Dr. İbrahim Özcan
Köşe Yazarı
Dr. İbrahim Özcan
 

Sıra gecelerinin Özü

Kadim medeniyetlerin izini taşıyan, Peygamberler Şehri Urfa; sadece taşın toprağın değil, insanı yaşatan asil bir ruhun, cömertliğin ve misafirperverliğin başkentidir. Benden önce de bu kıymetli konuyu kaleme alan pek çok değerli  yazarımız oldu; ancak ben de bu kültüre gönül vermiş bir evlat olarak, kendi penceremden bir kez daha bu hakikati hatırlatmayı bir borç biliyorum. Bu toprakların bağrından kopup gelen en kıymetli geleneklerden biri olan sıra geceleri, ne yazık ki bugün bazen özünden uzaklaşarak basitleştirilmiş birer gösteriye indirgeniyor. Oysa büyüklerimizden imrenerek dinlediğimiz sıra geceleri; sadece karın doyurulan ya da sıradan bir musiki meclisinin kurulduğu yerler değil, adeta birer ilim, irfan, edep ve dayanışma akademisiydi. Eskiden o meclislerde sükûnetin, derin sohbetlerin ve adabın hâkim olduğu bir hava eserdi. Şehrin meseleleri masaya yatırılır, mahalledeki küsler barıştırılır, borcunu ödeyemeyen esnafa el uzatılır, yetimlerin ve ihtiyaç sahiplerinin dertlerine çare aranırdı. Gençler büyüklerin huzurunda edep öğrenir, musiki meclislerinde estetik bir zevk kazanır, toplumsal dirlik ve düzen o meclislerde yeniden harmanlanırdı. Adını yardımlaşmanın sırasından, dostluğun omuz omuza duruşundan alan bu geceler, birliğimizin en sağlam harcıydı. Elbette bu kültürün vazgeçilmez bir parçası olan Urfa usulü çiğ köfte de bu tablonun en güzel lezzetlerinden biridir. Önümüzdeki hafta Şanlıurfa’da kapılarını vatandaşa açacak olan ve ülkemizin gururu haline gelen TEKNOFEST fuarında sergilenen çiğköfte yoğuran robotlar, gençlerimizin teknolojik vizyonunu göstermesi açısından elbette gurur vericidir; ancak aslına sadık kalınarak o taş tokmakların sesiyle, mahalli biberin kokusuyla, emeğin ve sabrın katıldığı hakiki tarifle yapılan çiğ köfte, bu meclislerin şeref konuğudur. Bir robotun seri hareketlerle yoğurduğu çiğ köfte ne kadar kusursuz olursa olsun, o etin ve bulgurun dervişane sabırla, el emeğiyle ve göz nuruyla yoğrulduğu anlardaki muhabbet iklimini ve insanî sıcaklığı asla taklit edemez. Bugün ne yazık ki bazı turistik mekânlarda, müzik korosunun ortasına sıkıştırılmış, hijyenden uzak ve suyla şişirilmiş pratik "kısır köftelerle" ya da teknolojik birer gösteriye indirgenen pratik çözümlerle bu kadim usulün gölgelendiğini görmek içimizi acıtıyor. Türkülerin sesinin aceleye getirilmiş bir sunum gürültüsüne kurban gitmesi, bu asil şehre ve emeğini veren samimi müzisyenlerimize de haksızlık oluyor. Hedefimiz kimseyi incitmek ya da herhangi bir emeği haksız yere göz ardı etmek değildir, aksine bu güzel mirası hak ettiği yere taşımak, ticarî kaygılardan arındırarak yeniden o asil ruhuna kavuşturmaktır. Gelin, sıra gecelerini sadece bir tüketim eğlencesi olarak değil; yeniden gençlerin erdem öğrendiği, küslerin barıştığı, dayanışmanın büyüdüğü ve hakiki Urfa lezzetlerinin adabıyla sunulduğu irfan meclisleri olarak ihya edelim. Kuşkusuz, bu kutlu geleneğin ve sıra gecelerinin aslına uygun ihyasında, âlim, ülema ve sözü dinlenir kanaat önderlerinin bu meclislerde bulunması ve rehberlik etmesi son derece arzu edilir bir husustur. Çünkü Şanlıurfamız bunu hak ediyor; geçmişimiz, kültürümüz ve geleceğimiz bu vefayı bizzat bekliyor.
Ekleme Tarihi: 22 Eylül 2026 -Salı

Sıra gecelerinin Özü

Kadim medeniyetlerin izini taşıyan, Peygamberler Şehri Urfa; sadece taşın toprağın değil, insanı yaşatan asil bir ruhun, cömertliğin ve misafirperverliğin başkentidir. Benden önce de bu kıymetli konuyu kaleme alan pek çok değerli  yazarımız oldu; ancak ben de bu kültüre gönül vermiş bir evlat olarak, kendi penceremden bir kez daha bu hakikati hatırlatmayı bir borç biliyorum. Bu toprakların bağrından kopup gelen en kıymetli geleneklerden biri olan sıra geceleri, ne yazık ki bugün bazen özünden uzaklaşarak basitleştirilmiş birer gösteriye indirgeniyor. Oysa büyüklerimizden imrenerek dinlediğimiz sıra geceleri; sadece karın doyurulan ya da sıradan bir musiki meclisinin kurulduğu yerler değil, adeta birer ilim, irfan, edep ve dayanışma akademisiydi.

Eskiden o meclislerde sükûnetin, derin sohbetlerin ve adabın hâkim olduğu bir hava eserdi. Şehrin meseleleri masaya yatırılır, mahalledeki küsler barıştırılır, borcunu ödeyemeyen esnafa el uzatılır, yetimlerin ve ihtiyaç sahiplerinin dertlerine çare aranırdı. Gençler büyüklerin huzurunda edep öğrenir, musiki meclislerinde estetik bir zevk kazanır, toplumsal dirlik ve düzen o meclislerde yeniden harmanlanırdı. Adını yardımlaşmanın sırasından, dostluğun omuz omuza duruşundan alan bu geceler, birliğimizin en sağlam harcıydı.

Elbette bu kültürün vazgeçilmez bir parçası olan Urfa usulü çiğ köfte de bu tablonun en güzel lezzetlerinden biridir. Önümüzdeki hafta Şanlıurfa’da kapılarını vatandaşa açacak olan ve ülkemizin gururu haline gelen TEKNOFEST fuarında sergilenen çiğköfte yoğuran robotlar, gençlerimizin teknolojik vizyonunu göstermesi açısından elbette gurur vericidir; ancak aslına sadık kalınarak o taş tokmakların sesiyle, mahalli biberin kokusuyla, emeğin ve sabrın katıldığı hakiki tarifle yapılan çiğ köfte, bu meclislerin şeref konuğudur. Bir robotun seri hareketlerle yoğurduğu çiğ köfte ne kadar kusursuz olursa olsun, o etin ve bulgurun dervişane sabırla, el emeğiyle ve göz nuruyla yoğrulduğu anlardaki muhabbet iklimini ve insanî sıcaklığı asla taklit edemez. Bugün ne yazık ki bazı turistik mekânlarda, müzik korosunun ortasına sıkıştırılmış, hijyenden uzak ve suyla şişirilmiş pratik "kısır köftelerle" ya da teknolojik birer gösteriye indirgenen pratik çözümlerle bu kadim usulün gölgelendiğini görmek içimizi acıtıyor. Türkülerin sesinin aceleye getirilmiş bir sunum gürültüsüne kurban gitmesi, bu asil şehre ve emeğini veren samimi müzisyenlerimize de haksızlık oluyor.

Hedefimiz kimseyi incitmek ya da herhangi bir emeği haksız yere göz ardı etmek değildir, aksine bu güzel mirası hak ettiği yere taşımak, ticarî kaygılardan arındırarak yeniden o asil ruhuna kavuşturmaktır. Gelin, sıra gecelerini sadece bir tüketim eğlencesi olarak değil; yeniden gençlerin erdem öğrendiği, küslerin barıştığı, dayanışmanın büyüdüğü ve hakiki Urfa lezzetlerinin adabıyla sunulduğu irfan meclisleri olarak ihya edelim. Kuşkusuz, bu kutlu geleneğin ve sıra gecelerinin aslına uygun ihyasında, âlim, ülema ve sözü dinlenir kanaat önderlerinin bu meclislerde bulunması ve rehberlik etmesi son derece arzu edilir bir husustur. Çünkü Şanlıurfamız bunu hak ediyor; geçmişimiz, kültürümüz ve geleceğimiz bu vefayı bizzat bekliyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.