak da kâfi değildir. Asıl mesele, sahip olduğunuz bütün değerleri tek bir hedef doğrultusunda bir araya getirebilmektir. Bence artık Isparta'nın ortak bir vizyonu olmalıdır ve benim hayalimdeki Isparta'nın geleceği, turizmde saklıdır. Ancak burada bahsettiğim turizm anlayışı, yalnızca yaz aylarında birkaç gün süren klasik tatil turizmi değildir. Benim hayal ettiğim Isparta; sağlık, doğa, inanç, kültür, gastronomi, kongre ve kış turizmi ile yılın on iki ayı yaşayan bir turizm şehridir. Çünkü turizm yalnızca otelleri kazandırmaz; esnafı, çiftçiyi, sanayiciyi, restoranı, taksiciyi, kadın girişimciyi ve gençlerimizi kazandırır. Kısacası turizm, şehirde yaşayan herkese dokunan en büyük ekonomik kalkınma modelidir. Bugün elimizde birçok şehrin hayal bile edemeyeceği zenginlikler var. Dünyanın en kaliteli gül yağlarından birini üretiyoruz. Türkiye'nin en önemli elma üretim merkezlerinden biriyiz. Lavantamız, Eğirdir Gölü'müz, Davraz Kayak Merkezimiz, Yazılı Kanyonumuz, Kovada Gölü'müz, zengin bir tarihimiz, iki güçlü üniversitemiz, Şehir Hastanemiz, Tıp Fakültemiz ve gelişmiş bir sağlık altyapımız var. Aslında eksik olan şey kaynak değil, ortak bir vizyondur. Bugün Şarkikaraağaç'ın sahip olduğu potansiyeli bile yeterince konuşmuyoruz. Oysa bu topraklar yalnızca doğal güzellikleriyle değil, tarihiyle de çok önemli bir değere sahip. Antik çağlarda Neapolis olarak bilinen bu bölge, Caralis Gölü'nün batısını takip eden tarihi yol ağının merkezinde yer alıyordu. Daha da önemlisi, Hz. İsa'nın havarisi Aziz Paul'ün Anadolu'da Hristiyanlığı yaymak amacıyla kullandığı Aziz Paul Yolu, Türkiye'nin en uzun ikinci yürüyüş rotası olarak bu topraklardan geçiyor. Bugün dünyanın birçok ülkesinden insanlar yalnızca bu yürüyüş rotalarını deneyimlemek için seyahat ediyor. Biz ise elimizdeki bu değerin farkına yeni yeni varıyoruz. Görev yaptığım süre boyunca Isparta'nın geleceğine katkı sağlayacağını düşündüğüm birçok proje hazırladım: Eğirdir Adası: Plansız yapılaşmadan kurtarılarak sosyal yaşamın merkezi hâline gelmeli. Eğirdir, yalnızca gölü seyredip geri dönülen bir ilçe olmamalıdır. Hayalim; marina yatırımlarıyla teknelerin yanaştığı, butik otelleriyle misafirlerini ağırlayan, göl kenarında yürüyüş yolları, bisiklet parkurları ve sosyal yaşam alanları bulunan, yıl boyunca festivaller düzenlenen bir Eğirdir'dir. Tıpkı Antalya Beach Park gibi; insanların sabah kahvaltısından akşam yürüyüşüne kadar vakit geçirmek istediği, sadece Ispartalıların değil, Türkiye'nin ve dünyanın ilgisini çeken bir yaşam merkezi... Eğirdir'in sahip olduğu doğal güzellik, doğru planlama ile yalnızca göl turizminin değil, şehrimizin vitrini olabilir. Sağlık Turizmi: Isparta, sağlık altyapısıyla Türkiye'nin önemli şehirlerinden biridir. Şehir Hastanesi, Tıp Fakültesi, özel hastaneleri ve yetişmiş sağlık kadrolarıyla aslında sağlık turizmi için güçlü bir potansiyele sahibiz. Bu nedenle, yeni otogar arkasındaki atıl alanların; oteller, özel poliklinikler, rehabilitasyon merkezleri ve uluslararası hasta kabul eden sağlık kampüsleriyle değerlendirilmesini uzun zamandır savunuyorum. Bir an düşünün; bir hasta diş tedavisi için Isparta'ya geliyor, bir başkası saç ekimi yaptırıyor. Tedavisini tamamladıktan sonra hemen dönmek yerine birkaç gün daha şehrimizde kalıyor. Kızıldağ Milli Parkı'nın mavi sedir ormanlarında temiz havayı soluyor, bungalovlarda veya doğayla iç içe konaklama tesislerinde dinleniyor. Eğirdir'i geziyor, Davraz'a çıkıyor; restoranlarımızda yemek yiyor, araç kiralıyor, gül ürünleri, lokum ve elma ürünleri satın alıyor, esnafımızdan alışveriş yapıyor. Yani yalnızca hastaneye değil, şehrimizin tamamına ekonomik katkı sağlıyor. İşte benim hayalini kurduğum sağlık turizmi tam olarak budur ve en güzeli de şehre döviz bırakıyor. Bağcılık ve Gastronomi: Senirkent ve Uluğbey, yalnızca üzüm üreten bölgeler olarak kalmamalıdır. Bu bölgelerimizi; bağ evleri, butik şarap üreticileri, yöresel lezzet durakları, gastronomi festivalleri ve üzüm hasadı etkinlikleriyle yaşayan turizm merkezlerine dönüştürebiliriz. Şirince bunun en güzel örneklerinden biridir. İnsanlar yalnızca ürün satın almak için değil, o ürünün hikâyesini yaşamak için de geliyor. Biz de üzümümüzü sadece satmamalıyız; bağlarımızı gezdirmeli, üretimimizi göstermeli, yöresel mutfağımızı tanıtmalı ve festival kültürümüzü geliştirmeliyiz. Çünkü artık dünyada insanlar sadece ürün değil, deneyim satın alıyor. Belki bu projelerin tamamı bugün hayata geçmedi; ama önemli olan şudur: Bir şehir önce hayal kurar, sonra projelerini hazırlar, ardından o hayalleri gerçeğe dönüştürür. Ben artık Isparta'nın yalnızca ham madde üreten bir şehir olarak anılmasını istemiyorum. Gülümüzü üretelim ama dünyanın en iyi parfüm markalarını da çıkaralım. Elmamızı üretelim ama elma suyunu, sirkesini, cipsini ve dünya markalarını da biz oluşturalım. Turist yalnızca gülü görüp geri dönmesin; şehrimizde birkaç gün geçirsin, doğasını gezsin, yöresel ürünlerimizi tatsın, esnafımızdan alışveriş yapsın ve şehrimize döviz bıraksın. Çünkü turizm yalnızca ziyaretçi ağırlamak değildir; turizm; üretimi büyütmek, istihdam oluşturmak, marka değerini artırmak ve şehir ekonomisini çeşitlendirmektir. Hayalim büyük. 2035 yılında yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın konuştuğu bir Isparta görmek istiyorum: Gülüyle, sağlık turizmiyle, Davraz'ıyla, Eğirdir'iyle, Aziz Paul Yolu'yla, elmasıyla, üniversiteleriyle ve üreten insanıyla yılın on iki ayı yaşayan bir Isparta... Bunun hayal olmadığını biliyorum; çünkü bu şehirde kaynak var, potansiyel var, üreten insan var, girişimci var, çalışkanlık var. Eksik olan tek şey, bütün bu değerleri ortak bir hedef etrafında birleştirebilmektir. Artık sahip olduğumuz zenginlikleri tek tek konuşmanın değil, onları tek bir vizyon altında buluşturmanın zamanı geldi. Çünkü geleceğin şehirleri, en fazla kaynağa sahip olanlar değil; sahip olduğu değerleri ortak akıl ve doğru planlamayla yönetenler olacaktır. Ben inanıyorum ki Isparta, bunu başarabilecek şehirlerden biridir.   Kubilay Kapı İş İnsanı • Medya Yöneticisi
Kubilay Kapı yazdı...

Bir şehrin kalkınması için yalnızca fabrika kurmak yetmez; yalnızca tarım yapmak ya da yalnızca üniversiteye sahip olmak da kâfi değildir. Asıl mesele, sahip olduğunuz bütün değerleri tek bir hedef doğrultusunda bir araya getirebilmektir. Bence artık Isparta'nın ortak bir vizyonu olmalıdır ve benim hayalimdeki Isparta'nın geleceği, turizmde saklıdır.

Ancak burada bahsettiğim turizm anlayışı, yalnızca yaz aylarında birkaç gün süren klasik tatil turizmi değildir. Benim hayal ettiğim Isparta; sağlık, doğa, inanç, kültür, gastronomi, kongre ve kış turizmi ile yılın on iki ayı yaşayan bir turizm şehridir. Çünkü turizm yalnızca otelleri kazandırmaz; esnafı, çiftçiyi, sanayiciyi, restoranı, taksiciyi, kadın girişimciyi ve gençlerimizi kazandırır. Kısacası turizm, şehirde yaşayan herkese dokunan en büyük ekonomik kalkınma modelidir.

Bugün elimizde birçok şehrin hayal bile edemeyeceği zenginlikler var. Dünyanın en kaliteli gül yağlarından birini üretiyoruz. Türkiye'nin en önemli elma üretim merkezlerinden biriyiz. Lavantamız, Eğirdir Gölü'müz, Davraz Kayak Merkezimiz, Yazılı Kanyonumuz, Kovada Gölü'müz, zengin bir tarihimiz, iki güçlü üniversitemiz, Şehir Hastanemiz, Tıp Fakültemiz ve gelişmiş bir sağlık altyapımız var. Aslında eksik olan şey kaynak değil, ortak bir vizyondur.

Bugün Şarkikaraağaç'ın sahip olduğu potansiyeli bile yeterince konuşmuyoruz. Oysa bu topraklar yalnızca doğal güzellikleriyle değil, tarihiyle de çok önemli bir değere sahip. Antik çağlarda Neapolis olarak bilinen bu bölge, Caralis Gölü'nün batısını takip eden tarihi yol ağının merkezinde yer alıyordu. Daha da önemlisi, Hz. İsa'nın havarisi Aziz Paul'ün Anadolu'da Hristiyanlığı yaymak amacıyla kullandığı Aziz Paul Yolu, Türkiye'nin en uzun ikinci yürüyüş rotası olarak bu topraklardan geçiyor. Bugün dünyanın birçok ülkesinden insanlar yalnızca bu yürüyüş rotalarını deneyimlemek için seyahat ediyor. Biz ise elimizdeki bu değerin farkına yeni yeni varıyoruz.

Görev yaptığım süre boyunca Isparta'nın geleceğine katkı sağlayacağını düşündüğüm birçok proje hazırladım:

Eğirdir Adası: Plansız yapılaşmadan kurtarılarak sosyal yaşamın merkezi hâline gelmeli. Eğirdir, yalnızca gölü seyredip geri dönülen bir ilçe olmamalıdır. Hayalim; marina yatırımlarıyla teknelerin yanaştığı, butik otelleriyle misafirlerini ağırlayan, göl kenarında yürüyüş yolları, bisiklet parkurları ve sosyal yaşam alanları bulunan, yıl boyunca festivaller düzenlenen bir Eğirdir'dir. Tıpkı Antalya Beach Park gibi; insanların sabah kahvaltısından akşam yürüyüşüne kadar vakit geçirmek istediği, sadece Ispartalıların değil, Türkiye'nin ve dünyanın ilgisini çeken bir yaşam merkezi... Eğirdir'in sahip olduğu doğal güzellik, doğru planlama ile yalnızca göl turizminin değil, şehrimizin vitrini olabilir.

Sağlık Turizmi: Isparta, sağlık altyapısıyla Türkiye'nin önemli şehirlerinden biridir. Şehir Hastanesi, Tıp Fakültesi, özel hastaneleri ve yetişmiş sağlık kadrolarıyla aslında sağlık turizmi için güçlü bir potansiyele sahibiz. Bu nedenle, yeni otogar arkasındaki atıl alanların; oteller, özel poliklinikler, rehabilitasyon merkezleri ve uluslararası hasta kabul eden sağlık kampüsleriyle değerlendirilmesini uzun zamandır savunuyorum. Bir an düşünün; bir hasta diş tedavisi için Isparta'ya geliyor, bir başkası saç ekimi yaptırıyor. Tedavisini tamamladıktan sonra hemen dönmek yerine birkaç gün daha şehrimizde kalıyor. Kızıldağ Milli Parkı'nın mavi sedir ormanlarında temiz havayı soluyor, bungalovlarda veya doğayla iç içe konaklama tesislerinde dinleniyor. Eğirdir'i geziyor, Davraz'a çıkıyor; restoranlarımızda yemek yiyor, araç kiralıyor, gül ürünleri, lokum ve elma ürünleri satın alıyor, esnafımızdan alışveriş yapıyor. Yani yalnızca hastaneye değil, şehrimizin tamamına ekonomik katkı sağlıyor. İşte benim hayalini kurduğum sağlık turizmi tam olarak budur ve en güzeli de şehre döviz bırakıyor.

Bağcılık ve Gastronomi: Senirkent ve Uluğbey, yalnızca üzüm üreten bölgeler olarak kalmamalıdır. Bu bölgelerimizi; bağ evleri, butik şarap üreticileri, yöresel lezzet durakları, gastronomi festivalleri ve üzüm hasadı etkinlikleriyle yaşayan turizm merkezlerine dönüştürebiliriz. Şirince bunun en güzel örneklerinden biridir. İnsanlar yalnızca ürün satın almak için değil, o ürünün hikâyesini yaşamak için de geliyor. Biz de üzümümüzü sadece satmamalıyız; bağlarımızı gezdirmeli, üretimimizi göstermeli, yöresel mutfağımızı tanıtmalı ve festival kültürümüzü geliştirmeliyiz. Çünkü artık dünyada insanlar sadece ürün değil, deneyim satın alıyor.

Belki bu projelerin tamamı bugün hayata geçmedi; ama önemli olan şudur: Bir şehir önce hayal kurar, sonra projelerini hazırlar, ardından o hayalleri gerçeğe dönüştürür.

Ben artık Isparta'nın yalnızca ham madde üreten bir şehir olarak anılmasını istemiyorum. Gülümüzü üretelim ama dünyanın en iyi parfüm markalarını da çıkaralım. Elmamızı üretelim ama elma suyunu, sirkesini, cipsini ve dünya markalarını da biz oluşturalım. Turist yalnızca gülü görüp geri dönmesin; şehrimizde birkaç gün geçirsin, doğasını gezsin, yöresel ürünlerimizi tatsın, esnafımızdan alışveriş yapsın ve şehrimize döviz bıraksın. Çünkü turizm yalnızca ziyaretçi ağırlamak değildir; turizm; üretimi büyütmek, istihdam oluşturmak, marka değerini artırmak ve şehir ekonomisini çeşitlendirmektir.

Hayalim büyük. 2035 yılında yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın konuştuğu bir Isparta görmek istiyorum: Gülüyle, sağlık turizmiyle, Davraz'ıyla, Eğirdir'iyle, Aziz Paul Yolu'yla, elmasıyla, üniversiteleriyle ve üreten insanıyla yılın on iki ayı yaşayan bir Isparta...

Bunun hayal olmadığını biliyorum; çünkü bu şehirde kaynak var, potansiyel var, üreten insan var, girişimci var, çalışkanlık var. Eksik olan tek şey, bütün bu değerleri ortak bir hedef etrafında birleştirebilmektir. Artık sahip olduğumuz zenginlikleri tek tek konuşmanın değil, onları tek bir vizyon altında buluşturmanın zamanı geldi. Çünkü geleceğin şehirleri, en fazla kaynağa sahip olanlar değil; sahip olduğu değerleri ortak akıl ve doğru planlamayla yönetenler olacaktır.

Ben inanıyorum ki Isparta, bunu başarabilecek şehirlerden biridir.

 

Kubilay Kapı

İş İnsanı • Medya Yöneticisi

Isparta HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.