SDÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Saltan'ın Peygamber Efendimizin (SAV) mukaddes emanetine gösterdiği hürmet, 28 Şubat'ın karanlık günlerini hatırlatırken inanç özgürlüğünün ne büyük bir kazanım olduğunu da gözler önüne seriyor.
ALLAH'IM, BU FOTOĞRAF İÇİN SANA ŞÜKÜRLER OLSUN!
Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Saltan'ın, üniversitede açılan Mukaddes Emanetler Sergisi'nde Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (SAV) mukaddes emanetini öptüğü fotoğrafa bakarken aklıma, Türkiye'nin 28 Şubat döneminde yaşadığı acı dolu günler geldi.
Bir tarafta inancı gereği başını örttüğü için üniversite kapılarından içeri alınmayan, eğitim hakkı elinden alınan genç kızlar… Diğer tarafta Peygamber Efendimizin mukaddes emanetine hürmet gösteren, bunu üniversite çatısı altında ve herkesin gözü önünde yapan bir rektör…
İşte bu fotofraf, Türkiye'nin nerelerden nerelere geldiğini anlatmaya yetiyor.
28 ŞUBAT'IN ACI HATIRALARI HÂLÂ HAFIZALARIMIZDA
28 Şubat 1997 süreci, Türkiye'nin yakın tarihinde demokrasi, temel hak ve özgürlükler bakımından derin izler bırakan kara bir dönem olarak hafızalara kazındı.
Başörtülü öğrencilerin üniversitelere girişinde yaşanan engeller, kamu görevlilerine yönelik kısıtlamalar, disiplin soruşturmaları ve ikna odaları, o yılların unutulmayan görüntüleri arasında yerini aldı. İnsanlar inançları ve kıyafetleri üzerinden ayrıştırıldı; çok sayıda öğrenci eğitim hayatını sürdürmekte ciddi güçlüklerle karşılaştı, binlerce öğrenci ise maalesef sürdüremedi.
O günleri yaşayanlar bilir. Üniversite kapılarında yaşananları, başını açmaya zorlandığını hisseden öğrencileri, geleceğiyle inancı arasında tercihe zorlanan genç kızları unutmak kolay değildir.
Bir öğrencinin başörtüsü nedeniyle eğitim hakkının engellenmesi, yalnızca o gencin değil, ailesinin ve toplumun da meselesiydi. Çünkü eğitim hakkı, kişinin inancından, düşüncesinden ve kıyafetinden bağımsız olarak korunması gereken temel bir haktır.
BAŞÖRTÜSÜNE SERBESTLİK ADIMI VE ANAYASA MAHKEMESİ SÜRECİ
Başörtüsü üzerinden yürütülen tartışmalar, 28 Şubat sonrasında da Türkiye'nin gündeminden hemen düşmedi.
AK Parti ve MHP'nin ortak girişimiyle başörtüsüne serbestlik getirilmesini amaçlayan anayasa değişikliği, 2008 yılında TBMM'de kabul edildi. CHP'nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi, söz konusu anayasa değişikliğini iptal etti.
Bu karar, başörtüsü özgürlüğü tartışmalarının hukuk ve siyaset alanında ne kadar sert bir mücadeleye dönüştüğünü gösteren önemli gelişmelerden biri olarak tarihe geçti.
Bugünden geriye baktığımızda, milyonlarca insanın yaşadığı kaygıları, öğrencilerin karşılaştığı engelleri ve kamuoyunda yıllarca süren tartışmaları daha iyi değerlendirmek gerekiyor.
PEKİ, BUGÜN NE DEĞİŞTİ?
Şimdi dönelim SDÜ'deki o fotoğrafa…
Süleyman Demirel Üniversitesi öncülüğünde düzenlenen Mukaddes Emanetler Sergisi, İslam tarihinin manevi ve kültürel mirasını öğrencilerle buluşturdu. “Gençlerle Asr-ı Saadet'e Yolculuk” temasıyla Atatürk Spor Salonu'nda açılan sergide Sakal-ı Şerif, Saç-ı Şerif, Kadem-i Şerif, Nal-ı Şerif ve Kâbe örtüleri gibi mukaddes emanetler ziyaretçilerin ilgisine sunuldu.
Serginin açılışında konuşan SDÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Saltan, mukaddes emanetlerin Peygamber Efendimize duyulan sevgi ve bağlılığın önemli bir simgesi olduğunu vurguladı. Üniversitelerin yalnızca bilimsel bilginin üretildiği kurumlar olmadığını, kültürel ve manevi değerlerin gelecek nesillere aktarılmasında da önemli görevler üstlendiğini ifade etti.
Ardından objektiflere yansıyan o fotoğraf…
Rektör Saltan, Peygamber Efendimizin (SAV) mukaddes emanetini öperek ona duyduğu hürmeti gösterdi.
Peki, ne oldu şimdi?
Rejim mi değişti? Ülkenin düzeni mi bozuldu? Başka inançlara sahip insanların hakları mı ellerinden alındı? Birilerinin yaşam biçimine müdahale mi edildi?
Hayır!
Üniversitede bilimsel çalışmalar devam ediyor. Öğrenciler eğitimlerini sürdürüyor. Farklı düşüncelere sahip insanlar aynı kampüsü, aynı amfileri ve aynı sosyal ortamları paylaşabiliyor.
Demek ki inanca saygı göstermekle çağdaş eğitimi, bilimi ve özgür düşünceyi bir arada yaşatmak mümkün.
Üstelik bir üniversitenin manevi değerlere kapılarını açması, onun bilimsel kimliğinden vazgeçmesi anlamına gelmiyor. Tam tersine, farklılıkların ve değerlerin baskı görmeden yaşatılabildiği bir ortam, üniversite kültürünü zenginleştirebilir.
28 Şubat döneminde tartışmanın merkezine yerleştirilen başörtüsü, bugün birçok üniversitede olağan hayatın bir parçası. Başörtülü ve başı açık öğrenciler aynı sıralarda eğitim görüyor, aynı sınavlara giriyor, aynı hedefler için emek harcıyor.
İnsanların inançlarına saygı gösterilmesinin kimseye zarar vermediği, aksine toplumsal huzuru güçlendirdiği gerçeğini anlamak için bunca yılın geçmesi mi gerekiyordu?
AZERBAYCAN'DAN GELEN HABERLER NEDEN İÇİMİZİ SIZLATIYOR?
Türkiye'de geçmişte yaşananları konuşurken bugün Azerbaycan'dan gelen başörtüsü tartışmalarını da görmezden gelemeyiz.
Azerbaycan'da başörtülü öğrencilerin okullara alınmadığı ve öğretmenlerin başlarını açmaları yönünde uyarıldığı iddiaları kamuoyunda endişe uyandırıyor. Bu iddiaların kapsamı ve uygulamaların niteliği somut bilgilerle ortaya konulmalı. Ancak meseleye ilişkin haberler, 28 Şubat'ın acı hatıralarını yeniden gündeme getirmeye yetiyor.
Azerbaycan bizim için yalnızca komşu bir ülke değil; tarihî, kültürel ve gönül bağlarımızın bulunduğu kardeş bir ülkedir. Orada yaşanan her gelişmeyi dikkatle takip etmemiz de bundandır.
Temennimiz, eğitim hakkı ile inanç özgürlüğü arasında bir çatışma oluşturulmaması, öğrencilerin eğitimlerinden mahrum bırakılmaması ve öğretmenlerin kıyafetleri üzerinden baskı altında hissetmemesidir.
Bir ülkenin geleceği, gençlerinin eğitim imkânlarını genişletmekle güçlenir. Gençleri inançları veya kıyafetleri üzerinden ayrıştırmak ise toplumsal huzura katkı sağlamaz.
Türkiye'nin 28 Şubat tecrübesi, bu konuda çıkarılması gereken önemli dersler barındırıyor.
MUKADDES EMANETLERE HÜRMET, GEÇMİŞTEN GELECEĞE BİR MESAJDIR
SDÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Saltan'ın fotoğrafına yeniden dönelim…
O fotoğrafta yalnızca bir rektörün mukaddes emanete gösterdiği hürmeti görmüyorum. Aynı zamanda Türkiye'nin geçmişte yaşadığı tartışmaların ardından inanç özgürlüğü konusunda katettiği mesafeyi hatırlıyorum.
Bir zamanlar başörtülü öğrencilerin üniversite kapılarında karşılaştığı engeller, bugün geride bırakmak istediğimiz acı hatıralar arasında. Bugün ise bir üniversitenin çatısı altında Peygamber Efendimizin (SAV) mukaddes emanetleri sergileniyor; gençlerin bu manevi mirası tanıması için imkân sağlanıyor.
İnsanların inançlarını özgürce yaşayabildiği, başörtülü veya başı açık öğrencilerin eşit şartlarda eğitim gördüğü, üniversitelerin bilimsel üretimle birlikte kültürel ve manevi değerlere de yer verebildiği bir Türkiye hepimizin yararınadır.
Mukaddes Emanetler Sergisi'nin özellikle gençlerle buluşturulması da bu bakımdan anlamlıdır. Tarihini ve kültürünü tanıyan, değerlerini bilen, farklılıklara saygı duyan nesiller yetiştirmek; hem üniversitelerin hem de toplumun ortak sorumluluğudur.
Sözün özü:
Başörtüsü nedeniyle eğitim hakkı engellenen öğrencilerin yaşadıkları da hafızamızda, mukaddes emanete hürmet gösteren rektörün fotoğrafı da…
Geçmişin acılarını unutmayalım ama bugünün kazanımlarının da kıymetini bilelim. Hiç kimse inancı nedeniyle dışlanmasın, hiç kimse başkasının inancı yüzünden baskı altında kalmasın.
Allah'a şükürler olsun ki bugün bu fotoğrafı görebiliyor, mukaddes emanetlere gösterilen hürmeti konuşabiliyoruz.
Rabbim, ülkemizi ve bütün İslam âlemini ayrılıktan, huzursuzluktan ve kardeş kavgasından korusun. İnanç özgürlüğünün, adaletin ve toplumsal barışın daim olmasını nasip etsin.
