CEMAL’İN AYNASI, TANSİYONUN İNADI

Sağlık 22.10.2026 - 12:14, Güncelleme: 22.10.2026 - 12:20
 

CEMAL’İN AYNASI, TANSİYONUN İNADI

Dr. Müslüm Sunay yazdı...

Muayenehaneme bir gün Cemal adlı bir hasta geldi. Şikâyetleri baş ağrısı, baş dönmesi ve ense ağrısıydı. Tansiyonunu ölçtüğümde 20’ye 15 çıktı. Yani hem büyük hem de küçük tansiyonu oldukça yüksekti. Hipertansiyon, halk arasında bilinen adıyla yüksek tansiyon, günümüzde “sessiz katil” olarak anılıyor. Çünkü çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebiliyor; tedavi edilmediğinde felç, kalp krizi, kalp yetmezliği ve böbrek hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu nedenle tansiyon yüksekliği, hafife alınmaması gereken önemli bir sağlık sorunu. Cemal’in tansiyonu tehlikeli derecede yüksekti. Hemen müdahale ettim. O günkü uygulamanın ardından tansiyonu yaklaşık yarım saat içinde 14’e 10’a düşünce tedavisini düzenledim. Hastayı gönderirken Cardura adlı ilacın kullanımı konusunda özellikle uyardım. Dozuna dikkat etmesini, söylediğim miktarın dışına çıkmamasını tembihledim. Çünkü bu ilacın yanlış kullanımı, tansiyonun aşırı düşmesine ve ciddi sorunlara neden olabilirdi. Ertesi gün, dün kendi ayakları üzerinde muayenehaneme gelen Cemal’i bu kez dört kişinin yardımıyla, battaniyeye sarılı hâlde güçlükle taşıyarak getirdiler. Hasta ne oturabiliyor ne de ayağa kalkabiliyordu. — Cemal, ne yaptın? Ne oldu sana? diye sordum. Anlatmaya başladı: — Hocam, sen bana Cardura’yı yarım al demiştin ya… Ben de yatmadan önce ilacımı içecektim. Bir aynadaki 120 kiloluk cüsseme baktım, bir de elimdeki mercimek kadar hapa… Kendi kendime, “Mercimek kadar bu yarım tablet, bu cüsseye ne yapar ki?” dedim ve hapı bütün hâlde yuttum. Sabah yataktan kalkamaz duruma gelince gençler beni apar topar senin yanına getirdiler işte. Yani anlayacağın hocam, hapı yutmuşum! Cemal, başına gelenleri öyle güzel anlatıyordu ki insan bir yandan durumuna üzülüyor, bir yandan da anlattığına gülümsemekten kendini alamıyordu. Yattığı yerde tansiyonu 15’e 10 civarındaydı. Ancak hastanın oturur pozisyona geçmesiyle tansiyonunun belirgin biçimde düştüğünü gördük. Oturur vaziyette ölçtüğümüzde değer 10’a 8’e kadar inmişti. Bu tablo, tansiyon düşüklüğüyle birlikte ortaya çıkan ortostatik hipotansiyon açısından değerlendirilmesi gereken bir durumdu. Özellikle bazı tansiyon ilaçları, yanlış dozda kullanıldığında veya vücudun pozisyonu değiştiğinde tansiyonun aşırı düşmesine ve baş dönmesi, güçsüzlük, hatta bayılma gibi şikâyetlere yol açabiliyordu. Cemal’i yeniden yatırdık ve gerekli müdahaleyi yaptık. Durumu düzeldikten sonra ayağa kalkabilecek hâle geldi. Ancak kendisini gönderirken Cardura konusunda bir kez daha uyardım. — Cemal, ilacı kullanırken söylediğim doza mutlaka uy. Sakın kendi kendine doz artırma! Cardura üzerinde özellikle durmamın nedeni, o dönemde hastanın küçük tansiyonunu düşürmek amacıyla bu ilaçtan yararlanmayı düşünmemdi. Ne var ki ilaç tedavisinde doz kadar, hastanın ilacı nasıl kullandığı ve tedaviye ne ölçüde uyduğu da önemlidir. Aradan bir gün geçti. Cemal’i yine dört kişi yardımıyla muayenehaneye getirdiler. Bu kez şaşkınlığımı gizleyemedim: — Yahu, ne oldu yine? Ne yaptınız bu adama? Cemal söze girdi: — Hocam, suç bende değil, suç aynada! Ardından devam etti: — Dediğin gibi yatmadan önce ilacımı alacaktım. Aynadaki Cemal’e baktım. O da bana sanki, “Bu koca cüsseye bu yarım hap ne yapar?” der gibi baktı. Ben de yine hapı bütün hâlde yuttum. Sabah yine yataktan kalkamadım. İşte yine senin yanındayım. Suç o aynada, suç o aynayı oraya koyanda! Cemal, yaşadığı sıkıntıya rağmen esprisini de eksik etmiyordu. Biz de hastanın durumunu yeniden değerlendirdik ve gerekli müdahaleyi yaptık. İyileşmesinin ardından evine gönderildi. Sonraki kontrollerinde beslenmesine dikkat etmesi, tuz tüketimini azaltması ve tedavisini hekim kontrolünde sürdürmesiyle tansiyonunun daha iyi seviyelerde seyrettiğini gördük. Bu olay bana bir kez daha gösterdi ki tıpta “Hastalık yoktur, hasta vardır.” Her hastanın bünyesi, alışkanlıkları, tedaviye yaklaşımı ve ilacı kullanma biçimi farklıdır. Hekimlik yalnızca hastalığı teşhis edip ilaç yazmaktan ibaret değildir; hastayı tanımayı, onu dinlemeyi ve tedaviyi doğru uygulayıp uygulamadığını takip etmeyi de gerektirir. Bu kutsal mesleği icra ederken bunun gibi nice sürprizle karşılaştık. Kimi zaman bir hastanın yaşadığı sıkıntı bize önemli bir ders verdi, kimi zaman da insanı gülümseten bir hatıraya dönüştü. En iyisi, sözü burada bitirip türkümüze devam edelim: Tabip sen elleme benim yaramı Beni bu dertlere salanı getir Benden bu ömrümü çalanı getir Bir kor oldu görülüyor özümden Name name inliyor sazımdan Dünyayı verseler yoktur gözümden Benden bu ömrümü çalanı getir...  
Dr. Müslüm Sunay yazdı...

Muayenehaneme bir gün Cemal adlı bir hasta geldi. Şikâyetleri baş ağrısı, baş dönmesi ve ense ağrısıydı. Tansiyonunu ölçtüğümde 20’ye 15 çıktı. Yani hem büyük hem de küçük tansiyonu oldukça yüksekti.

Hipertansiyon, halk arasında bilinen adıyla yüksek tansiyon, günümüzde “sessiz katil” olarak anılıyor. Çünkü çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebiliyor; tedavi edilmediğinde felç, kalp krizi, kalp yetmezliği ve böbrek hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu nedenle tansiyon yüksekliği, hafife alınmaması gereken önemli bir sağlık sorunu.

Cemal’in tansiyonu tehlikeli derecede yüksekti. Hemen müdahale ettim. O günkü uygulamanın ardından tansiyonu yaklaşık yarım saat içinde 14’e 10’a düşünce tedavisini düzenledim. Hastayı gönderirken Cardura adlı ilacın kullanımı konusunda özellikle uyardım. Dozuna dikkat etmesini, söylediğim miktarın dışına çıkmamasını tembihledim. Çünkü bu ilacın yanlış kullanımı, tansiyonun aşırı düşmesine ve ciddi sorunlara neden olabilirdi.

Ertesi gün, dün kendi ayakları üzerinde muayenehaneme gelen Cemal’i bu kez dört kişinin yardımıyla, battaniyeye sarılı hâlde güçlükle taşıyarak getirdiler.

Hasta ne oturabiliyor ne de ayağa kalkabiliyordu.

— Cemal, ne yaptın? Ne oldu sana? diye sordum.

Anlatmaya başladı:

— Hocam, sen bana Cardura’yı yarım al demiştin ya… Ben de yatmadan önce ilacımı içecektim. Bir aynadaki 120 kiloluk cüsseme baktım, bir de elimdeki mercimek kadar hapa… Kendi kendime, “Mercimek kadar bu yarım tablet, bu cüsseye ne yapar ki?” dedim ve hapı bütün hâlde yuttum. Sabah yataktan kalkamaz duruma gelince gençler beni apar topar senin yanına getirdiler işte. Yani anlayacağın hocam, hapı yutmuşum!

Cemal, başına gelenleri öyle güzel anlatıyordu ki insan bir yandan durumuna üzülüyor, bir yandan da anlattığına gülümsemekten kendini alamıyordu.

Yattığı yerde tansiyonu 15’e 10 civarındaydı. Ancak hastanın oturur pozisyona geçmesiyle tansiyonunun belirgin biçimde düştüğünü gördük. Oturur vaziyette ölçtüğümüzde değer 10’a 8’e kadar inmişti.

Bu tablo, tansiyon düşüklüğüyle birlikte ortaya çıkan ortostatik hipotansiyon açısından değerlendirilmesi gereken bir durumdu. Özellikle bazı tansiyon ilaçları, yanlış dozda kullanıldığında veya vücudun pozisyonu değiştiğinde tansiyonun aşırı düşmesine ve baş dönmesi, güçsüzlük, hatta bayılma gibi şikâyetlere yol açabiliyordu.

Cemal’i yeniden yatırdık ve gerekli müdahaleyi yaptık. Durumu düzeldikten sonra ayağa kalkabilecek hâle geldi. Ancak kendisini gönderirken Cardura konusunda bir kez daha uyardım.

— Cemal, ilacı kullanırken söylediğim doza mutlaka uy. Sakın kendi kendine doz artırma!

Cardura üzerinde özellikle durmamın nedeni, o dönemde hastanın küçük tansiyonunu düşürmek amacıyla bu ilaçtan yararlanmayı düşünmemdi. Ne var ki ilaç tedavisinde doz kadar, hastanın ilacı nasıl kullandığı ve tedaviye ne ölçüde uyduğu da önemlidir.

Aradan bir gün geçti. Cemal’i yine dört kişi yardımıyla muayenehaneye getirdiler.

Bu kez şaşkınlığımı gizleyemedim:

— Yahu, ne oldu yine? Ne yaptınız bu adama?

Cemal söze girdi:

— Hocam, suç bende değil, suç aynada!

Ardından devam etti:

— Dediğin gibi yatmadan önce ilacımı alacaktım. Aynadaki Cemal’e baktım. O da bana sanki, “Bu koca cüsseye bu yarım hap ne yapar?” der gibi baktı. Ben de yine hapı bütün hâlde yuttum. Sabah yine yataktan kalkamadım. İşte yine senin yanındayım. Suç o aynada, suç o aynayı oraya koyanda!

Cemal, yaşadığı sıkıntıya rağmen esprisini de eksik etmiyordu.

Biz de hastanın durumunu yeniden değerlendirdik ve gerekli müdahaleyi yaptık. İyileşmesinin ardından evine gönderildi.

Sonraki kontrollerinde beslenmesine dikkat etmesi, tuz tüketimini azaltması ve tedavisini hekim kontrolünde sürdürmesiyle tansiyonunun daha iyi seviyelerde seyrettiğini gördük.

Bu olay bana bir kez daha gösterdi ki tıpta “Hastalık yoktur, hasta vardır.” Her hastanın bünyesi, alışkanlıkları, tedaviye yaklaşımı ve ilacı kullanma biçimi farklıdır. Hekimlik yalnızca hastalığı teşhis edip ilaç yazmaktan ibaret değildir; hastayı tanımayı, onu dinlemeyi ve tedaviyi doğru uygulayıp uygulamadığını takip etmeyi de gerektirir.

Bu kutsal mesleği icra ederken bunun gibi nice sürprizle karşılaştık. Kimi zaman bir hastanın yaşadığı sıkıntı bize önemli bir ders verdi, kimi zaman da insanı gülümseten bir hatıraya dönüştü.

En iyisi, sözü burada bitirip türkümüze devam edelim:

Tabip sen elleme benim yaramı
Beni bu dertlere salanı getir
Benden bu ömrümü çalanı getir

Bir kor oldu görülüyor özümden
Name name inliyor sazımdan
Dünyayı verseler yoktur gözümden
Benden bu ömrümü çalanı getir...

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.