Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Dr. İbrahim Özcan
Köşe Yazarı
Dr. İbrahim Özcan
 

Ahlaki Yozlaşmaya Karşı Topyekün Duruş!

İnsanlık tarihi boyunca toplumları ayakta tutan yegâne sütun, maddi güç veya şöhretin cazibesi değil, ahlak ve adaletin sarsılmaz birlikteliği olmuştur. Ne var ki günümüz dünyasında, hırsın ve fütursuzca yükselme arzularının insan ruhunu esir aldığı modern bir marazla karşı karşıyayız: Mal ve şöhret tutkunluğu. Bu tutku, bireyi sadece kendi bencil dünyasına hapsetmekle kalmaz; illegal kazanç yolları, kısa yoldan servet edinme hırsları, uyuşturucu trafiği veya yalan üzerine kurulu algı operasyonlarıyla toplumsal dokuyu da içten içe kemirir. Kendi hatalarını meşru görmek, zorda kalınca hukuku ve adaleti hiçe sayıp iftiralara sığınmak, bu hastalıklı anlayışın en somut yansımasıdır. Oysa masumiyet karinesi nasıl hukukun evrensel bir ilkesiyse, haksız ithamlar ve çamur atma felsefesi de bir o kadar hastalıklıdır. Hakikatin üzerini geçici olarak örtmeye çalışan yapay rüzgarlar, nihayetinde adaletin duvarına çarparak dağılmaya mahkumdur; zira kadim irfanımızın da buyurduğu gibi, yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Bu toplumsal yaralarla mücadele etmenin ve enerjimizi tüketen, sivil toplum kuruluşlarımıza leke süren bu kirlilikten arınmanın yolu, inancımızın ve şanlı tarihimizin rehberliğinde gizlidir. İslam dini, yeryüzünde adaletin, şeffaflığın ve huzurun tesisi için her türlü aşırılığı, haksız kazancı ve ahlaki yozlaşmayı kesin bir dille yasaklar. Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, "Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır" (Âl-i İmrân Suresi, 104. Ayet) buyurularak, kötülükle organize bir şekilde mücadele edilmesi gerektiği açıkça beyan edilmiştir. Bu ilahi emir, toplumsal temizliğin ve asayişin teminatı olan kamu otoritelerinin ve sivil dinamiklerin ne denli hayati bir görev ifa ettiğini ortaya koymaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise, "Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir" (Buhârî, Îmân, 4) hadis-i şerifiyle, güven üzerine inşa edilmemiş bir toplumun ayakta kalamayacağını bizlere ihtar etmiştir. Zira hayır ve bağış kampanyası ismi altında insanların duygularını sömürme yalancılığın ve münafıklığın en kötü yanıdır. Bu nevi mukaddes değerlerin istismarı, toplumsal güveni kökünden sarsan en büyük ahlaki çöküşlerden biridir. Tam da bu noktada sormak gerekir . Hakiki dayanışma ile dostluk kurma niyetinde olanlar ile kendi çıkarlarını örtmek için şov yapan sahte düzenlerin ardındaki bu münafık yapılar kimdir?Hakiki  dostluklar;kadim yüksek ahlaka,adalete ve meşruiyete sadakat gerektirir. Şanlı tarihimiz de bu ahlaki duruşun en asil örnekleriyle doludur. Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu Şeyh Edebali’nin, Osman Gazi’ye yaptığı "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" nasihati, siyasetin ve toplumsal düzenin merkezine insanı ve onun ahlaki selametini koymuştur. Tarihçi Âşıkpaşazâde’nin Tevârîh-i Âl-i Osmân eserinde naklettiği üzere, adaleti mülkün temeli kılan, haksız kazanca ve rüşvete geçit vermeyen o şeffaf yönetim anlayışı, koca bir imparatorluğun asırlarca dimdik ayakta kalmasını sağlamıştır. Ecdadımız, vakıf müesseseleri ve sivil toplum hareketleriyle toplumu iyilikte yarışır hale getirmiş, karanlık odakların ve illegal yapıların toplum bünyesinde barınmasına asla izin vermemiştir. Bugün Türkiye olarak geleceğimizi teminat altına almak, müreffeh ve terörden arınmış bir vatan inşa etmek istiyorsak, siyasi ayrılıkları bir kenara bırakarak bu marazlara karşı topyekûn bir teyakkuz halinde olmalıyız. Mesele sadece iktidar ya da muhalefet meselesi değil, hepimizin ortak evi olan Türkiye’nin geleceğidir. İsimleri ne kadar cazip olursa olsun, perde arkasında kirli işler çeviren, şeffaflıktan uzak, kokuşmuş kişi ve odaklara karşı uyanık olmak milli bir görevdir. Temiz bir toplum, ancak devletimizin kararlı mücadelesinin arkasında sarsılmaz bir iradeyle duran sivil toplum kuruluşları ve bireylerle mümkündür. Devletimizin bekası, halkımızın refahı ve ülkemizin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkması için fitneye, yalana ve illegaliteye geçit vermemeli; birliğimizi, dirliğimizi her daim taze tutmalıyız. Unutmayalım ki, ahlakla yoğrulmuş, adalete inanmış ve birbirine kenetlenmiş bir milleti yıkacak hiçbir maddi güç yoktur.
Ekleme Tarihi: 23 Temmuz 2026 -Perşembe

Ahlaki Yozlaşmaya Karşı Topyekün Duruş!

İnsanlık tarihi boyunca toplumları ayakta tutan yegâne sütun, maddi güç veya şöhretin cazibesi değil, ahlak ve adaletin sarsılmaz birlikteliği olmuştur. Ne var ki günümüz dünyasında, hırsın ve fütursuzca yükselme arzularının insan ruhunu esir aldığı modern bir marazla karşı karşıyayız: Mal ve şöhret tutkunluğu. Bu tutku, bireyi sadece kendi bencil dünyasına hapsetmekle kalmaz; illegal kazanç yolları, kısa yoldan servet edinme hırsları, uyuşturucu trafiği veya yalan üzerine kurulu algı operasyonlarıyla toplumsal dokuyu da içten içe kemirir. Kendi hatalarını meşru görmek, zorda kalınca hukuku ve adaleti hiçe sayıp iftiralara sığınmak, bu hastalıklı anlayışın en somut yansımasıdır. Oysa masumiyet karinesi nasıl hukukun evrensel bir ilkesiyse, haksız ithamlar ve çamur atma felsefesi de bir o kadar hastalıklıdır. Hakikatin üzerini geçici olarak örtmeye çalışan yapay rüzgarlar, nihayetinde adaletin duvarına çarparak dağılmaya mahkumdur; zira kadim irfanımızın da buyurduğu gibi, yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

Bu toplumsal yaralarla mücadele etmenin ve enerjimizi tüketen, sivil toplum kuruluşlarımıza leke süren bu kirlilikten arınmanın yolu, inancımızın ve şanlı tarihimizin rehberliğinde gizlidir. İslam dini, yeryüzünde adaletin, şeffaflığın ve huzurun tesisi için her türlü aşırılığı, haksız kazancı ve ahlaki yozlaşmayı kesin bir dille yasaklar. Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, "Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır" (Âl-i İmrân Suresi, 104. Ayet) buyurularak, kötülükle organize bir şekilde mücadele edilmesi gerektiği açıkça beyan edilmiştir. Bu ilahi emir, toplumsal temizliğin ve asayişin teminatı olan kamu otoritelerinin ve sivil dinamiklerin ne denli hayati bir görev ifa ettiğini ortaya koymaktadır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise, "Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir" (Buhârî, Îmân, 4) hadis-i şerifiyle, güven üzerine inşa edilmemiş bir toplumun ayakta kalamayacağını bizlere ihtar etmiştir. Zira hayır ve bağış kampanyası ismi altında insanların duygularını sömürme yalancılığın ve münafıklığın en kötü yanıdır. Bu nevi mukaddes değerlerin istismarı, toplumsal güveni kökünden sarsan en büyük ahlaki çöküşlerden biridir.
Tam da bu noktada sormak gerekir . Hakiki dayanışma ile dostluk kurma niyetinde olanlar ile kendi çıkarlarını örtmek için şov yapan sahte düzenlerin ardındaki bu münafık yapılar kimdir?Hakiki  dostluklar;kadim yüksek ahlaka,adalete ve meşruiyete sadakat gerektirir.
Şanlı tarihimiz de bu ahlaki duruşun en asil örnekleriyle doludur. Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu Şeyh Edebali’nin, Osman Gazi’ye yaptığı "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" nasihati, siyasetin ve toplumsal düzenin merkezine insanı ve onun ahlaki selametini koymuştur. Tarihçi Âşıkpaşazâde’nin Tevârîh-i Âl-i Osmân eserinde naklettiği üzere, adaleti mülkün temeli kılan, haksız kazanca ve rüşvete geçit vermeyen o şeffaf yönetim anlayışı, koca bir imparatorluğun asırlarca dimdik ayakta kalmasını sağlamıştır. Ecdadımız, vakıf müesseseleri ve sivil toplum hareketleriyle toplumu iyilikte yarışır hale getirmiş, karanlık odakların ve illegal yapıların toplum bünyesinde barınmasına asla izin vermemiştir.

Bugün Türkiye olarak geleceğimizi teminat altına almak, müreffeh ve terörden arınmış bir vatan inşa etmek istiyorsak, siyasi ayrılıkları bir kenara bırakarak bu marazlara karşı topyekûn bir teyakkuz halinde olmalıyız. Mesele sadece iktidar ya da muhalefet meselesi değil, hepimizin ortak evi olan Türkiye’nin geleceğidir. İsimleri ne kadar cazip olursa olsun, perde arkasında kirli işler çeviren, şeffaflıktan uzak, kokuşmuş kişi ve odaklara karşı uyanık olmak milli bir görevdir. Temiz bir toplum, ancak devletimizin kararlı mücadelesinin arkasında sarsılmaz bir iradeyle duran sivil toplum kuruluşları ve bireylerle mümkündür. Devletimizin bekası, halkımızın refahı ve ülkemizin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkması için fitneye, yalana ve illegaliteye geçit vermemeli; birliğimizi, dirliğimizi her daim taze tutmalıyız. Unutmayalım ki, ahlakla yoğrulmuş, adalete inanmış ve birbirine kenetlenmiş bir milleti yıkacak hiçbir maddi güç yoktur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.