
Dokuz Eylül Üniversitesi'nin 2026-2027 Akademik Yılı'nda ilk kez öğrenci kabul edecek İngilizce Tıp Programı ile Havacılık ve Uzay Mühendisliği Programının tanıtım toplantısına katıldım.
Toplantıdan bir gün önce duayen bir siyasetçiyle sohbet ediyorduk.
"Kahvaltıda Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz'ın basın toplantısına katılacağım." deyince sözü hemen rektöre getirdi.
Yaklaşık on dakika boyunca Bayram Yılmaz'ı anlattı.
"İki yılda üniversiteyi ayağa kaldırdı... Bilgili bir akademisyen ama ondan da önemlisi iyi bir yönetici. Hocalarla kurduğu sıcak diyalog, ekip ruhu ve çalışkanlığı başarıyı beraberinde getirdi." dedi.
Doğrusu merak ettim.
Çünkü insanı anlatanlar ile insanın kendisi bazen birbirini tutmaz.
Yaklaşık iki saat süren toplantıda ilk kez tanıdığım Sayın Bayram Yılmaz'ı dikkatle izledim.
Yaklaşık 45 yıldır gazetecilik yapıyorum.
Bu meslek bize sadece haber yazmayı öğretmedi.
İnsan okumayı da öğretti.
Bir insanın konuşmasından, ekibine davranışından, mikrofonu nasıl kullandırdığından, başarıyı kendine mi yoksa çalışma arkadaşlarına mı mal ettiğinden birçok şeyi anlayabiliyorsunuz.
İşte DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz'da dikkatimi çeken ilk özellik de buydu.
Kendisi konuştu ama gerektiği yerde sözü rektör yardımcılarına, dekanlara ve bölüm başkanlarına bıraktı.
Hem de öyle sorularla...
Futbol tabiriyle söyleyecek olursak tam anlamıyla "gollük paslar" verdi.
Her biri kendi alanındaki başarıları anlattı.
O sırada hocalarımızdan biri çok güzel bir cümle kurdu.
"İyi futbol iyi futbolcularla oynanır."
Ben de içimden şu cümleyi kurdum: İyi üniversite de iyi akademisyenlerle olur.
Ama bunun bir şartı daha var.
O akademisyenleri aynı hedef etrafında buluşturabilecek iyi bir yönetici gerekir.
Çünkü dünyanın en iyi kadrosunu bile kötü yönetirseniz başarı gelmez.
Bugün birçok kurumun yaşadığı sorun maalesef budur.
İlk yıllarda büyük heyecanla göreve başlayan yöneticiler zamanla o heyecanı kaybedebiliyor.
Bu çok doğal.
Asıl marifet ise heyecanı kuruma yayabilmek ve onu sürekli canlı tutabilmektir.
Dokuz Eylül Üniversitesi'nde son iki yılda görünen tablo tam da bunu anlatıyor.
***
Dokuz Eylül Üniversitesi zaten Türkiye'nin marka üniversitelerinden biri.
Köklü geçmişi, güçlü akademik kadrosu ve yetiştirdiği binlerce mezunla önemli bir değere sahip.
Ancak kabul etmek gerekir ki son yıllarda özellikle üniversite hastanesiyle ilgili yaşanan sıkıntılar kamuoyunda üniversitenin önüne geçmişti.
Bugün ise farklı bir tablo konuşuluyor.
Yoğun bakım ünitesi tamamen yenilenmiş.
Yatak kapasitesi neredeyse iki katına çıkarılmış.
Sağlık kampüsü için uzun vadeli bir master plan hazırlanmış.
Organ nakli ve ileri tedavi merkezlerini büyütecek yeni hastane yatırımı gündeme alınmış.
Kalp ritim bozuklukları alanında Türkiye'nin önemli merkezlerinden biri olan Aritmi Merkezi yeni binasına taşınmış.
Bütün bunlar günü kurtarmaya yönelik işler değil.
Geleceğe bırakılacak yatırımlar.
***
Bayram Yılmaz'ın hemen her konuşmasında tekrar ettiği bir cümle var.
"Dokuz Eylül Üniversitesi araştırma üniversitesi kimliğini daha da ileri taşıyacak."
Bu sözün altı da boş değil.
Bilimsel yayın kalitesi...
Uluslararası projeler...
TÜBİTAK destekleri...
Patent üretimi...
Teknopark...
Teknoloji transferi...
Milli Teknoloji Atölyesi...
Yeni araştırma gemisi...
Hepsi aynı vizyonun parçaları.
Üniversitenin sadece ders veren değil; bilgi üreten, teknoloji geliştiren ve dünya ile rekabet eden bir kurum olması hedefleniyor.
***
Basın toplantısında en çok dikkatimi çeken gelişmelerden biri de İngilizce Tıp Programı oldu.
Ege Bölgesi devlet üniversiteleri arasında ilk kez uygulanacak olması başlı başına önemli.
Ardından Havacılık ve Uzay Mühendisliği Programı...
Yurt dışından akademisyenlerin üniversiteye kazandırılması...
Diş Hekimliği Fakültesinde İngilizce program hazırlıkları...
Veteriner Fakültesinin öğrenci kabulüne hazırlanması...
Bunların tamamı üniversitenin uluslararasılaşma hedefinin somut adımları.
Bayram Yılmaz'ın yine ekibini, akademisyenlerini, çalışma arkadaşlarını ön plana çıkaran "Potansiyelimiz vardı, onu hayata geçirme fırsatı bulduk." sözü aslında son iki yıldaki başarının kısa özeti gibi.
***
Bir başka ayrıntı daha...
Çoğu yönetici büyük projeleri anlatır.
Rektör Bayram Yılmaz ise öğrencilerin ücretsiz çorbasından, sandviçinden, ayranından, sevdiğini söylediği meyveli yoğurduna kadar uzanan hizmetleri de aynı heyecanla anlattı.
Yemek hizmetinin üniversite bünyesine alınmasıyla elde edilen tasarrufun yine öğrenciye döndüğünü ifade etti.
Yaklaşık üç bin kişilik yeni kız yurdu müjdesini verdi.
Bunlar belki manşet olmayabilir.
Ama öğrencinin hayatına doğrudan dokunan işlerdir.
***
Toplantının sonunda dikkatimi çeken bir başka ayrıntı ise 20 Temmuz'du.
Kıbrıs Barış Harekâtı'nın yıl dönümü...
Aynı zamanda Dokuz Eylül Üniversitesinin kuruluş yıl dönümü...
Rektör Bayram Yılmaz konuşmasının bu bölümünde yalnızca üniversitenin kuruluşunu kutlamakla yetinmedi.
Kıbrıs Barış Harekâtı'nı hatırlattı.
Merhum Bülent Ecevit'i ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ı rahmet ve minnetle andı.
Tarihe vefa göstermesi de ayrıca dikkat çekiciydi.
***
Hayatta makam sahibi olmak çok zor değildir.
Asıl zor olan, o makamın hakkını verebilmektir.
Çünkü makamlar insana itibar kazandırmaz.
İnsanlar yaptıkları hizmetlerle makamlarına itibar kazandırırlar.
İlk kez tanıdığım Prof. Dr. Bayram Yılmaz hakkında iki saatlik bir toplantı sonunda edindiğim izlenim şu oldu:
Çok iş üretmeye çalışan...
Başarıyı tek başına sahiplenmeyip ekibiyle paylaşan...
Üniversiteyi sadece bugüne değil, geleceğe hazırlamaya çalışan bir yönetici profili çiziyor.
Elbette eksikler vardır.
Her kurumun vardır.
Hiçbir yönetim kusursuz değildir.
Ancak önemli olan, üniversitenin yönünün yukarıya doğru olup olmadığıdır.
Ben Dokuz Eylül Üniversitesinde bu yönü gördüm.
Dilerim bu ivme devam eder.
Çünkü güçlü üniversiteler sadece diploma vermez.
Bilim üretir, teknoloji geliştirir, şehirlerine değer katar ve ülkenin geleceğini inşa eder.
Her zaman söylediğimiz gibi...
Makamlar gelip geçicidir. Geriye ise yalnızca bırakılan eserler ve insanların hafızasında yer eden hizmetler kalır. Rabbim, bulunduğu makamın hakkını veren yöneticilerin sayısını artırsın.



