KADIN YÖNETİMDE NEDEN DAHA AZ YER ALIYOR?
KADIN YÖNETİMDE NEDEN DAHA AZ YER ALIYOR?
Müslüm Aktürk yazdı...
Müslüm Aktürk yazdı...
Ankara’daki Şanlıurfalılar WhatsApp grubunda Prof. Dr. Hatice Feriha Akpınarlı hocamız bana şöyle bir soru yöneltti:
“Müslüm Bey, Urfa’ya hiç emek veren, başarılı olan kadınlarımız yok mu? Benim bildiğim geçmişte ve günümüzde çok başarılı kadınlarımız var. Hep erkekler öne çıkıyor. Hâlbuki peygamberler şehri ve Türk boylarının yerleştiği bir bölge bizim memleketimiz. Türklerde hakanın yanında hep hatun olmuştur.”
Hocamızın sorusuna kısa bir cevap verdim. Ancak daha sonra gruptaki hemşehrilerimizin de konuya ilişkin güzel değerlendirmelerini görünce, meselenin biraz daha geniş ele alınması gerektiğini düşündüm.
Öncelikle şunu kabul edelim: Şanlıurfa’da siyasette, akademide, eğitimde, sağlıkta, sanatta, müzikte, iş dünyasında ve daha birçok alanda başarılı kadınlarımız var. Fakat sayı bakımından erkeklerle kıyaslandığında kadınların yeterince ön planda olduğunu söylemek zor.
Üstelik bu durum yalnızca Şanlıurfa’ya veya Türkiye’ye özgü değil. Dünyanın en gelişmiş ve demokratik ülkelerinde bile kadınların en üst yönetim kademelerine ulaşması hâlâ erkeklerle eşit düzeyde değil.
Bunun çarpıcı örneklerinden biri Amerika Birleşik Devletleri.
Yaklaşık 250 yıllık tarihinde ABD’de 45 farklı kişi başkanlık yaptı ve bu kişilerin tamamı erkekti.
Dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olan ABD’de bugüne kadar bir kadının başkan seçilememiş olması, konunun yalnızca “kadınlar yeterince çalışıyor mu?” sorusuyla açıklanamayacağını gösteriyor.
Benzer bir tabloyu kısa süre önce Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde de gördük.
7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’ne 32 NATO ülkesinin devlet ve hükümet başkanları katıldı. Bu liderlerin yalnızca 4’ü kadındı.
Yani dünyanın en önemli askerî ve siyasi ittifaklarından birinin zirvesinde 32 ülke liderinin sadece 4'ünün kadın olması da bize aynı gerçeği hatırlatıyor:
Mesele kadınların yeteneğinden çok, yönetim kademelerine ulaşabilmelerinin önündeki şartlarla ilgili.
Peki bunun sebebi kadınların yeteneksiz olması mı?
Kesinlikle hayır.
KADININ HAYATINDA ÖNCELİKLER FARKLI
Bana göre bu durumun en önemli sebeplerinden biri, kadınların hayat boyunca taşıdığı aile sorumluluklarıdır.
Kadın çoğu zaman önce annedir.
Çocuğunun sağlığı, eğitimi, beslenmesi, güvenliği, okuluyla ilgili işleri, arkadaş çevresi, kötü alışkanlıklardan uzak tutulması ve daha birçok konu annenin zihninde sürekli yer tutar.
Bunun yanında evin işleri, mutfağı, aile büyükleriyle ilişkiler, akraba ziyaretleri, doğum günleri, evin ihtiyaçları gibi pek çok iş de çoğu ailede kadının sorumluluğunda görülür.
Bir kadın üniversiteyi bitirirken, meslek hayatının ilk yıllarında veya henüz evlenmeden önce bir erkekle aynı şartlarda yarışabilir. Hatta pek çok alanda erkekleri geride bırakabilir.
Fakat evlilik ve çocuklarla birlikte kadının omuzlarındaki sorumluluklar artar.
İşte o noktadan sonra yarışın şartları değişmeye başlar.
ERKEĞİN KAZANDIĞI ZAMAN
Erkeğin hayatına baktığımızda tablo biraz farklıdır.
Erkek işinden çıktıktan sonra bir siyasi parti toplantısına katılabilir. Bir sivil toplum kuruluşunun toplantısında saatlerce bulunabilir. Bir hemşehri derneğinin çalışmasına katılabilir. Gece geç saatlere kadar arkadaşlarıyla oturup bir proje konuşabilir.
Bunları yaptığı zaman çoğu kez “memleketi için çalışıyor”, “siyaset yapıyor”, “sosyal faaliyetlerde bulunuyor” denir.
Kadın aynı şeyleri yaptığında ise başka sorular ortaya çıkar:
“Çocuklar ne olacak?”
“Evle kim ilgilenecek?”
“Bu saatte nereden geliyor?”
“Eşini ve ailesini ihmal etmiyor mu?”
Erkeğin dışarıda kullanabileceği zaman daha fazla oluyor.
Kadının ise dışarıdaki hayatına evdeki sorumluluklarını da birlikte taşıması gerekiyor.
Dolayısıyla erkeklerin yönetim ve siyasette daha fazla görünür olmasını yalnızca “erkekler liderliği daha çok seviyor” şeklinde açıklamak bana doğru gelmiyor.
Erkeğin önünde çoğu zaman daha geniş bir hareket alanı bulunuyor.
KADININ BAŞARISI AİLESİYLE YARIŞIYOR
Bir kadın siyaset yapmak, bir sivil toplum kuruluşunda görev almak veya sosyal bir çalışmanın içinde bulunmak istediğinde, çoğu zaman önce kendi içinde bir hesaplaşma yaşıyor.
“Çocuğum ne olacak?”
“Evde işler aksar mı?”
“Eşim bu duruma nasıl bakar?”
“Gece geç saatte dönmem gerekir mi?”
Bunlar küçük sorular gibi görülebilir ama kadının kararlarını etkileyen önemli ayrıntılardır.
Üstelik kadınların biyolojik ve sosyal hayatları da erkeklerle aynı şartlarda ilerlemiyor.
Hamilelik, doğum ve çocukların küçük olduğu dönemler, kadının hayatında ciddi zaman ve enerji gerektiriyor.
Bütün bunları yok sayarak “Kadınlar neden erkekler kadar yönetimde yok?” diye sormak kolay.
KADIN BUNDAN RAHATSIZ MI?
Burada bir başka noktayı da özellikle belirtmek isterim.
Kadının çocuklarıyla ilgilenmesi, ailesine zaman ayırması veya evinin düzeniyle ilgilenmesi onun mutsuz olduğu anlamına gelmez.
Aksine birçok kadın anneliğinden ve ailesine verdiği emekten büyük bir mutluluk duyuyor.
Dolayısıyla meseleyi “Kadın ev işlerinden kurtarılmalı” şeklinde değerlendirmek de doğru olmaz.
Mesele, bu sorumlulukların tamamının kadının göreviymiş gibi görülmemesidir.
Çocuk annenin olduğu kadar babanın da çocuğudur.
Ev yalnızca kadının evi değildir.
Aile sorumluluğu yalnızca kadının omuzlarında olmamalıdır.
Eşler arasında bu görevler ne kadar adil paylaşılırsa, kadının kendisine, mesleğine, sosyal hayatına ve topluma ayırabileceği zaman da o kadar artar.
BİR DE TOPLUMSAL BAKIŞ VAR
Kadınların önündeki sorunlar yalnızca evin içinde de bitmiyor.
Bir erkek gece geç saatlerde bir toplantıdan çıkıp tek başına evine gidebilir.
Kadın için ise güvenlik endişesi taşıyabilir.
Türkiye’de olduğu gibi dünyanın birçok ülkesinde kadınların gece tek başına hareket etmesi erkekler kadar kolay değildir.
Bunun yanında kadınların attığı bazı adımlar toplum tarafından erkeklerden daha fazla sorgulanabiliyor.
Erkek siyasetle ilgilendiğinde “geleceği var” denilirken, kadın siyasetle ilgilendiğinde bazen “ailesine yeterince zaman ayırıyor mu?” sorusu gündeme gelebiliyor.
ŞANLIURFA’NIN KADINLARI VAR
Prof. Dr. Hatice Feriha Akpınarlı hocamızın sorusuna Şanlıurfa açısından baktığımızda haksızlık yapmamak gerekiyor.
Şanlıurfa’nın çok başarılı kadınları var.
Akademisyenlerimiz, doktorlarımız, öğretmenlerimiz, sanatçılarımız, müzisyenlerimiz, iş kadınlarımız, bürokratlarımız, siyasetçilerimiz ve sivil toplum alanında emek veren kadınlarımız bulunuyor.
Üstelik Şanlıurfa, kadınların sosyal ve yönetsel hayata katılımı bakımından özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki birçok şehre göre daha iyi bir noktada.
Ama yeterli mi?
Bence değil.
Daha fazla kadınımızın başarı hikâyesini anlatmamız gerekiyor.
Çünkü bir şehirde yalnızca erkeklerin başarılarını anlatırsak o şehrin hikâyesinin yarısını eksik bırakmış oluruz.
HATUNU UNUTMAMAK GEREK
Hocamızın “Türklerde hakanın yanında hep hatun olmuştur” sözü de üzerinde durulması gereken önemli bir hatırlatma.
Türk tarihine baktığımızda kadınların yalnızca aile hayatında değil, devlet ve toplum hayatında da önemli roller üstlendiğini biliyoruz.
Bu nedenle kadınların yönetimde, siyasette ve sosyal hayatta daha fazla yer alması bizim kültürümüze tamamen yabancı bir düşünce değildir.
Kadınların da erkekler kadar eğitim almasını, çalışmasını, üretmesini, karar mekanizmalarında bulunmasını ve yeteneği varsa hak ettiği makama gelebilmesini sağlayacak şartları daha fazla oluşturmak gerekir.
KADINLARI KONUŞMAK YETMEZ
Bence bundan sonra Şanlıurfa’nın başarılı kadınlarını daha fazla konuşmalıyız.
Onların hayatlarını, çalışmalarını, başarılarını yazmalıyız.
Genç kızlarımızın karşısına yalnızca erkekleri rol model olarak çıkarmamalıyız.
Çünkü başarılı bir kadın, kendisinden sonra gelen başka kadınların önünü de açar.
Prof. Dr. Hatice Feriha Akpınarlı hocamızın sorusu bu açıdan bana göre çok kıymetli.
Belki de hepimizin üzerinde biraz düşünmesi gereken bir soru bıraktı ortaya:
Kadınlarımız gerçekten geride mi, yoksa onların önüne erkeklerden daha fazla sorumluluk ve engel mi koyuyoruz?
Ben ikinci ihtimalin daha güçlü olduğunu düşünüyorum.
Ve sanırım kadınların yönetimde daha fazla yer almasının yolu, onlara “daha çok çalışın” demekten önce, çalışabilecekleri, üretebilecekleri ve kendilerini gösterebilecekleri zamanı ve imkânı birlikte oluşturmaktan geçiyor.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

