Yuva mı Kuruyoruz, Yük mü Yüklüyoruz?

Yaşam 18.08.2026 - 15:46, Güncelleme: 18.08.2026 - 16:06
 

Yuva mı Kuruyoruz, Yük mü Yüklüyoruz?

Evlilikte ailenin rolü

Evlilik; iki insanın aynı yolda yürümeye, hayatın yükünü birlikte göğüslemeye karar verdiği en kıymetli eşiktir. Bir anne babanın evladının mürüvvetini görmesi, onun mutluluğuna şahitlik etmesi ise dünyadaki en tarifsiz gururlardan biridir. Fakat ne acıdır ki, iki gönlün birleştiği o masum başlangıç, bazen bizzat ailelerin eliyle aşılması imkânsız bir enkaza dönüştürülebiliyor. Gelin tarafında başlayan ve gelenek maskesi ardına saklanan "talepler listesi", evliliği daha ilk günden ticari bir pazarlığa çeviriyor. Başka düğünlerle yapılan kıyaslar, damadın gücünü aşan altın talepleri, akrabalara kadar uzanan hediyeler ve hâlâ bazı yörelerin kanayan yarası olan başlık parası… Gençler birbirine kavuşmanın heyecanını yaşayacakken, daha bismillah demeden ağır bir borç kamburunun altına itiliyor. Unutuluyor ki; evlilik bir zenginlik gösterisi değil, bir ömürlük hayat ortaklığıdır. Düğün bitip kapılar kapandığında ise bu kez diğer taraftan yükselen görünmez bir gölge düşüyor yuvanın üstüne: Sınır tanımayan müdahaleler. Kimi zaman erkek tarafındaki anne ve kız kardeşler, oğullarının artık bağımsız bir yetişkin olduğunu kabullenmekte zorlanıyor. Genç çiftin ne yiyeceğinden nereye gideceğine, evin düzeninden ikili sohbetlerine kadar her detaya karışmak, evlat sevgisi değil; sınır ihlalidir. İki kişilik bir mahremiyete aile boyu müdahale edildiğinde, en ufak bir fikir ayrılığı bile büyüyüp yuvaları boşanmanın eşiğine getirebiliyor. Evlat korumak şefkattir; ancak evladı ve evini yönetmeye kalkmak tahakkümdür. Evlenen o gençler artık birer çocuk değil; kendi doğrularıyla, kendi hatalarıyla ve kendi iradeleriyle bir hayat inşa edecek yetişkin insanlardır. Kız annesinin görevi, evliliği kendi tatmin edemediği heveslerin sahnesi yapmak değildir. Erkek annesinin görevi de gelin üzerinde bir otorite kurma çabasına girmek değildir. Bir anne babanın gerçek zaferi; düğünde takılan altının çokluğuyla ya da evdeki sözünün ağırlığıyla değil, evladının yüzündeki huzurla ölçülür. Gösteriş, inat ve bitmek bilmeyen beklentiler uğruna gençlerin önüne hem maddi hem manevi duvarlar örmekten vazgeçmeliyiz. Çünkü bir düğün yalnızca bir günde biter; fakat kurulan yuvanın bir ömür boyu ayakta kalması hedeflenir. Anne babaya düşen, o yuvanın yoluna taş koymak değil; fırtına çıktığında arkasında sığınılacak güvenli bir liman olabilmektir. Mehmet Fethi Aktürk
Evlilikte ailenin rolü

Evlilik; iki insanın aynı yolda yürümeye, hayatın yükünü birlikte göğüslemeye karar verdiği en kıymetli eşiktir. Bir anne babanın evladının mürüvvetini görmesi, onun mutluluğuna şahitlik etmesi ise dünyadaki en tarifsiz gururlardan biridir.

Fakat ne acıdır ki, iki gönlün birleştiği o masum başlangıç, bazen bizzat ailelerin eliyle aşılması imkânsız bir enkaza dönüştürülebiliyor.

Gelin tarafında başlayan ve gelenek maskesi ardına saklanan "talepler listesi", evliliği daha ilk günden ticari bir pazarlığa çeviriyor. Başka düğünlerle yapılan kıyaslar, damadın gücünü aşan altın talepleri, akrabalara kadar uzanan hediyeler ve hâlâ bazı yörelerin kanayan yarası olan başlık parası… Gençler birbirine kavuşmanın heyecanını yaşayacakken, daha bismillah demeden ağır bir borç kamburunun altına itiliyor. Unutuluyor ki; evlilik bir zenginlik gösterisi değil, bir ömürlük hayat ortaklığıdır.

Düğün bitip kapılar kapandığında ise bu kez diğer taraftan yükselen görünmez bir gölge düşüyor yuvanın üstüne: Sınır tanımayan müdahaleler.

Kimi zaman erkek tarafındaki anne ve kız kardeşler, oğullarının artık bağımsız bir yetişkin olduğunu kabullenmekte zorlanıyor. Genç çiftin ne yiyeceğinden nereye gideceğine, evin düzeninden ikili sohbetlerine kadar her detaya karışmak, evlat sevgisi değil; sınır ihlalidir. İki kişilik bir mahremiyete aile boyu müdahale edildiğinde, en ufak bir fikir ayrılığı bile büyüyüp yuvaları boşanmanın eşiğine getirebiliyor.

Evlat korumak şefkattir; ancak evladı ve evini yönetmeye kalkmak tahakkümdür.
Evlenen o gençler artık birer çocuk değil; kendi doğrularıyla, kendi hatalarıyla ve kendi iradeleriyle bir hayat inşa edecek yetişkin insanlardır.

Kız annesinin görevi, evliliği kendi tatmin edemediği heveslerin sahnesi yapmak değildir.

Erkek annesinin görevi de gelin üzerinde bir otorite kurma çabasına girmek değildir.

Bir anne babanın gerçek zaferi; düğünde takılan altının çokluğuyla ya da evdeki sözünün ağırlığıyla değil, evladının yüzündeki huzurla ölçülür. Gösteriş, inat ve bitmek bilmeyen beklentiler uğruna gençlerin önüne hem maddi hem manevi duvarlar örmekten vazgeçmeliyiz.

Çünkü bir düğün yalnızca bir günde biter; fakat kurulan yuvanın bir ömür boyu ayakta kalması hedeflenir.
Anne babaya düşen, o yuvanın yoluna taş koymak değil; fırtına çıktığında arkasında sığınılacak güvenli bir liman olabilmektir.

Mehmet Fethi Aktürk

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.