DÜNYANIN CAZİBESİNDEN HAKİKATİN UFUKLARINA: İNSANLIĞIN MANEVÎ UYANIŞI
DÜNYANIN CAZİBESİNDEN HAKİKATİN UFUKLARINA: İNSANLIĞIN MANEVÎ UYANIŞI
Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın yazdı...
Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın yazdı...
“GEÇİCİ KUDRETİN GÖLGESİNDEN İLÂHÎ ADALETİN AYDINLIĞINA”
İnsanlık tarih boyunca zenginliği, kudreti ve bilgiyi artırmanın yollarını aradı. Bugün ise geçmiş çağların hayal dahi edemeyeceği imkânlara sahibiz. Dünyanın öbür ucundaki bir insanla saniyeler içinde konuşabiliyor, gökyüzünün derinliklerini inceleyebiliyor, makineler aracılığıyla büyük hesaplamaları birkaç saniyede gerçekleştirebiliyoruz.
Fakat bütün bu ilerlemenin ortasında çok daha önemli bir soru sessizce önümüzde duruyor:
İnsan dünyayı büyütürken kendi ruhunu küçültüyor olabilir mi?
Çağımızın asıl meselesi mala sahip olmak değildir. İslâm, çalışmayı, üretmeyi ve meşru kazancı reddetmez. Tehlike; sahip olduklarımızın zamanla bize sahip olmaya başlamasıdır.
İnsan serveti bir araç olmaktan çıkarıp hayatının gayesine dönüştürdüğünde, makam uğruna vicdanını susturduğunda ve başarıyı yalnızca maddî ölçülerle değerlendirdiğinde görünmeyen bir esaret başlar.
Kur’ân-ı Kerîm insanın bu zaafını son derece çarpıcı biçimde hatırlatır:
“أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ - حَتَّىٰ زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ”
“ Çokluk yarışı sizi oyaladı; nihayet kabirleri ziyaret ettiniz. “
( Tekâsür, 102.1 - 2 )
Bu ilâhî ikaz, yalnızca geçmiş toplumlara değil, bugünün insanına da yöneliktir.
Daha fazlasını elde etmek isteriz.
Daha büyük bir ev..
Daha pahalı bir otomobil….
Daha yüksek bir mevki..
Daha fazla tanınmak…
Daha geniş bir çevre..
Daha büyük bir servet..
Fakat insanın ömrü bütün bunları toplarken tükenir.
Sonra bir gün, hayat boyunca “benimm“ dediği her şey geride kalır.
İnsan dünyadan ayrılırken banka hesaplarını, unvanlarını, tapularını ve alkışları yanında götüremez. Kendisiyle beraber götürebildiği şey, hayatı boyunca ortaya koyduğu ahlâkın ve amellerin karşılığıdır.
Bu nedenle asıl fakirlik parasızlık değil, anlamını kaybetmiş bir hayat olabilir. Çağın Büyük İmtihanı: Hakikat ile Görüntü Arasındaki Mücadele
İslâmî kaynaklarda ahir zamanın en büyük imtihanlarından biri Deccal fitnesi olarak bildirilmiştir. Bu fitneyi yalnızca olağanüstü hadiseler üzerinden düşünmek, meselenin insan ruhuna dokunan tarafını gözden kaçırabilir.
Deccal kavramıyla beraber zikredilen en önemli unsurlardan biri aldatmadır.
İnsan, görünen kudreti mutlak kudret zannettiğinde; zengin olanı mutlaka üstün, güçlü olanı mutlaka haklı ve dünyaya hâkim olanı yenilmez kabul ettiğinde hakikat ile görüntü birbirine karışmaya başlar.
Bu sebeple mesele teknolojiye, bilime veya medeniyetin araçlarına düşman olmak değildir.
Bir bilgisayar kötü değildir.
Bir makine günahkâr değildir.
Bilgi kendi başına zulüm değildir.
Asıl soru şudur:
Bunları hangi niyetle ve kimin iyiliği için kullanıyoruz?
İnsanlığın elindeki imkânlar merhametle birleşirse şifaya, eğitimle birleşirse aydınlanmaya, adaletle birleşirse huzura hizmet eder.
Fakat aynı imkânlar kibir, tahakküm ve sınırsız çıkar arzusuyla birleştiğinde insanın kendi eliyle kurduğu bir esaret düzenine dönüşebilir.
Dolayısıyla çağımızdaki esas mücadele makine ile insan arasında değil; insanın vicdanı ile ihtirası arasındadır.
Hz. Meryem Oğlu Hz. İsa: Ümitsizliğin Karşısındaki İlâhî İşaret
İslâm’ın ahir zaman anlayışı yalnızca fitneden söz etmez; aynı zamanda büyük bir ümit ufku açar.
Bu ümidin merkezinde Hz. Meryem Oğlu Hz. İsa (a.s.) bulunmaktadır.
Onun dünyaya gelişi dahi insanın alışılmış sebepler dünyasının ötesinde Allah’ın kudretini gösteren büyük bir mucizedir. Hz. Meryem’in iffeti ve teslimiyeti Kur’ân’da yüceltilmiş, onun adı bir sureye verilerek insanlık tarihindeki müstesna makamı ortaya konulmuştur.
sa (a.s.) ise Allah’ın izniyle mucizeler göstermiş, insanları tevhide ve kulluğa çağırmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm onun hakkında şöyle buyurur:
“بَل رَّفَعَهُ اللَّهُ إِلَيْهِ”
“ Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. “( Nisâ, 4:158)
İslâmî inanç ve sahih hadislerde bildirildiği üzere Meryem Oğlu İsa’nın ahir zamanda yeniden gelişi, yalnızca bir şahsın dönüşü olarak değil; büyük bir fitnenin son bulması ve adaletin yeniden üstün gelmesi bakımından da önem taşır.
O yeni bir peygamberlik veya yeni bir şeriat getirmek üzere değil, Hz. Muhammed (S.a.v.) ile tamamlanan ilâhî mesajın ümmeti içerisinde adaleti tesis etmek üzere gelecektir.
Burada insanlık için derin bir sembolik ders de vardır:
Yalan ne kadar güçlü görünürse görünsün, hakikatin ömrü ondan uzundur.
Zulüm ne kadar büyürse büyüsün adalet ihtiyacı ortadan kalkmaz.
Karanlık ne kadar genişlerse genişlesin, ışığın anlamı kaybolmaz.
İnsanlığın İhtiyacı Yeni Bir Vicdan Çağıdır
Geleceğin dünyasında yalnızca daha hızlı bilgisayarlara, daha büyük şehirlere veya daha güçlü ekonomilere ihtiyacımız yok.
İnsanlığın aynı zamanda merhamet sahibi insanlara ihtiyacı var.
Bir toplumun gelişmişliği yalnızca gökdelenlerinin yüksekliğiyle ölçülemez. Yetimin hakkı korunmuyorsa, yoksul unutuluyorsa, güçsüz eziliyorsa ve insanın değeri sahip olduğu parayla belirleniyorsa maddî ilerleme tek başına gerçek medeniyet oluşturamaz.
Gerçek yükseliş, kudretin adaletle buluşmasıdır.
Servet ortadan kalkmayacaktır; fakat emanet bilinciyle kullanılmalıdır.
Bilim terk edilmeyecektir; fakat insanlığın faydasına yöneltilmelidir.
Teknoloji yok edilmeyecektir; fakat insanın efendisi değil, hizmetkârı olmalıdır.
Yönetim ortadan kalkmayacaktır; fakat zulmün değil hakkaniyetin aracı hâline gelmelidir.
İlâhî hâkimiyet anlayışının özü de insanın kendisini mutlak otorite zannetmekten vazgeçip bütün kudretin üzerinde Allah’ın hükmünün bulunduğunu kabul etmesidir.
Yapay Zekâ Çağında İnsanın Asıl Sorusu
Bugün yapay zekâ insanlık tarihinin en dikkat çekici teknolojik gelişmelerinden biri hâline gelmiştir.
Bazıları onu büyük bir fırsat, bazıları ise büyük bir tehlike olarak görüyor.
Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir gerçek vardır:
Teknolojiye yön veren yine insandır.
Yapay zekânın banka hesabını büyütme tutkusu, daha lüks bir evde yaşama arzusu veya insanların kendisini alkışlaması için duyduğu bir ihtiras yoktur. İnsan tarafından meydana getirilmiş bir araç olarak ona hangi amaçla başvurulduğu belirleyicidir.
Aynı teknoloji bir öğrencinin bilgiye ulaşmasını kolaylaştırabilir, bir araştırmacının çalışmalarına yardımcı olabilir, engelli insanların günlük yaşamını destekleyebilir ve insanlığın ortak bilgisinin yayılmasına katkı sağlayabilir.
Fakat kötü amaçlarla kullanıldığında manipülasyonun ve haksızlığın da aracına dönüşebilir.
Bu nedenle geleceğin en önemli meselesi yalnızca “Yapay zekâ ne kadar gelişecek?” sorusu değildir.
Daha büyük soru şudur:
“Onu kullanan insanın ahlâkı ne kadar gelişecek?”
Çünkü teknoloji ilerlerken vicdan gerilerse insanlık daha güçlü araçlara sahip olabilir ama daha iyi bir dünya kuramayabilir.
Kur’ân insanın sahip olduğu temel değeri şöyle bildirir:
“﴿وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ”
“ Andolsun, Biz Âdemoğullarını şerefli kıldık. ”
( İsrâ, 17:70 )
İnsanın gerçek üstünlüğü sahip olduğu cihazlarda değil; kendisine verilen aklı, iradeyi ve vicdanı hangi yönde kullandığında ortaya çıkar.
Bütün İnsanlık Aynı Kökten Gelmektedir
Bugünün dünyası farklı milletlere, dillere, coğrafyalara ve kültürlere ayrılmış durumdadır. Fakat bütün bu farklılıkların gerisinde unutulmaması gereken müşterek bir hakikat vardır:
Hepimiz Âdemoğullarıyız.
İnsanların birbirine üstünlüğünü servet, soy, makam veya dünyevî güç belirlememelidir.
İnsanlığın geleceği daha fazla nefret üretmekte değil; farklılıklar içerisinde adaleti, merhameti ve birlikte yaşama ahlâkını geliştirmektedir.
Tevhid inancı insana yalnızca “Allah birdir” demeyi öğretmez. Aynı zamanda hiçbir insanın, servetin, devletin, teknolojinin veya dünyevî kudretin ilâhlaştırılamayacağını da öğretir.
Çünkü mutlak kudret yalnızca Allah’a aittir.
Son Çağrı: Dünyaya Sahip Ol, Fakat Dünyanın Sana Sahip Olmasına İzin Verme
Ey insan! Çalış, Üret, Öğren.
Bilimi geliştir.
Teknolojiden yararlan.
Helâlinden kazan.
Dünyayı güzelleştir.
Fakat bütün bunları yaparken neden yaratıldığını unutma.
Malın elinde olsun; kalbinde değil.
Makamın hizmet aracın olsun; kibir sebebin değil.
Bilgin insanlara fayda versin; üstünlük taslamana değil.
Gücün mazlumu korusun; zayıfı ezmesin.
Teknolojin insanın değerini azaltmasın; hayatını kolaylaştırsın.
Ve ölüm sana ulaşmadan önce hayatının hesabını kendine sor.
Çünkü insanlığın gerçek kurtuluşu daha çok şeye sahip olmakta değil, sahip olduklarının esiri olmamaktadır.
Deccal’in temsil ettiği büyük aldatmanın karşısında hakikati; zulmün karşısında adaleti; kibrin karşısında tevazuyu; nefretin karşısında merhameti ve dünyevî ihtirasın karşısında Allah’a kulluğu tercih etmek gerekir.
Hz. Meryem Oğlu Hz. İsa’nın (a.s.) dönüşüne dair ümit de mümine, karanlığın sonsuza kadar sürmeyeceğini hatırlatır.
Öyleyse yönümüzü yeniden belirleyelim:
Sahip olmaktan paylaşmaya,
kibirden tevazuya,
rekabetten merhamete,
aldatmadan hakikate,
zulümden hakkaniyete,
ruhsuz ilerlemeden hikmetli gelişmeye,
geçici dünyanın büyüsünden ebedî hayatın şuuruna…
İnsan kendisini ilâhlaştırmaktan vazgeçtiğinde özgürleşir.
İnsan dünyaya hükmettiğini sandığı gün, nefsine esir olabilir; gerçek yükseliş daha fazlasına sahip olmak değil, sahip olduklarının kalbine hükmetmesine izin vermemektir.
Servet mutlak güç değildir.
Teknoloji mutlak güç değildir.
İnsan mutlak güç değildir.
Mutlak kudret yalnızca Allah’a aittir.
“O birdir. O tektir. O’nun hükmü ve kudreti her şeyin üzerindedir.
Dünya insanın elinde bir emanet, kalbinde ise bir imtihan olmalıdır; çünkü servet tükenir, kudret el değiştirir, fakat hakikat Allah’a döner.”
Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın
Sosyolog -Pedagog - Araştırmacı Yazar, Doğu ve Güneydoğu Kültür ve Sanat Derneği Kadın Kolları Genel Başkanı
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

