KUDÜS’ÜN SON NÖBETÇİSİ: BİR SADAKAT DESTANI
KUDÜS’ÜN SON NÖBETÇİSİ: BİR SADAKAT DESTANI
Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın yazdı...
Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın yazdı...

Tarih, bazen büyük orduların ve görkemli zaferlerin değil, tek bir insanın sessiz fakat sarsılmaz duruşunun hikâyesini yazar. Kamuoyunda “Kudüs’ün Son Nöbetçisi” olarak bilinen Iğdırlı Onbaşı Hasan’ın anlatısı da vefanın, vazife ahlakının ve emanete duyulan bağlılığın toplumsal hafızadaki en güçlü sembollerinden biridir.
1917 yılında Osmanlı ordusunun Kudüs’ten çekilmek zorunda kalmasıyla birlikte Onbaşı Hasan’ın, kumandanından aldığı emre bağlı kalarak Mescid-i Aksa’daki nöbet yerini terk etmediği anlatılmaktadır. Çünkü onun dünyasında Kudüs, yalnızca siyasi sınırlar içerisinde kalan bir şehir değildi. Kudüs; Müslümanların ilk kıblesi, peygamberlerin hatırası, ecdadın mirası ve korunması gereken mukaddes bir emanetti.
Onbaşı Hasan’ın duruşu, yalnızca askerî disiplin ve emre itaat kavramlarıyla açıklanamaz. Onun nöbeti, bireyin mensubu olduğu toplumun tarihsel hafızasını ve değerler dünyasını kendi benliğinde taşımasının anlamlı bir örneğidir. Sosyolojik açıdan değerlendirildiğinde bu tavır, bireysel sorumluluğun toplumsal ve kültürel bir sembole dönüşmesini ifade etmektedir.
Bir insan öldüğünde bedeni toprağa emanet edilir; bir emanete sadakatle sahip çıktığında ise adı tarihin vicdanına yazılır. Çünkü bazı nöbetler kulelerde değil, ömür boyunca insanın kalbinde tutulur.
Onun görevini yıllarca sürdürmesini sağlayan şey makam, maaş ya da şöhret değildi. Onbaşı Hasan’ı ayakta tutan temel değer, vazifesini kişisel bir onur ve vicdani bir sorumluluk olarak görmesiydi. Kimsenin kendisini görmediği, alkışlamadığı ve denetlemediği bir zamanda dahi nöbetini devam ettirmesi, gerçek görev bilincinin dış denetimden değil, insanın kendi vicdanından doğduğunu göstermektedir.
Gerçek sadakat, yalnızca otoritenin bulunduğu zamanlarda kurallara bağlı kalmak değildir. Asıl sadakat; hiçbir karşılık beklemeden, hiçbir takdir görmeden ve şartlar değişse dahi doğru kabul edilen değerlerin arkasında durabilmektir. Bu bakımdan Onbaşı Hasan’ın nöbeti, ahlaki sorumluluğun ve içselleştirilmiş vazife bilincinin simgesidir.
Kudüs; tarih, inanç ve medeniyetin kesiştiği, insanlığın ortak hafızasında özel bir yere sahip olan mukaddes bir merkezdir. Bu nedenle Kudüs’e sahip çıkmak yalnızca bir şehri veya coğrafi alanı savunmak anlamına gelmez. Kudüs’e sahip çıkmak; adaleti, barışı, kültürel mirası, tarihsel hafızayı ve kutsal değerlere duyulan hürmeti korumaktır.
Iğdırlı Onbaşı Hasan’ın hayatından günümüze ulaşan anlatı, vefanın geçmişe duyulan duygusal bir özlemden ibaret olmadığını göstermektedir. Vefa; geçmişten devralınan emaneti anlamak, korumak ve gelecek kuşaklara aynı sorumluluk bilinciyle aktarabilmektir.
Onbaşı Hasan’ın 1982 yılındaki vefatına kadar sürdürdüğü ifade edilen nöbeti, maddi bir mirastan çok daha değerli, manevi ve ahlaki bir miras bırakmıştır. Bu miras; sadakatle yerine getirilmiş bir vazifenin, emanete bağlılığın ve unutulmayan bir vicdanın mirasıdır.
Onun aziz hatırası, yalnızca Kudüs’ün taşlarında değil; vazife, vefa ve sadakat kavramlarını yüreğinde taşıyan milletimizin ortak hafızasında yaşamaya devam edecektir.
Kudüs emanettir.Emanet ise sadakat ister.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
“Tarih, kalabalıkları değil; emanet uğruna ömrünü nöbete dönüştüren sessiz vicdanları ölümsüzleştirir. “
Sosyolog- Pedagog- Araştırmacı Yazar, Doğu ve Güneydoğu Kültür ve Sanat Derneği Kadın Kolları Genel Başkanı
Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.




