Turizmde Yarını Olmayan Bir Hırsın Sonu
Turizmde Yarını Olmayan Bir Hırsın Sonu
Turizmde Yarını Olmayan Bir Hırsın Sonu
Turizmde Yarını Olmayan Bir Hırsın Sonu
Bugün Türkiye’de turizmin gerilemesini sadece küresel krizlerle, kur hareketleriyle ya da dış politikayla açıklamaya çalışmak, aynaya bakmaktan kaçınmaktır. Evet, bir gerileme var ve bu gerilemenin arkasındaki en büyük fail; sahil şeritlerini, turistik kentleri birer "av sahası", yerli ve yabancı turisti ise "yolunacak kaz" olarak gören pervasız zihniyettir.
Dün gece, komşu ülkelerdeki restoranlarda 4 kişilik mükellef bir akşam yemeğinin fiyatını gören Türk tatilci, kendi ülkesinde bunun iki-üç katı bir hesapla masadan kalkıyorsa burada bir sistem hatası değil, bir ahlak hatası vardır. Market raflarında 5 TL olan 500 ml'lik sıradan bir suyun, tatil beldesinde serinlemek isteyen bir aileye 50 TL’ye satılması, bir kepçe dondurma için 200-300 TL talep edilmesi ticaret değil, düpedüz fırsatçılıktır. Direksiyona geçtiğinde "Ooo, turist yakaladım!" diyerek takometreyi açmayıp 3-5 katı fiyat çeken bazı taksicilerin yarattığı itibar kaybını, milyon dolarlık reklam kampanyaları bile toparlayamaz.
Sorumluluktan Kaçma Kolaycılığı: Peki Yine mi Sadece Devlet Suçlu?
Burada sormamız gereken en can alıcı soru şudur: Peki yine devlet mi suçlu? Denetlemeyi sadece devlet veya belediye mi yapacak? Biz vicdanımızla bunu hiç sorgulamayacak mıyız?
Her sıkıştığımızda "Devlet nerede, belediye niye ceza kesmiyor?" kolaycılığına kaçıyoruz. Elbette kamusal denetim şarttır ve en ağır şekilde uygulanmalıdır. Ancak zabıtanın, müfettişin her masanın başına bir polis dikmesi imkansızdır. Asıl denetim, esnafın kendi terazisinde, otel patronunun kendi cüzdanında ve her birimizin kendi vicdanında başlamalıdır. Ticaret ahlakını kaybetmiş, ahilik kültürünü tamamen unutup yerine "Bugün ne koparırsam kârdır" mantığını koymuş bir esnaf yapılanmasını hangi ceza düzeltebilir? Bu sektörden ekmek yatan patronların ve milyonlarca çalışanın durup bunu tekrar gözden geçirmesi hayati bir zorunluluktur.
Rakamlar Yalan Söylemez: Boş Kalan Odalar Kimin Eseri?
"Bu sene çok kâr edeyim" derken, seneye müşteri, yazlıkçı, tatilci bulamayıp "Nerede bu devlet, turizm bitti!" diye ağlamanın hiçbir anlamı yok. Nitekim turizm verileri ve otel doluluk oranları, bu fahiş fiyat politikasının ve kalitesizleşmenin faturasını şimdiden önümüze koymaya başladı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile sektör raporlarına bakıldığında, turizmin altın yılları ile bugünün tablosu arasındaki uçurum net bir şekilde görülüyor:
Geçmişin Zirvesi: Pandemi öncesi son normal yıl olan 2019’da Türkiye genelinde otel doluluk oranları yıllık bazda %58,9 seviyelerindeydi ve temmuz gibi pik dönemlerde Ege ve Akdeniz'deki işletmelerde boş oda bulmak imkansızdı, doluluklar %82,7 civarındaydı.
Kademeli Düşüş: Pandemi sonrasındaki toparlanma evresinde, 2022 yılının Temmuz ayında işletme belgeli otellerin doluluk oranı %78 ile güçlü bir dönüş sinyali vermişti. Ancak fahiş fiyatların ve denetimsizliğin baş gösterdiği sonraki yıllarda bu ivme tamamen tersine döndü.
Son Yılların Acı Tablosu: Yıllık ortalama otel dolulukları 2024 yılında %51,91 seviyesindeyken, son verilere göre bu oran %49,54’e kadar geriledi.
Temmuz Ayı Alarmları: Özellikle Bodrum, Marmaris, Çeşme gibi fahiş fiyat algısının zirve yaptığı Muğla ve İzmir bölgelerinde, yaz sezonunun kalbi sayılan temmuz ve nisan dönemi doluluk oranları bazı turistik ilçelerde %25 ila %30’ların altına kadar düştü. Eskiden iğne atsan yere düşmeyen sahiller, yerli turistin vize kolaylığıyla komşu Yunan adalarına ya da alternatif ülkelere kaçmasıyla sessizliğe büründü.
Sonuç: Yarını Olmayan Bir Hırsın Sonu
Bu veriler, Türk turizminin kapasite yetersizliğinden değil; açgözlülükten ve kendi insanını, kendi misafirini küstürmesinden dolayı kan kaybettiğini kanıtlıyor. Turist salak değildir; bir kez kazıklanır, ikinci kez gelmez ve bunu tüm dünyaya anlatır.
Eğer sahil kenarındaki otelciler, pansiyoncular, restoran sahipleri ve taksiciler bu hırslarını vicdan terazisine vurmazlarsa; bugün kazandıklarını sandıkları o fahiş paralar, yarın bomboş kalan tesislerin, kilit vurulan dükkanların borçlarını ödemeye yetmeyecektir.
Yayınlar manipüle edilmiş, kurallar esnetilmiş olabilir ama serbest piyasa adı altında yapılan bu vicdansızlığın cezasını yine o piyasanın kendisi keser. Şimdi sorma sırası bizde: Yeşil sahalardan turizm sahillerine kadar uzanan bu doymak bilmez hırs ve adalet terazisinin bozulması hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.




