KUTLU GÜN VE GECEYE DAİR

Gündem 24.08.2026 - 19:57, Güncelleme: 24.08.2026 - 19:57
 

KUTLU GÜN VE GECEYE DAİR

METİN KÜLÜNK YAZDI: SADECE ANMAK DEĞİL ANLAMAK ESASTIR. TARİHİN KIYAMET GÜNÜNE KADAR DÖNDÜĞÜ NOKTA

1. İnsanlık Tarihinde Yeni Bir Dönemin Başlangıcı Bugün Hz. Muhammed’in (sav) dünyaya teşrifini anarken, onun insanlığa sunduğu mesajı yalnızca tarihsel bir hatıra olarak değil; siyasal, iktisadi, sosyal ve ahlaki açıdan büyük bir dönüşümün başlangıcı olarak değerlendirmek gerekir. Hz. Peygamber’in risaletiyle birlikte insanlığa; iman ile ahlakı, iman ile hakkı, iman ile adaleti ve iman ile toplumsal sorumluluğu birbirinden ayırmayan bir anlayış sunuldu. İnsanlığın önünde yeni bir aydınlık yol açıldı. 1. Gücün Hukukundan Hakkın Hukukuna Hz. Peygamber’in çağrısı yalnızca bireyin inanç dünyasına yönelik değildi. Bu çağrı, insanın insanla ve toplumla ilişkisini de yeniden şekillendiriyordu. Barışın, huzurun, merhametin, sevginin ve adaletin esas alındığı yeni bir toplumsal anlayışın temelleri atılıyordu. Cahiliye düzeninde gücün belirleyici olduğu birçok alanda İslam; hakkı, hukuku, sorumluluğu ve adaleti merkeze taşıdı. Mekke döneminde putlara ve farklı ilahlara tapınma yaygınken İslam, tevhidi ve yalnızca Allah’a kulluğu esas aldı. Kabile savaşları ve kan davalarının karşısına barış, bağışlama ve adaleti; güçlünün zayıfı ezdiği anlayışın karşısına hak, hukuk ve sorumluluğu koydu. Faiz, tefecilik ve ağır borç ilişkilerine karşı ribâyı yasaklayarak borçluya kolaylık gösterilmesini emretti; ticarette hile, ölçü ve tartıdaki adaletsizliklere karşı dürüst ticareti ve doğru ölçüyü esas aldı. Kölelerin özgürleştirilmesini teşvik etti ve haklarının gözetilmesini istedi. Kadınlara miras, mülkiyet ve mehir gibi belirli haklar tanıdı; bazı topluluklarda görülen kız çocuklarının öldürülmesini ise kesin biçimde kınadı. Yetimlerin mallarının ve haklarının istismar edilmesine karşı yetimi korumayı, servetin belirli ellerde yoğunlaşmasına karşı zekât, sadaka, infak ve toplumsal dayanışmayı öne çıkardı. Soy, servet ve kabile üstünlüğünün karşısına insanın değerini takvayla ilişkilendiren bir anlayış koydu. İçki ve kumar aşamalı olarak yasaklanırken, intikam ve kan davası kültürünün yerine affetme, uzlaşma ve adaletin tesis edilmesi teşvik edildi. Böylece İslam, yalnızca insanların inançlarını değiştirmeyi değil; imanı ahlakla, hakkı adaletle ve kulluğu toplumsal sorumlulukla buluşturan kapsamlı bir dönüşümü hedefledi. 1. Hz. Peygamber’i Anmak Yetmez, Anlamak Gerekir Hz. Peygamber’i anmak elbette önemlidir. Fakat asıl mesele onu, mücadelesini ve insanlığa getirdiği mesajı anlamaktır. Çünkü bugün insanlık, biçimleri değişmiş olsa da özünde geçmişte karşılaşılan pek çok sorunla yeniden karşı karşıyadır. 1. Cahiliyenin Araçları Değişti, Soruları Değişmedi Tefeciliğin ve borç düzeninin insanları ekonomik bağımlılığa sürüklediği; zulmün ve haksızlığın farklı biçimlerde devam ettiği; ahlaki değerlerin aşındığı, insanın yalnızlaştırıldığı ve toplumsal bağların giderek zayıfladığı bir çağda yaşıyoruz. Sorulması gereken soru şudur: Cahiliye yalnızca 1.400 yıl önce yaşanmış tarihsel bir dönem midir, yoksa adaletsizliğin, sömürünün ve ahlaki çözülmenin hâkim olduğu her çağ kendi cahiliyesini mi üretmektedir? 1. Yeni Çağın Yeni Gücü: Dijital Tahakküm Dijitalleşme insanlığa büyük imkânlar sunarken beraberinde çok önemli sorunları da getirmektedir. Dijital gözetim, mahremiyetin kaybı, insanların algoritmalar üzerinden yönlendirilmesi, tek tipleştirme ve ekonomik-teknolojik gücün belirli merkezlerde yoğunlaşması artık insanlığın tartışması gereken temel meseleler arasındadır. Dünün insanı kabile, servet veya sınıf üzerinden baskı altında tutulabiliyordu. Bugünün insanının karşısında ise bunlara ilave olarak veriyi, teknolojiyi ve bilgiyi kontrol eden yeni güç merkezleri bulunmaktadır. 1. Hira’dan Yükselen Çağrı Sadece Mekke’ye Değildi 610 yılında Hira’da başlayan çağrı yalnızca dönemin Mekke toplumuna yönelik değildi. Bu çağrı insana, Allah karşısındaki sorumluluğunu ve başka insanlar üzerindeki hak ve sorumluluklarını hatırlatıyordu. Bu nedenle Hz. Peygamber’in mesajını dört temel kavramdan koparamayız: İman ahlaktan ayrı düşünülemez. İman haktan ayrı düşünülemez. İman adaletten ayrı düşünülemez. İman toplumsal sorumluluktan ayrı düşünülemez. 1. 610’un Mesajı 21. Yüzyılda Ne Söylüyor? O hâlde bugün kendimize sormamız gereken asıl soru şudur: Hz. Muhammed’i yalnızca anıyor muyuz; yoksa onun 610 yılında insanlığa yönelttiği tevhid, adalet, ahlak ve merhamet çağrısının 21. yüzyıldaki karşılığını gerçekten anlamaya mı çalışıyoruz? Çünkü Hz. Peygamber’i anmak yetmez. Anlamak, anlattığı hakikati çağımıza taşımak ve adalet mücadelesinde yaşatmak gerekir. 1. Kur’an ile Peygamber Arasına Mesafe Konulabilir mi? Bugün üzerinde durmamız gereken bir başka önemli mesele, Kur’an ile Hz. Peygamber arasındaki bağın koparılması tehlikesidir. İslam’ın temel kaynak anlayışında Kur’an’ı tebliğ eden Hz. Muhammed’in (sav) örnekliği göz ardı edilemez. Çünkü Kur’an yalnızca okunacak bir metin olarak değil, Hz. Peygamber’in hayatında pratiğe dönüşen bir vahiy olarak Müslümanlara ulaşmıştır. Bu nedenle İslam’ı “peygambersiz bir din” hâline getirecek yaklaşımlar karşısında çok dikkatli olmalıyız. 1. Kur’an’ı Kendi Bağlamından Koparma Tehlikesi Müslümanlar açısından Kur’an’ın Allah tarafından korunmaktadırbve korunacaktır Bununla birlikte bir başka tehlike, Kur’an’ın lafzını değiştirmekten ziyade onun anlamını, bağlamını ve Hz. Peygamber’in örnekliğiyle olan ilişkisini dönüştürme girişimleridir. Kur’an’ın hanif ve tevhid merkezli mesajını başka ideolojik, siyasi veya jeopolitik hedeflere hizmet edecek şekilde yeniden yorumlama çabalarına karşı ilmî ve fikrî bir bilinç geliştirilmesi gerekir. 1. Evanjelizm, Siyonizm ve Dinin Jeopolitik Araçsallaştırılması Özellikle bazı Hristiyan Siyonist/Evanjelik siyasi hareketlerin dinî metinleri ve kıyamet beklentilerini çağdaş jeopolitik gelişmelerle ilişkilendiren yaklaşımları dikkatle incelenmelidir. Aynı şekilde herhangi bir siyasi veya ideolojik gücün İslam’ı kendi çıkarlarına uygun biçimde tanımlama girişimi varsa bunun karşısında Müslümanların yapması gereken, sloganlarla değil Kur’an, sünnet, tarih, ilim ve sağlam delillerle cevap vermektir. Çünkü dini siyasi projelerin meşruiyet aracına dönüştürmek, hangi taraftan gelirse gelsin sorgulanmalıdır. 1. Peygambersiz İslam, İslam’ın Tarihsel Hafızasını Koparmaktır Hz. Muhammed’in (sav) İslam’daki yerinin doğru anlaşılması bu nedenle hayati önem taşımaktadır. İslam peygambersiz bir din değildir. Kur’an’ı insanlığa tebliğ eden, açıklayan ve hayatında uygulayan Hz. Peygamber’in sünneti ve örnekliği İslam düşüncesinin temel referanslarından biridir. Ancak bunun tersi de önemlidir: Hz. Peygamber’e ait olmayan söz ve davranışları ona isnat ederek insanları yönlendirmek de dini istismar etmektir. Dolayısıyla mücadele iki yönlü olmalıdır: Ne Kur’an’ı Peygamber’den koparmak ne de Peygamber adına Kur’an’ın önüne yeni otoriteler koymak. 1. Yeni Kutsallar ve Sahte Dinî Otoriteler FETÖ örneğinde görüldüğü üzere, dinî otoritenin bir kişinin etrafında sorgulanamaz hâle getirilmesi; rüya, keramet, mehdilik veya mesihlik çağrışımları üzerinden kişilere olağanüstü konumlar atfedilmesi son derece ciddi toplumsal ve siyasi sonuçlar doğurabilmektedir. Hiçbir sivil yapıın lideri,siyasetçi veya kanaat önderi peygamberlik makamının yerine geçirilemez. İslam inancına göre Hz. Muhammed (sav) Hâtemü’n-Nebiyyîn’dir; peygamberlerin sonuncusudur. Bu nedenle kişilere din adına sorgulanamaz otorite kazandıran her anlayışa karşı akıl, vahiy ve sahih bilgiyle mücadele edilmelidir. 1. Dini İstismarı Tek Boyutla Açıklamak Yetmez Bununla birlikte FETÖ ve benzeri yapıların ortaya çıkışını yalnızca tek bir dış merkezin projesi olarak açıklamak da meseleyi eksik bırakabilir. Bu yapıların dinî istismar, lider kültü, sosyoloji, psikoloji, siyaset, eğitim, ekonomi, finans ve uluslararası ilişkiler boyutlarının birlikte incelenmesi gerekir. Böyle bir yaklaşım hem eleştiriyi daha güçlü hâle getirir hem de gelecekte benzer yapıların ortaya çıkmasını önlemek için bize daha sağlam bir zemin sunar. 1. Bugün Hz. Muhammed’i Dünden Daha Fazla Anlamaya İhtiyacımız Var İşte bütün bu nedenlerle bugün Hz. Muhammed’i yalnızca anmaya değil; okumaya, anlamaya ve onun ortaya koyduğu ahlakı hayatımızda pratiğe dönüştürmeye dünden daha fazla ihtiyacımız vardır. Onu anlamak; adaleti savunmaktır. Onu anlamak; dini iktidar ve çıkar aracına dönüştürmemek, emaneti ehline vermektir. Onu anlamak; insanları körü körüne bir lidere bağlamak değil, aklı, ahlakı, hakkı ve sorumluluğu canlı tutmaktır. Onu anlamak; yalnızca geçmişi anlatmak değil, 610 yılında başlayan tevhid, ahlak, hak, adalet ve merhamet çağrısının bugünkü dünyaya ne söylediğini yeniden düşünmektir. 1. Tarihin Döndüğü Nokta: Hira’dan Kıyamete Uzanan Çağrı Hz. Peygamber’i anmak önemlidir. Fakat asıl sorumluluğumuz onu doğru anlamak, Kur’an ile peygamber örnekliği arasındaki bağı korumak ve onun ahlakını hayatın içinde yaşatmaktır. Çünkü Hira’da başlayan çağrı yalnızca geçmişin bir hatırası değildir. İnsanın güce karşı hakkı, zulme karşı adaleti, servete karşı paylaşmayı, kibire karşı tevazuyu, sömürüye karşı merhameti ve kula kulluğa karşı yalnız Allah’a kulluğu tercih etme çağrısıdır. Bu nedenle 610 yılı yalnızca bir başlangıç tarihi değildir. İnsanlığın kıyamete kadar tekrar tekrar dönüp kendisini sorgulayacağı tarihsel bir dönüm noktasıdır. Ve bugün sorumuz hâlâ aynıdır: Gücün yanında mı duracağız, hakkın yanında mı? Zulmün karşısında susacak mıyız, adaleti mi savunacağız? Hz. Muhammed’i yalnızca anacak mıyız, yoksa gerçekten anlayıp onun ahlakını hayatımıza mı taşıyacağız?
METİN KÜLÜNK YAZDI: SADECE ANMAK DEĞİL ANLAMAK ESASTIR. TARİHİN KIYAMET GÜNÜNE KADAR DÖNDÜĞÜ NOKTA

1. İnsanlık Tarihinde Yeni Bir Dönemin Başlangıcı

Bugün Hz. Muhammed’in (sav) dünyaya teşrifini anarken, onun insanlığa sunduğu mesajı yalnızca tarihsel bir hatıra olarak değil; siyasal, iktisadi, sosyal ve ahlaki açıdan büyük bir dönüşümün başlangıcı olarak değerlendirmek gerekir.

Hz. Peygamber’in risaletiyle birlikte insanlığa; iman ile ahlakı, iman ile hakkı, iman ile adaleti ve iman ile toplumsal sorumluluğu birbirinden ayırmayan bir anlayış sunuldu. İnsanlığın önünde yeni bir aydınlık yol açıldı.

1. Gücün Hukukundan Hakkın Hukukuna

Hz. Peygamber’in çağrısı yalnızca bireyin inanç dünyasına yönelik değildi. Bu çağrı, insanın insanla ve toplumla ilişkisini de yeniden şekillendiriyordu.

Barışın, huzurun, merhametin, sevginin ve adaletin esas alındığı yeni bir toplumsal anlayışın temelleri atılıyordu.

Cahiliye düzeninde gücün belirleyici olduğu birçok alanda İslam; hakkı, hukuku, sorumluluğu ve adaleti merkeze taşıdı.

Mekke döneminde putlara ve farklı ilahlara tapınma yaygınken İslam, tevhidi ve yalnızca Allah’a kulluğu esas aldı. Kabile savaşları ve kan davalarının karşısına barış, bağışlama ve adaleti; güçlünün zayıfı ezdiği anlayışın karşısına hak, hukuk ve sorumluluğu koydu. Faiz, tefecilik ve ağır borç ilişkilerine karşı ribâyı yasaklayarak borçluya kolaylık gösterilmesini emretti; ticarette hile, ölçü ve tartıdaki adaletsizliklere karşı dürüst ticareti ve doğru ölçüyü esas aldı. Kölelerin özgürleştirilmesini teşvik etti ve haklarının gözetilmesini istedi. Kadınlara miras, mülkiyet ve mehir gibi belirli haklar tanıdı; bazı topluluklarda görülen kız çocuklarının öldürülmesini ise kesin biçimde kınadı.

Yetimlerin mallarının ve haklarının istismar edilmesine karşı yetimi korumayı, servetin belirli ellerde yoğunlaşmasına karşı zekât, sadaka, infak ve toplumsal dayanışmayı öne çıkardı. Soy, servet ve kabile üstünlüğünün karşısına insanın değerini takvayla ilişkilendiren bir anlayış koydu. İçki ve kumar aşamalı olarak yasaklanırken, intikam ve kan davası kültürünün yerine affetme, uzlaşma ve adaletin tesis edilmesi teşvik edildi. Böylece İslam, yalnızca insanların inançlarını değiştirmeyi değil; imanı ahlakla, hakkı adaletle ve kulluğu toplumsal sorumlulukla buluşturan kapsamlı bir dönüşümü hedefledi.

1. Hz. Peygamber’i Anmak Yetmez, Anlamak Gerekir

Hz. Peygamber’i anmak elbette önemlidir. Fakat asıl mesele onu, mücadelesini ve insanlığa getirdiği mesajı anlamaktır.

Çünkü bugün insanlık, biçimleri değişmiş olsa da özünde geçmişte karşılaşılan pek çok sorunla yeniden karşı karşıyadır.

1. Cahiliyenin Araçları Değişti, Soruları Değişmedi

Tefeciliğin ve borç düzeninin insanları ekonomik bağımlılığa sürüklediği; zulmün ve haksızlığın farklı biçimlerde devam ettiği; ahlaki değerlerin aşındığı, insanın yalnızlaştırıldığı ve toplumsal bağların giderek zayıfladığı bir çağda yaşıyoruz.

Sorulması gereken soru şudur:

Cahiliye yalnızca 1.400 yıl önce yaşanmış tarihsel bir dönem midir, yoksa adaletsizliğin, sömürünün ve ahlaki çözülmenin hâkim olduğu her çağ kendi cahiliyesini mi üretmektedir?

1. Yeni Çağın Yeni Gücü: Dijital Tahakküm

Dijitalleşme insanlığa büyük imkânlar sunarken beraberinde çok önemli sorunları da getirmektedir.

Dijital gözetim, mahremiyetin kaybı, insanların algoritmalar üzerinden yönlendirilmesi, tek tipleştirme ve ekonomik-teknolojik gücün belirli merkezlerde yoğunlaşması artık insanlığın tartışması gereken temel meseleler arasındadır.

Dünün insanı kabile, servet veya sınıf üzerinden baskı altında tutulabiliyordu. Bugünün insanının karşısında ise bunlara ilave olarak veriyi, teknolojiyi ve bilgiyi kontrol eden yeni güç merkezleri bulunmaktadır.

1. Hira’dan Yükselen Çağrı Sadece Mekke’ye Değildi

610 yılında Hira’da başlayan çağrı yalnızca dönemin Mekke toplumuna yönelik değildi.

Bu çağrı insana, Allah karşısındaki sorumluluğunu ve başka insanlar üzerindeki hak ve sorumluluklarını hatırlatıyordu.

Bu nedenle Hz. Peygamber’in mesajını dört temel kavramdan koparamayız: İman ahlaktan ayrı düşünülemez.

İman haktan ayrı düşünülemez.

İman adaletten ayrı düşünülemez.

İman toplumsal sorumluluktan ayrı düşünülemez.

1. 610’un Mesajı 21. Yüzyılda Ne Söylüyor?

O hâlde bugün kendimize sormamız gereken asıl soru şudur:

Hz. Muhammed’i yalnızca anıyor muyuz; yoksa onun 610 yılında insanlığa yönelttiği tevhid, adalet, ahlak ve merhamet çağrısının 21. yüzyıldaki karşılığını gerçekten anlamaya mı çalışıyoruz?

Çünkü Hz. Peygamber’i anmak yetmez.

Anlamak, anlattığı hakikati çağımıza taşımak ve adalet mücadelesinde yaşatmak gerekir.

1. Kur’an ile Peygamber Arasına Mesafe Konulabilir mi?

Bugün üzerinde durmamız gereken bir başka önemli mesele, Kur’an ile Hz. Peygamber arasındaki bağın koparılması tehlikesidir.

İslam’ın temel kaynak anlayışında Kur’an’ı tebliğ eden Hz. Muhammed’in (sav) örnekliği göz ardı edilemez. Çünkü Kur’an yalnızca okunacak bir metin olarak değil, Hz. Peygamber’in hayatında pratiğe dönüşen bir vahiy olarak Müslümanlara ulaşmıştır.

Bu nedenle İslam’ı “peygambersiz bir din” hâline getirecek yaklaşımlar karşısında çok dikkatli olmalıyız.

1. Kur’an’ı Kendi Bağlamından Koparma Tehlikesi

Müslümanlar açısından Kur’an’ın Allah tarafından korunmaktadırbve korunacaktır

Bununla birlikte bir başka tehlike, Kur’an’ın lafzını değiştirmekten ziyade onun anlamını, bağlamını ve Hz. Peygamber’in örnekliğiyle olan ilişkisini dönüştürme girişimleridir.

Kur’an’ın hanif ve tevhid merkezli mesajını başka ideolojik, siyasi veya jeopolitik hedeflere hizmet edecek şekilde yeniden yorumlama çabalarına karşı ilmî ve fikrî bir bilinç geliştirilmesi gerekir.

1. Evanjelizm, Siyonizm ve Dinin Jeopolitik Araçsallaştırılması

Özellikle bazı Hristiyan Siyonist/Evanjelik siyasi hareketlerin dinî metinleri ve kıyamet beklentilerini çağdaş jeopolitik gelişmelerle ilişkilendiren yaklaşımları dikkatle incelenmelidir.

Aynı şekilde herhangi bir siyasi veya ideolojik gücün İslam’ı kendi çıkarlarına uygun biçimde tanımlama girişimi varsa bunun karşısında Müslümanların yapması gereken, sloganlarla değil Kur’an, sünnet, tarih, ilim ve sağlam delillerle cevap vermektir.

Çünkü dini siyasi projelerin meşruiyet aracına dönüştürmek, hangi taraftan gelirse gelsin sorgulanmalıdır.

1. Peygambersiz İslam, İslam’ın Tarihsel Hafızasını Koparmaktır

Hz. Muhammed’in (sav) İslam’daki yerinin doğru anlaşılması bu nedenle hayati önem taşımaktadır.

İslam peygambersiz bir din değildir.

Kur’an’ı insanlığa tebliğ eden, açıklayan ve hayatında uygulayan Hz. Peygamber’in sünneti ve örnekliği İslam düşüncesinin temel referanslarından biridir.

Ancak bunun tersi de önemlidir: Hz. Peygamber’e ait olmayan söz ve davranışları ona isnat ederek insanları yönlendirmek de dini istismar etmektir.

Dolayısıyla mücadele iki yönlü olmalıdır:

Ne Kur’an’ı Peygamber’den koparmak ne de Peygamber adına Kur’an’ın önüne yeni otoriteler koymak.

1. Yeni Kutsallar ve Sahte Dinî Otoriteler

FETÖ örneğinde görüldüğü üzere, dinî otoritenin bir kişinin etrafında sorgulanamaz hâle getirilmesi; rüya, keramet, mehdilik veya mesihlik çağrışımları üzerinden kişilere olağanüstü konumlar atfedilmesi son derece ciddi toplumsal ve siyasi sonuçlar doğurabilmektedir.

Hiçbir sivil yapıın lideri,siyasetçi veya kanaat önderi peygamberlik makamının yerine geçirilemez.

İslam inancına göre Hz. Muhammed (sav) Hâtemü’n-Nebiyyîn’dir; peygamberlerin sonuncusudur.

Bu nedenle kişilere din adına sorgulanamaz otorite kazandıran her anlayışa karşı akıl, vahiy ve sahih bilgiyle mücadele edilmelidir.

1. Dini İstismarı Tek Boyutla Açıklamak Yetmez

Bununla birlikte FETÖ ve benzeri yapıların ortaya çıkışını yalnızca tek bir dış merkezin projesi olarak açıklamak da meseleyi eksik bırakabilir.

Bu yapıların dinî istismar, lider kültü, sosyoloji, psikoloji, siyaset, eğitim, ekonomi, finans ve uluslararası ilişkiler boyutlarının birlikte incelenmesi gerekir.

Böyle bir yaklaşım hem eleştiriyi daha güçlü hâle getirir hem de gelecekte benzer yapıların ortaya çıkmasını önlemek için bize daha sağlam bir zemin sunar.

1. Bugün Hz. Muhammed’i Dünden Daha Fazla Anlamaya İhtiyacımız Var

İşte bütün bu nedenlerle bugün Hz. Muhammed’i yalnızca anmaya değil; okumaya, anlamaya ve onun ortaya koyduğu ahlakı hayatımızda pratiğe dönüştürmeye dünden daha fazla ihtiyacımız vardır.

Onu anlamak; adaleti savunmaktır.

Onu anlamak; dini iktidar ve çıkar aracına dönüştürmemek, emaneti ehline vermektir.

Onu anlamak; insanları körü körüne bir lidere bağlamak değil, aklı, ahlakı, hakkı ve sorumluluğu canlı tutmaktır.

Onu anlamak; yalnızca geçmişi anlatmak değil, 610 yılında başlayan tevhid, ahlak, hak, adalet ve merhamet çağrısının bugünkü dünyaya ne söylediğini yeniden düşünmektir.

1. Tarihin Döndüğü Nokta: Hira’dan Kıyamete Uzanan Çağrı

Hz. Peygamber’i anmak önemlidir. Fakat asıl sorumluluğumuz onu doğru anlamak, Kur’an ile peygamber örnekliği arasındaki bağı korumak ve onun ahlakını hayatın içinde yaşatmaktır.

Çünkü Hira’da başlayan çağrı yalnızca geçmişin bir hatırası değildir.

İnsanın güce karşı hakkı, zulme karşı adaleti, servete karşı paylaşmayı, kibire karşı tevazuyu, sömürüye karşı merhameti ve kula kulluğa karşı yalnız Allah’a kulluğu tercih etme çağrısıdır.

Bu nedenle 610 yılı yalnızca bir başlangıç tarihi değildir.

İnsanlığın kıyamete kadar tekrar tekrar dönüp kendisini sorgulayacağı tarihsel bir dönüm noktasıdır.

Ve bugün sorumuz hâlâ aynıdır:

Gücün yanında mı duracağız, hakkın yanında mı?

Zulmün karşısında susacak mıyız, adaleti mi savunacağız?

Hz. Muhammed’i yalnızca anacak mıyız, yoksa gerçekten anlayıp onun ahlakını hayatımıza mı taşıyacağız?

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.