Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın
Köşe Yazarı
Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın
 

80’Lİ YILLAR: KUYRUKLARIN, YOKLUKLARIN VE TOPLUMSAL HAFIZANIN İZLERİ

Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın Yazdı..... 80’Lİ YILLAR: KUYRUKLARIN, YOKLUKLARIN VE TOPLUMSAL HAFIZANIN İZLERİ   1980’li yıllar, Türkiye’nin toplumsal hafızasında yalnızca siyasi gelişmelerle değil; gündelik hayatın zorlukları, ekonomik sıkıntılar, uzun kuyruklar ve insanların yaşam mücadelesiyle de derin izler bırakan bir dönemdir. Bugünden geriye dönüp baktığımızda, o yılları yalnızca tarih kitaplarında yer alan olaylarla değerlendirmek eksik kalır. Çünkü bir dönemin gerçek hikâyesi, çoğu zaman sıradan insanların günlük yaşamında saklıdır. Çocukluk yıllarımızda SSK. hastanelere halk arasında “Sigorta Hastanesi” denirdi. Aileden biri hastalandığında hastaneye gitmek, bugünkü anlamıyla yalnızca bir doktor muayenesinden ibaret değildi. Neredeyse bütün aileyi içine alan uzun ve yorucu bir süreçti. Annemiz,  veya kardeşlerimizden biri hastalandığında çoğu zaman dört kişi birlikte hastaneye giderdik. Birisi doktor sırasını bekler, birisi ilaçların hesaplanması için başka bir kuyruğa girer, biriside ilacı almak için bekler, diğeri ise yapılması gereken ödemeler için vezne sırasında dururdu. Bütün işlemler aynı gün içerisinde tamamlanabilirse kendimizi şanslı sayardık. İlacın nasıl kullanılacağını öğrenmek için yeniden doktorun kapısına dönmek gerekirdi. Hele bir de tahlil istenmişse hastane süreci bazen günlere yayılırdı. Üstelik sözünü ettiğimiz yer küçük bir kasaba değil, şehirde bulunan büyük hastanelerdi. Ancak kuyruklar yalnızca hastanelerde değildi. Gazyağı kuyruğu vardı. Tüp kuyruğu vardı. Ve hafızalarımızda ayrı bir yere sahip olan meşhur “Ofis pirinci” kuyruğu vardı. İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için saatlerce beklemeyi hayatın olağan bir parçası olarak kabul etmişti. Bugün birkaç dakikalık bir gecikmeye tahammül etmekte zorlandığımız bir dünyadan baktığımızda, o günlerin şartlarını anlamak elbette kolay değildir. Ekonomik sıkıntılar çalışma hayatında da açık biçimde hissediliyordu. Büyük fabrikalarda çalışan insanların aylarca maaşlarını alamadığı dönemler yaşanıyordu. Demir-çelik fabrikasında çalışanların beş aya varan sürelerde maaş beklediği; emeklilik zamanı gelen bazı işçilere tazminat ödenemediği ve bunun yerine  demir, farklı yöntemlerin teklif edildiği günler, dönemin ekonomik şartlarının insanlar üzerindeki etkisini göstermesi bakımından oldukça çarpıcıdır. Ancak 80’li yılların toplumsal hafızasında ekonomik zorlukların yanında başka bir yara daha vardı: siyasi kutuplaşma. Sağcı ve solcu ayrımının yalnızca düşünceler üzerinden değil, gündelik yaşamın en küçük ayrıntılarına kadar hissedildiği dönemlerdi. İnsanların sokakta yürürken dahi dikkatli olmak zorunda kaldığı, bazen hangi taraftan yürüdüğünün bile siyasi bir anlam taşıdığı günlerden söz ediyoruz. O dönemde yaşanan korkuların insan davranışlarında bıraktığı izlerin yıllar sonra bile sürdüğünü görmek mümkündür. O yılları yaşayan bazı insanların bugün dahi farkında olmadan yolun ortasından yürümeyi tercih etmesi, belki de çocukluk ve gençlik döneminde bilinçaltına yerleşen güvensizlik duygusunun küçük fakat anlamlı bir yansımasıdır. Çünkü toplumsal hafıza yalnızca kitaplarda, arşivlerde veya belgelerde yaşamaz. İnsanların davranışlarında yaşar. Alışkanlıklarında yaşar. Korkularında, reflekslerinde ve çocuklarına anlattıkları hatıralarda yaşamaya devam eder. Bugün 1980’li yılları anlatırken geçmişi romantikleştirmek de bütünüyle kötülemek de doğru değildir. Önemli olan, dönemin şartlarını kendi gerçekliği içerisinde değerlendirebilmektir. Yokluğun olduğu yerde dayanışma da vardı. İnsanlar aynı kuyrukta saatlerce beklerken birbirlerinin derdini dinler, komşusunun tüpü bittiğinde kendi tüpünü paylaşır, maaşını alamayan akrabasına elindeki imkânla destek olmaya çalışırdı. Belki de o yılların bize bıraktığı en önemli derslerden biri budur: İmkânların az olduğu dönemlerde insanlar birbirlerine daha fazla ihtiyaç duyarlar. 80’li yıllar bizim için yalnızca geçmişte kalmış bir dönem değildir. Bir hastane koridorunda bekleyen annedir. Elinde tüpüyle sırada duran babadır. Maaşını bekleyen işçidir. Bir torba pirinç için saatlerce kuyrukta bekleyen vatandaştır. Ve siyasi çatışmanın ortasında yalnızca evine sağ salim dönmek isteyen sıradan insandır. Bugün sahip olduğumuz imkânların değerini anlayabilmek için bazen geçmişe dönüp bakmak gerekir. Çünkü toplumların bugünü, geçmişte yaşadıklarının üzerine inşa edilir. 80’li yıllar da bütün zorlukları, yoklukları, mücadeleleri ve insan hikâyeleriyle Türkiye’nin toplumsal hafızasında unutulmayacak bir dönem olarak yaşamaya devam etmektedir. “Bir toplumun geçmişini yalnızca tarihler anlatmaz; kuyruklarda bekleyen insanlar, eve götürülemeyen maaşlar, hastane koridorlarında geçen saatler ve insanların hafızasına yerleşen korkular da anlatır. Geçmişi unutan toplum, bugün sahip olduklarının kıymetini anlayamaz; geleceğini de sağlam temeller üzerine kuramaz. ” Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın Sosyolog -Pedagog - Araştırmacı Yazar Doğu ve Güneydoğu Kültür ve Sanat Derneği Kadın Kolları Genel Başkanı    
Ekleme Tarihi: 10 Eylül 2026 -Perşembe

80’Lİ YILLAR: KUYRUKLARIN, YOKLUKLARIN VE TOPLUMSAL HAFIZANIN İZLERİ

Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın Yazdı.....

80’Lİ YILLAR: KUYRUKLARIN, YOKLUKLARIN VE TOPLUMSAL HAFIZANIN İZLERİ

 

1980’li yıllar, Türkiye’nin toplumsal hafızasında yalnızca siyasi gelişmelerle değil; gündelik hayatın zorlukları, ekonomik sıkıntılar, uzun kuyruklar ve insanların yaşam mücadelesiyle de derin izler bırakan bir dönemdir.

Bugünden geriye dönüp baktığımızda, o yılları yalnızca tarih kitaplarında yer alan olaylarla değerlendirmek eksik kalır. Çünkü bir dönemin gerçek hikâyesi, çoğu zaman sıradan insanların günlük yaşamında saklıdır.

Çocukluk yıllarımızda SSK. hastanelere halk arasında “Sigorta Hastanesi” denirdi. Aileden biri hastalandığında hastaneye gitmek, bugünkü anlamıyla yalnızca bir doktor muayenesinden ibaret değildi. Neredeyse bütün aileyi içine alan uzun ve yorucu bir süreçti.

Annemiz,  veya kardeşlerimizden biri hastalandığında çoğu zaman dört kişi birlikte hastaneye giderdik. Birisi doktor sırasını bekler, birisi ilaçların hesaplanması için başka bir kuyruğa girer, biriside ilacı almak için bekler, diğeri ise yapılması gereken ödemeler için vezne sırasında dururdu.

Bütün işlemler aynı gün içerisinde tamamlanabilirse kendimizi şanslı sayardık.

İlacın nasıl kullanılacağını öğrenmek için yeniden doktorun kapısına dönmek gerekirdi. Hele bir de tahlil istenmişse hastane süreci bazen günlere yayılırdı. Üstelik sözünü ettiğimiz yer küçük bir kasaba değil, şehirde bulunan büyük hastanelerdi.

Ancak kuyruklar yalnızca hastanelerde değildi.

Gazyağı kuyruğu vardı.

Tüp kuyruğu vardı.
Ve hafızalarımızda ayrı bir yere sahip olan meşhur “Ofis pirinci” kuyruğu vardı.

İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için saatlerce beklemeyi hayatın olağan bir parçası olarak kabul etmişti. Bugün birkaç dakikalık bir gecikmeye tahammül etmekte zorlandığımız bir dünyadan baktığımızda, o günlerin şartlarını anlamak elbette kolay değildir.

Ekonomik sıkıntılar çalışma hayatında da açık biçimde hissediliyordu. Büyük fabrikalarda çalışan insanların aylarca maaşlarını alamadığı dönemler yaşanıyordu. Demir-çelik fabrikasında çalışanların beş aya varan sürelerde maaş beklediği; emeklilik zamanı gelen bazı işçilere tazminat ödenemediği ve bunun yerine  demir, farklı yöntemlerin teklif edildiği günler, dönemin ekonomik şartlarının insanlar üzerindeki etkisini göstermesi bakımından oldukça çarpıcıdır.

Ancak 80’li yılların toplumsal hafızasında ekonomik zorlukların yanında başka bir yara daha vardı: siyasi kutuplaşma.

Sağcı ve solcu ayrımının yalnızca düşünceler üzerinden değil, gündelik yaşamın en küçük ayrıntılarına kadar hissedildiği dönemlerdi.

İnsanların sokakta yürürken dahi dikkatli olmak zorunda kaldığı, bazen hangi taraftan yürüdüğünün bile siyasi bir anlam taşıdığı günlerden söz ediyoruz.

O dönemde yaşanan korkuların insan davranışlarında bıraktığı izlerin yıllar sonra bile sürdüğünü görmek mümkündür.

O yılları yaşayan bazı insanların bugün dahi farkında olmadan yolun ortasından yürümeyi tercih etmesi, belki de çocukluk ve gençlik döneminde bilinçaltına yerleşen güvensizlik duygusunun küçük fakat anlamlı bir yansımasıdır.

Çünkü toplumsal hafıza yalnızca kitaplarda, arşivlerde veya belgelerde yaşamaz.

İnsanların davranışlarında yaşar.

Alışkanlıklarında yaşar.
Korkularında, reflekslerinde ve çocuklarına anlattıkları hatıralarda yaşamaya devam eder.

Bugün 1980’li yılları anlatırken geçmişi romantikleştirmek de bütünüyle kötülemek de doğru değildir. Önemli olan, dönemin şartlarını kendi gerçekliği içerisinde değerlendirebilmektir.
Yokluğun olduğu yerde dayanışma da vardı.

İnsanlar aynı kuyrukta saatlerce beklerken birbirlerinin derdini dinler, komşusunun tüpü bittiğinde kendi tüpünü paylaşır, maaşını alamayan akrabasına elindeki imkânla destek olmaya çalışırdı.

Belki de o yılların bize bıraktığı en önemli derslerden biri budur:

İmkânların az olduğu dönemlerde insanlar birbirlerine daha fazla ihtiyaç duyarlar.

80’li yıllar bizim için yalnızca geçmişte kalmış bir dönem değildir.

Bir hastane koridorunda bekleyen annedir.

Elinde tüpüyle sırada duran babadır.

Maaşını bekleyen işçidir.

Bir torba pirinç için saatlerce kuyrukta bekleyen vatandaştır.

Ve siyasi çatışmanın ortasında yalnızca evine sağ salim dönmek isteyen sıradan insandır.

Bugün sahip olduğumuz imkânların değerini anlayabilmek için bazen geçmişe dönüp bakmak gerekir.

Çünkü toplumların bugünü, geçmişte yaşadıklarının üzerine inşa edilir.
80’li yıllar da bütün zorlukları, yoklukları, mücadeleleri ve insan hikâyeleriyle Türkiye’nin toplumsal hafızasında unutulmayacak bir dönem olarak yaşamaya devam etmektedir.

Bir toplumun geçmişini yalnızca tarihler anlatmaz; kuyruklarda bekleyen insanlar, eve götürülemeyen maaşlar, hastane koridorlarında geçen saatler ve insanların hafızasına yerleşen korkular da anlatır. Geçmişi unutan toplum, bugün sahip olduklarının kıymetini anlayamaz; geleceğini de sağlam temeller üzerine kuramaz. ”

Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın

Sosyolog -Pedagog - Araştırmacı Yazar
Doğu ve Güneydoğu Kültür ve Sanat Derneği
Kadın Kolları Genel Başkanı

 

 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.