Müslüm Aktürk
Köşe Yazarı
Müslüm Aktürk
 

ISPARTA ŞEHİR HASTANESİ ACİLİ SINIFTA KALDI

Isparta Şehir Hastanesi ile ilgili daha önce övgü dolu yazılar yazdım. Özel hastane konforunda olduğunu, tahlil ve tetkik gibi doktor taleplerinin birçok hastaneye göre daha hızlı yerine getirildiğini, cihaz ve teknik imkânlar bakımından iyi durumda olduğunu belirttim. Hastane yönetimini bu yönleriyle tebrik ettiğim yazılarım da oldu. Biz gazeteciyiz. Yeri gelir överiz, yeri geldiğinde de yanlış gördüğümüzü, başarısız bulduğumuzu, ihmal olduğunu düşündüğümüzü eleştiririz. Daha önce övdüğüm Isparta Şehir Hastanesi'nin acil servisinin, bu hastaneyle ilgili oluşan güzel intibayı maalesef olumsuza çevirdiğini söylemek zorundayım. Hem de kulaktan dolma söylentilerle, başkasının iddiasıyla değil; bizzat yaşadıklarımızı anlatarak... GÜNDÜZ SINIFTA KALDI Eşimin rahatsızlığı nedeniyle 12 Eylül Cumartesi günü Isparta Şehir Hastanesi Acil Servisi'ne müracaat ettik. Bel fıtığından mı, başka bir rahatsızlıktan mı kaynaklandığını bilemediğimiz son derece şiddetli bir ağrı vardı. Eşim ayağının üzerine basamayacak durumdaydı. Acil doktoru ağrı kesici bir iğne yaptırıp göndermek istedi. Bu kadar şiddetli bir ağrının bir iğneyle geçmeyeceğini, geçse bile yeniden başlayabileceğini belirttik. Üstelik iki gün önce aynı hastanede çekilmiş MR'larının bulunduğunu da ifade ederek, geçici bir rahatlamadan ziyade sorunun tespit edilmesini ve soruna yönelik bir tedavi uygulanmasını istedik. Doktor ise elinden ancak bu kadarının geldiğini belirterek bizi gönderdi. Nitekim iğnenin etkisi yeterince hissedilmedi. Ağrılar devam etti. Bir süre sonra eşim, “Kalbim sıkışıyor” deyince 112'yi aradık. Gelen ekip, hastaneye götürülmesinin uygun olduğunu söyledi. Eşimi ambulansla hastaneye götürdüler. Ben de yeniden Isparta Şehir Hastanesi Acil Servisi'ne gittim. GECE DAHA DA VAHİM Gündüz sınıfta kalan acil servis hizmetinin gece daha da kötü olduğunu gördüm. Burada 112 ekibine özellikle bir parantez açmak istiyorum. Eşimi hastaneye getiren ambulans ekibinin bu olayla ilgisi yok. Görevlerini son derece nazik ve ilgili bir şekilde yaptılar. Hastayı hastane görevlilerine teslim ettikten sonra görevleri gereği ayrıldılar. Asıl sorun bundan sonra başladı. Hastaneye vardığımda eşimi tekerlekli sandalyede, doktorun kapısının yanında tek başına beklerken gördüm. Eşimi hastane personeli doktorun kapısına bırakmış ve daha sonra ayrılmıştı. Bu personelin kim olduğunu bilmiyorum. “Sıra çok, birazdan gelirim” düşüncesiyle mi ayrıldı, yoksa daha sorumsuz davranarak bir daha gelmeyi mi düşünmedi, bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var: Sıramız geldiğinde hâlâ ortada yoktu. Ayağının üzerine basamayan, şiddetli ağrı çeken bir hastanın tekerlekli sandalyede tek başına bırakılması nasıl izah edilebilir? Ben orada olmasaydım, eşim muayene için doktorun yanına nasıl gidecekti? Burada kimseyi peşinen suçlamak istemiyorum. Ancak bir acil serviste hastanın kime teslim edildiği, kim tarafından takip edileceği ve muayeneye nasıl ulaştırılacağı belli değilse, ortada ciddi bir organizasyon sorunu var demektir. Bir hastanede hasta güvenliği sadece tıbbi müdahaleden ibaret değildir. YİNE AYNI DOKTOR Neyse, sıramız geldi. Baktık, yine gündüz bizi muayene eden doktor. İlacın etkisinin olmadığını, ağrıların devam ettiğini söyledik. Nöbetçi uzman doktora yönlendirilmemizi rica ettik. Acil doktoru bunun mümkün olmadığını, uzman doktorun hastanede bulunmadığını, ancak kaza veya ameliyat gibi çok önemli durumlarda çağrıldığında hastaneye geldiğini söyledi. İnsan ister istemez soruyor: Şiddetli ağrı çeken ve verilen ilaca cevap vermeyen bir hastanın durumu ne kadar önemli? O anda sergilenen yaklaşım, adeta “Ağrınızla baş başa kalmaktan başka yapabileceğim bir şey yok” izlenimi veriyordu. Başımıza gelmese, birileri anlatsa belki “Böyle ihmal olur mu, böyle duyarsızlık olur mu?” diye sorardık. Ama maalesef yaşadık. SERUMLA GÖNDERMEK ÇÖZÜM MÜ? Bitti mi? Hayır. Doktor, çaresiz durumda kalan hastayı bu kez bir serumla rahatlatıp gönderme yolunu seçti. Günübirlik müşahede alanı olarak ifade edilen bölüme geçtik. Burada da başka bir sorunla karşılaştık: Hasta mahremiyeti. Kadın ve erkek hastalar sedyelerde yatıyor. Perdeler açık tutuluyor. Nöbetçi doktora bunun nedenini sordum. Hastalara ani bir şey olduğunda rahat görülebilmeleri için böyle yapıldığını söyledi. Elbette hastanın başına ani bir şey geldiğinde sağlık personelinin hastayı görebilmesi ve hızlı müdahale edebilmesi önemlidir. Ancak bunun yolu hasta mahremiyetini bütünüyle ortadan kaldırmak olmamalı. Sağlık hizmeti yalnızca serum takmak, ilaç vermek ve hastayı göndermek değildir. Hastanın kendisini güvende hissetmesi, insan onuruna uygun bir ortamda tedavi görmesi ve mahremiyetinin korunması da sağlık hizmetinin ayrılmaz parçasıdır. ÜÇ POLİKLİNİKTEN BİRİNE Bir başka dikkat çekici durum da şuydu: Gündüz üç poliklinikte hizmet verilirken, gece gittiğimiz saatte yalnızca bir poliklinikte hasta muayene ediliyordu. Kapısında tabelası açık olan doktorun neden hasta kabul etmediğini görevliye sordum. “Tuvalete gitmiştir” şeklinde bir cevap aldık. Ancak yaklaşık yarım saat beklememize rağmen durum değişmedi. Sonuçta acilde bekleyen hastalara tek doktor üzerinden hizmet verildi. Şimdi soruyorum: Burası acil servis. İnsanlar buraya keyfinden gelmiyor. Kimi nefes alamıyor, kimi dayanılmaz ağrı çekiyor, kimi yüksek ateşle kıvranıyor, kimi de hayatından endişe ediyor. Böyle bir yerde doktor ve personel organizasyonunun bu kadar aksaması normal karşılanabilir mi? DIŞI GÜZEL, HİZMETİ TARTIŞMALI Hani bir söz vardır: “İçi bizi, dışı eli yakar.” Isparta Şehir Hastanesi'nin fiziki yapısı güzel. Binaları modern, ortamı temiz ve birçok yönden insanın beğenisini kazanıyor. Ama hastaneyi hastane yapan sadece bina değildir. Asıl mesele, o binanın içindeki hizmettir. Modern bir hastane binasının içinde hasta kendisini çaresiz hissediyorsa, ağrısı dinmiyorsa, uzman doktora ulaşamıyorsa, mahremiyeti korunmuyorsa ve personel organizasyonunda ciddi aksaklıklar yaşanıyorsa, fiziki güzelliğin ne anlamı kalır? Komşu illerin imrendiği söylenen Isparta Şehir Hastanesi'nde bizim yaşadıklarımız, açık söyleyeyim, bu güzel görüntünün üzerine gölge düşürdü. SORUN DOKTORDA DEĞİL, YÖNETİMDE Burada özellikle bir ayrım yapmak istiyorum. Bir hastanın çektiği sıkıntının, ağrısına çare bulamamanın çaresizliği yüzüne yansıyan doktora elbette bizim de bir sözümüz yok. Doktorun imkânları, yetkileri ve çalışma şartları ayrıca değerlendirilmelidir. Bizim itirazımız; bu sorunları görmeyen, çözmeyen, gerekli organizasyonu kurmayan ve hastanın yaşadığı sıkıntıyı yeterince önemsemeyen yönetim anlayışınadır. Sağlık hizmetinde yönetim, yalnızca binanın temizliğiyle veya cihazların çalışmasıyla ölçülmez. Acil serviste yeterli hekim bulunuyor mu? Uzman desteği gerektiğinde ulaşılabiliyor mu? Hasta güvenliği sağlanıyor mu? Mahremiyet korunuyor mu? Personel hastayı takip ediyor mu? Acil durumda kimin ne yapacağı belli mi? Bunların tamamı yönetimin sorumluluk alanındadır. Çünkü hastane yönetimi sağlıklı değilse, sağlık hizmetinin sağlıklı olması da beklenemez. İYİ Kİ SDÜ TIP FAKÜLTESİ VAR Isparta Şehir Hastanesi'nde sonuç alamayınca SDÜ Tıp Fakültesi Hastanesi'ne yöneldik. İyi ki yönelmişiz. Eşimi servise aldılar. Gerekli değerlendirmeleri yaptılar, tedavisini gerçekleştirdiler. En önemlisi de bizi ağrımızla, endişemizle ve çaresizliğimizle baş başa bırakmadılar. İşte hastane yönetiminin ve sağlık çalışanlarının farkı burada ortaya çıkıyor. Hastaneler sadece hastalıkların tedavi edildiği binalar değildir. Hastaneler insan hayatının, sağlığının ve yaşam kalitesinin doğrudan merkezindedir. Bir insanın hastaneye girdiğinde kendisini güvende hissetmesi, derdinin dinlenmesi, zamanında değerlendirilmesi ve ihtiyaç duyduğu tedaviye ulaşabilmesi yaşam kalitesinin de önemli bir parçasıdır. Bu nedenle sağlıklı bir yaşam için yalnızca insanların sağlığına değil, sağlık kurumlarının yönetimine de gereken özen gösterilmelidir. Güçlü hastane; sadece güçlü cihazlarla, modern binalarla kurulmaz. İyi yönetim, doğru organizasyon, yeterli insan gücü, hasta güvenliği ve insan odaklı hizmet anlayışıyla güçlü hastane ortaya çıkar. Bu açıdan SDÜ Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yaşadığımız yaklaşımı ayrıca takdir etmek istiyorum. Başta SDÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı, kıymetli hocam Doç. Dr. Recep Dinçer'e; servis doktorları Serkan Tunç ve Mustafa Mülazımoğlu hocalarımıza; serviste bizi güler yüzle karşılayan, ilgisini ve desteğini esirgemeyen hemşire Kader Koyluk'a gönülden teşekkür ediyoruz. Özellikle Recep hocamızın şahsında, hastaya sahip çıkan, sorunu dinleyen, çözüm üretmeye çalışan ve sağlık hizmetinin yalnızca tıbbi müdahaleden ibaret olmadığını bilen yöneticilere teşekkür etmek gerektiğini düşünüyorum. Bir hastanın en zor anında yanında birilerinin olduğunu hissetmesi bile başlı başına bir tedavidir. ELEŞTİRİYORSAK DÜZELSİN DİYE Bu yazıyı Isparta Şehir Hastanesi'ni yıpratmak için yazmadım. Tam tersine, daha iyi olması gerektiğine inandığım için yazıyorum. Daha önce övdüğüm bir hastaneyi bugün eleştirmekten çekinmiyorum. Çünkü bizim ölçümüz kişiler değil, kurumlar da değil; doğru hizmettir. Bugün yaşadığımız sıkıntıların başkalarının da başına gelmemesi için gerekli tedbirlerin alınmasını istiyoruz. Isparta'nın güzel bir hastaneye ihtiyacı olduğu kadar, hatta ondan daha fazla, iyi işleyen bir hastaneye ihtiyacı var. Bunun için hastanenin sadece fiziki şartlarının değil, yönetim anlayışının, personel organizasyonunun ve özellikle acil servis işleyişinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. İnsan hayatı ertelenemeyecek kadar değerlidir. Sağlıklı bir yaşam istiyorsak, sağlık kurumlarımızı da sağlıklı yönetmek zorundayız. Bizim beklentimiz çok açık: Hasta acile geldiğinde kendisini çaresiz hissetmesin. Hepsi bu…  
Ekleme Tarihi: 13 Eylül 2026 -Pazar

ISPARTA ŞEHİR HASTANESİ ACİLİ SINIFTA KALDI

Isparta Şehir Hastanesi ile ilgili daha önce övgü dolu yazılar yazdım. Özel hastane konforunda olduğunu, tahlil ve tetkik gibi doktor taleplerinin birçok hastaneye göre daha hızlı yerine getirildiğini, cihaz ve teknik imkânlar bakımından iyi durumda olduğunu belirttim. Hastane yönetimini bu yönleriyle tebrik ettiğim yazılarım da oldu.

Biz gazeteciyiz. Yeri gelir överiz, yeri geldiğinde de yanlış gördüğümüzü, başarısız bulduğumuzu, ihmal olduğunu düşündüğümüzü eleştiririz.

Daha önce övdüğüm Isparta Şehir Hastanesi'nin acil servisinin, bu hastaneyle ilgili oluşan güzel intibayı maalesef olumsuza çevirdiğini söylemek zorundayım.

Hem de kulaktan dolma söylentilerle, başkasının iddiasıyla değil; bizzat yaşadıklarımızı anlatarak...

GÜNDÜZ SINIFTA KALDI

Eşimin rahatsızlığı nedeniyle 12 Eylül Cumartesi günü Isparta Şehir Hastanesi Acil Servisi'ne müracaat ettik.

Bel fıtığından mı, başka bir rahatsızlıktan mı kaynaklandığını bilemediğimiz son derece şiddetli bir ağrı vardı. Eşim ayağının üzerine basamayacak durumdaydı.

Acil doktoru ağrı kesici bir iğne yaptırıp göndermek istedi.

Bu kadar şiddetli bir ağrının bir iğneyle geçmeyeceğini, geçse bile yeniden başlayabileceğini belirttik. Üstelik iki gün önce aynı hastanede çekilmiş MR'larının bulunduğunu da ifade ederek, geçici bir rahatlamadan ziyade sorunun tespit edilmesini ve soruna yönelik bir tedavi uygulanmasını istedik.

Doktor ise elinden ancak bu kadarının geldiğini belirterek bizi gönderdi.

Nitekim iğnenin etkisi yeterince hissedilmedi. Ağrılar devam etti.

Bir süre sonra eşim, “Kalbim sıkışıyor” deyince 112'yi aradık. Gelen ekip, hastaneye götürülmesinin uygun olduğunu söyledi.

Eşimi ambulansla hastaneye götürdüler. Ben de yeniden Isparta Şehir Hastanesi Acil Servisi'ne gittim.

GECE DAHA DA VAHİM

Gündüz sınıfta kalan acil servis hizmetinin gece daha da kötü olduğunu gördüm.

Burada 112 ekibine özellikle bir parantez açmak istiyorum.

Eşimi hastaneye getiren ambulans ekibinin bu olayla ilgisi yok. Görevlerini son derece nazik ve ilgili bir şekilde yaptılar. Hastayı hastane görevlilerine teslim ettikten sonra görevleri gereği ayrıldılar.

Asıl sorun bundan sonra başladı.

Hastaneye vardığımda eşimi tekerlekli sandalyede, doktorun kapısının yanında tek başına beklerken gördüm.

Eşimi hastane personeli doktorun kapısına bırakmış ve daha sonra ayrılmıştı.

Bu personelin kim olduğunu bilmiyorum.

Sıra çok, birazdan gelirim” düşüncesiyle mi ayrıldı, yoksa daha sorumsuz davranarak bir daha gelmeyi mi düşünmedi, bilemiyoruz.

Ancak bildiğimiz bir şey var:

Sıramız geldiğinde hâlâ ortada yoktu.

Ayağının üzerine basamayan, şiddetli ağrı çeken bir hastanın tekerlekli sandalyede tek başına bırakılması nasıl izah edilebilir?

Ben orada olmasaydım, eşim muayene için doktorun yanına nasıl gidecekti?

Burada kimseyi peşinen suçlamak istemiyorum. Ancak bir acil serviste hastanın kime teslim edildiği, kim tarafından takip edileceği ve muayeneye nasıl ulaştırılacağı belli değilse, ortada ciddi bir organizasyon sorunu var demektir.

Bir hastanede hasta güvenliği sadece tıbbi müdahaleden ibaret değildir.

YİNE AYNI DOKTOR

Neyse, sıramız geldi.

Baktık, yine gündüz bizi muayene eden doktor.

İlacın etkisinin olmadığını, ağrıların devam ettiğini söyledik. Nöbetçi uzman doktora yönlendirilmemizi rica ettik.

Acil doktoru bunun mümkün olmadığını, uzman doktorun hastanede bulunmadığını, ancak kaza veya ameliyat gibi çok önemli durumlarda çağrıldığında hastaneye geldiğini söyledi.

İnsan ister istemez soruyor:

Şiddetli ağrı çeken ve verilen ilaca cevap vermeyen bir hastanın durumu ne kadar önemli?

O anda sergilenen yaklaşım, adeta “Ağrınızla baş başa kalmaktan başka yapabileceğim bir şey yok” izlenimi veriyordu.

Başımıza gelmese, birileri anlatsa belki “Böyle ihmal olur mu, böyle duyarsızlık olur mu?” diye sorardık.

Ama maalesef yaşadık.

SERUMLA GÖNDERMEK ÇÖZÜM MÜ?

Bitti mi?

Hayır.

Doktor, çaresiz durumda kalan hastayı bu kez bir serumla rahatlatıp gönderme yolunu seçti.

Günübirlik müşahede alanı olarak ifade edilen bölüme geçtik.

Burada da başka bir sorunla karşılaştık:

Hasta mahremiyeti.

Kadın ve erkek hastalar sedyelerde yatıyor. Perdeler açık tutuluyor.

Nöbetçi doktora bunun nedenini sordum.

Hastalara ani bir şey olduğunda rahat görülebilmeleri için böyle yapıldığını söyledi.

Elbette hastanın başına ani bir şey geldiğinde sağlık personelinin hastayı görebilmesi ve hızlı müdahale edebilmesi önemlidir. Ancak bunun yolu hasta mahremiyetini bütünüyle ortadan kaldırmak olmamalı.

Sağlık hizmeti yalnızca serum takmak, ilaç vermek ve hastayı göndermek değildir.

Hastanın kendisini güvende hissetmesi, insan onuruna uygun bir ortamda tedavi görmesi ve mahremiyetinin korunması da sağlık hizmetinin ayrılmaz parçasıdır.

ÜÇ POLİKLİNİKTEN BİRİNE

Bir başka dikkat çekici durum da şuydu:

Gündüz üç poliklinikte hizmet verilirken, gece gittiğimiz saatte yalnızca bir poliklinikte hasta muayene ediliyordu.

Kapısında tabelası açık olan doktorun neden hasta kabul etmediğini görevliye sordum.

“Tuvalete gitmiştir” şeklinde bir cevap aldık.

Ancak yaklaşık yarım saat beklememize rağmen durum değişmedi.

Sonuçta acilde bekleyen hastalara tek doktor üzerinden hizmet verildi.

Şimdi soruyorum:

Burası acil servis.

İnsanlar buraya keyfinden gelmiyor.

Kimi nefes alamıyor, kimi dayanılmaz ağrı çekiyor, kimi yüksek ateşle kıvranıyor, kimi de hayatından endişe ediyor.

Böyle bir yerde doktor ve personel organizasyonunun bu kadar aksaması normal karşılanabilir mi?

DIŞI GÜZEL, HİZMETİ TARTIŞMALI

Hani bir söz vardır:

“İçi bizi, dışı eli yakar.”

Isparta Şehir Hastanesi'nin fiziki yapısı güzel. Binaları modern, ortamı temiz ve birçok yönden insanın beğenisini kazanıyor.

Ama hastaneyi hastane yapan sadece bina değildir.

Asıl mesele, o binanın içindeki hizmettir.

Modern bir hastane binasının içinde hasta kendisini çaresiz hissediyorsa, ağrısı dinmiyorsa, uzman doktora ulaşamıyorsa, mahremiyeti korunmuyorsa ve personel organizasyonunda ciddi aksaklıklar yaşanıyorsa, fiziki güzelliğin ne anlamı kalır?

Komşu illerin imrendiği söylenen Isparta Şehir Hastanesi'nde bizim yaşadıklarımız, açık söyleyeyim, bu güzel görüntünün üzerine gölge düşürdü.

SORUN DOKTORDA DEĞİL, YÖNETİMDE

Burada özellikle bir ayrım yapmak istiyorum.

Bir hastanın çektiği sıkıntının, ağrısına çare bulamamanın çaresizliği yüzüne yansıyan doktora elbette bizim de bir sözümüz yok.

Doktorun imkânları, yetkileri ve çalışma şartları ayrıca değerlendirilmelidir.

Bizim itirazımız; bu sorunları görmeyen, çözmeyen, gerekli organizasyonu kurmayan ve hastanın yaşadığı sıkıntıyı yeterince önemsemeyen yönetim anlayışınadır.

Sağlık hizmetinde yönetim, yalnızca binanın temizliğiyle veya cihazların çalışmasıyla ölçülmez.

Acil serviste yeterli hekim bulunuyor mu?

Uzman desteği gerektiğinde ulaşılabiliyor mu?

Hasta güvenliği sağlanıyor mu?

Mahremiyet korunuyor mu?

Personel hastayı takip ediyor mu?

Acil durumda kimin ne yapacağı belli mi?

Bunların tamamı yönetimin sorumluluk alanındadır.

Çünkü hastane yönetimi sağlıklı değilse, sağlık hizmetinin sağlıklı olması da beklenemez.

İYİ Kİ SDÜ TIP FAKÜLTESİ VAR

Isparta Şehir Hastanesi'nde sonuç alamayınca SDÜ Tıp Fakültesi Hastanesi'ne yöneldik.

İyi ki yönelmişiz.

Eşimi servise aldılar. Gerekli değerlendirmeleri yaptılar, tedavisini gerçekleştirdiler.

En önemlisi de bizi ağrımızla, endişemizle ve çaresizliğimizle baş başa bırakmadılar.

İşte hastane yönetiminin ve sağlık çalışanlarının farkı burada ortaya çıkıyor.

Hastaneler sadece hastalıkların tedavi edildiği binalar değildir.

Hastaneler insan hayatının, sağlığının ve yaşam kalitesinin doğrudan merkezindedir.

Bir insanın hastaneye girdiğinde kendisini güvende hissetmesi, derdinin dinlenmesi, zamanında değerlendirilmesi ve ihtiyaç duyduğu tedaviye ulaşabilmesi yaşam kalitesinin de önemli bir parçasıdır.

Bu nedenle sağlıklı bir yaşam için yalnızca insanların sağlığına değil, sağlık kurumlarının yönetimine de gereken özen gösterilmelidir.

Güçlü hastane; sadece güçlü cihazlarla, modern binalarla kurulmaz.

İyi yönetim, doğru organizasyon, yeterli insan gücü, hasta güvenliği ve insan odaklı hizmet anlayışıyla güçlü hastane ortaya çıkar.

Bu açıdan SDÜ Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yaşadığımız yaklaşımı ayrıca takdir etmek istiyorum.

Başta SDÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı, kıymetli hocam Doç. Dr. Recep Dinçer'e; servis doktorları Serkan Tunç ve Mustafa Mülazımoğlu hocalarımıza; serviste bizi güler yüzle karşılayan, ilgisini ve desteğini esirgemeyen hemşire Kader Koyluk'a gönülden teşekkür ediyoruz.

Özellikle Recep hocamızın şahsında, hastaya sahip çıkan, sorunu dinleyen, çözüm üretmeye çalışan ve sağlık hizmetinin yalnızca tıbbi müdahaleden ibaret olmadığını bilen yöneticilere teşekkür etmek gerektiğini düşünüyorum.

Bir hastanın en zor anında yanında birilerinin olduğunu hissetmesi bile başlı başına bir tedavidir.

ELEŞTİRİYORSAK DÜZELSİN DİYE

Bu yazıyı Isparta Şehir Hastanesi'ni yıpratmak için yazmadım.

Tam tersine, daha iyi olması gerektiğine inandığım için yazıyorum.

Daha önce övdüğüm bir hastaneyi bugün eleştirmekten çekinmiyorum.

Çünkü bizim ölçümüz kişiler değil, kurumlar da değil; doğru hizmettir.

Bugün yaşadığımız sıkıntıların başkalarının da başına gelmemesi için gerekli tedbirlerin alınmasını istiyoruz.

Isparta'nın güzel bir hastaneye ihtiyacı olduğu kadar, hatta ondan daha fazla, iyi işleyen bir hastaneye ihtiyacı var.

Bunun için hastanenin sadece fiziki şartlarının değil, yönetim anlayışının, personel organizasyonunun ve özellikle acil servis işleyişinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

İnsan hayatı ertelenemeyecek kadar değerlidir.

Sağlıklı bir yaşam istiyorsak, sağlık kurumlarımızı da sağlıklı yönetmek zorundayız.

Bizim beklentimiz çok açık: Hasta acile geldiğinde kendisini çaresiz hissetmesin.

Hepsi bu…

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.