Maksut Konyar
Köşe Yazarı
Maksut Konyar
 

Hukuk Güveni Olmadan Ekonomik Güven Olmaz

Hukuk Güveni Olmadan Ekonomik Güven Olmaz   Maksut Konyar   Bir ülkede adalet mekanizmasının temel görevi yalnızca suç işlendikten sonra cezalandırmak değildir. Adalet; hukukun üstünlüğünü, hakkaniyeti, öngörülebilirliği ve vatandaşın devlete duyduğu güveni ayakta tutan en önemli kurumlardan biridir.   Bu nedenle Adalet Bakanlığı ve yargı sisteminin yalnızca “cezalandırma” merkezli bir anlayışla ele alınması, adaletin koruyucu ve düzenleyici işlevini gölgede bırakabilir. Hukuk devletinde amaç, sadece suçluyu cezalandırmak değil; masumun hakkını korumak, uyuşmazlıkları adil biçimde çözmek ve herkes için güvenilir bir hukuk düzeni oluşturmaktır.   Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu temel meselelerden biri de tam olarak hukuk güvenliği ve kurumsal öngörülebilirlik meselesidir.   Ekonomide güven, rakamlardan önce gelir.   Yatırımcı bir ülkeye yatırım yaparken yalnızca bugünkü günlük kârına bakmaz. Yarın ne olacağını, kuralların değişip değişmeyeceğini, yaptığı yatırımın hukuk tarafından korunup korunmayacağını ve karşılaştığı bir uyuşmazlıkta adil bir mekanizmaya başvurup başvuramayacağını da hesap eder.   Çünkü sermaye belirsizliği sevmez.   Yerli yatırımcının yatırım kararlarını ertelemesi, veya hiç yatırım yapmaması, Yatırımcıların hukuktaki negatif sebeplerden dolayı kriz ve sıkıntılarla mücadele etmekle kaynak ve enerjisini tüketmesi, yabancı sermayenin ülkemize mesafeli davranması veya mevcut sermayenin başka ülkelere yönelmesi yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanabilecek bir durum değildir. Hukuk güvenliği, ekonomik güvenin de temel bileşenlerinden biridir.   Son dönemde Türkiye’de sıkça tartışılan operasyonlar, soruşturmalar ve kurumların işleyişine ilişkin tartışmaların ekonomik ortam üzerindeki etkileri de bu açıdan değerlendirilmelidir. Burada mesele herhangi bir soruşturmanın yapılıp yapılmaması değildir. Hukuk devletinde suç iddiası elbette soruşturulabilir. Asıl mesele, bu süreçlerin hukuka, usule, ölçülülüğe ve öngörülebilirliğe uygun yürütüldüğüne dair toplumsal ve ekonomik güvenin korunmasıdır. Sermaye, para ürkek kuş gibidir. Güvenli dala konar. Her bakımda güvenli limana demir atar.    Bir ülkede insanlar ve şirketler “Yarın hangi kural değişecek?” sorusunu sormaya başladıysa, mesele artık yalnızca hukukçuların konusu olmaktan çıkar; doğrudan ekonominin konusu haline gelir.   Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla belirsizlik değil, daha fazla hukukla kurumsal güvendir.   Devletin kurumları kişilere göre değil, kurallara göre çalışmalıdır. Atamalar liyakat ve kurumsal ihtiyaçlar çerçevesinde yapılmalı; kurumların bağımsızlığı ve karar alma süreçlerinin öngörülebilirliği güçlendirilmelidir.   Çünkü güçlü devlet, her şeyi tek merkezden yöneten devlet değildir.   Güçlü devlet; kurumları güçlü, kuralları açık, yargısı güvenilir ve vatandaşına karşı önyargılı değil, öngörülebilir olan devlettir.   Geçmişte yaşanan denetimsizliklerin, kuralsızlıkların veya kurumların görevlerini gerektiği gibi yerine getirememesinin bugün yaşanan sorunların bir bölümünü beslediği açıktır. Ancak geçmişteki yanlışların telafisi, yeni bir belirsizlik alanı oluşturarak değil; sağlam, şeffaf ve herkes için eşit işleyen kurumlar kurarak mümkün olabilir.   Türkiye’nin ihtiyacı bir “operasyonlar ülkesi” görüntüsü değil, hukuk ve kurumlar ülkesi görüntüsüdür.   Yatırımcı da vatandaş da aynı şeyi ister:   Kural belli olsun. Kural herkese eşit uygulansın. Devletin kurumları öngörülebilir olsun. Hak arama yolları açık olsun. Mülkiyet hakkı korunsun. Adalet mekanizmasına güven duyulsun.   Bunlar sağlandığında ekonomik güvenin de güçlenmesi için sağlam bir zemin oluşur.   Bugün Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca enflasyon, döviz kuru veya büyüme rakamlarından ibaret değildir. Bunların arkasında çok daha temel bir soru bulunmaktadır:   Türkiye, kurumları ve kurallarıyla yatırımcıya, girişimciye ve vatandaşına yeterince güven verebiliyor mu?   Bu sorunun cevabı, ekonomik geleceğimiz açısından en az ekonomik programın kendisi kadar önemlidir.   Türkiye’nin yeniden güçlü bir yatırım ve üretim ülkesi olabilmesi ihracat başta olmak üzere topyekün ülke ekonomisinin büyümesi için önce hukukun üstünlüğünü, kurumsal işleyişi ve öngörülebilirliği güçlendirmesi gerekiyor.   Çünkü unutmayalım:   Sermaye güveni takip eder. Yatırım öngörülebilirliği takip eder. Ekonomik istikrar ise hukuk güvenliğinin üzerine inşa edilir.    Kurumların ve kuralların yeniden amacına hizmet ettiği, hukukun herkes için aynı ölçüde güvence olduğu bir Türkiye; yalnızca adalet açısından değil, ekonomi açısından da daha sağlam bir Türkiye olacaktır.   Maksut KONYAR
Ekleme Tarihi: 03 Ekim 2026 -Cumartesi

Hukuk Güveni Olmadan Ekonomik Güven Olmaz

Hukuk Güveni Olmadan Ekonomik Güven Olmaz

 

Maksut Konyar

 

Bir ülkede adalet mekanizmasının temel görevi yalnızca suç işlendikten sonra cezalandırmak değildir. Adalet; hukukun üstünlüğünü, hakkaniyeti, öngörülebilirliği ve vatandaşın devlete duyduğu güveni ayakta tutan en önemli kurumlardan biridir.

 

Bu nedenle Adalet Bakanlığı ve yargı sisteminin yalnızca “cezalandırma” merkezli bir anlayışla ele alınması, adaletin koruyucu ve düzenleyici işlevini gölgede bırakabilir. Hukuk devletinde amaç, sadece suçluyu cezalandırmak değil; masumun hakkını korumak, uyuşmazlıkları adil biçimde çözmek ve herkes için güvenilir bir hukuk düzeni oluşturmaktır.

 

Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu temel meselelerden biri de tam olarak hukuk güvenliği ve kurumsal öngörülebilirlik meselesidir.

 

Ekonomide güven, rakamlardan önce gelir.

 

Yatırımcı bir ülkeye yatırım yaparken yalnızca bugünkü günlük kârına bakmaz. Yarın ne olacağını, kuralların değişip değişmeyeceğini, yaptığı yatırımın hukuk tarafından korunup korunmayacağını ve karşılaştığı bir uyuşmazlıkta adil bir mekanizmaya başvurup başvuramayacağını da hesap eder.

 

Çünkü sermaye belirsizliği sevmez.

 

Yerli yatırımcının yatırım kararlarını ertelemesi, veya hiç yatırım yapmaması, Yatırımcıların hukuktaki negatif sebeplerden dolayı kriz ve sıkıntılarla mücadele etmekle kaynak ve enerjisini tüketmesi, yabancı sermayenin ülkemize mesafeli davranması veya mevcut sermayenin başka ülkelere yönelmesi yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanabilecek bir durum değildir. Hukuk güvenliği, ekonomik güvenin de temel bileşenlerinden biridir.

 

Son dönemde Türkiye’de sıkça tartışılan operasyonlar, soruşturmalar ve kurumların işleyişine ilişkin tartışmaların ekonomik ortam üzerindeki etkileri de bu açıdan değerlendirilmelidir. Burada mesele herhangi bir soruşturmanın yapılıp yapılmaması değildir. Hukuk devletinde suç iddiası elbette soruşturulabilir. Asıl mesele, bu süreçlerin hukuka, usule, ölçülülüğe ve öngörülebilirliğe uygun yürütüldüğüne dair toplumsal ve ekonomik güvenin korunmasıdır. Sermaye, para ürkek kuş gibidir. Güvenli dala konar. Her bakımda güvenli limana demir atar. 

 

Bir ülkede insanlar ve şirketler “Yarın hangi kural değişecek?” sorusunu sormaya başladıysa, mesele artık yalnızca hukukçuların konusu olmaktan çıkar; doğrudan ekonominin konusu haline gelir.

 

Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla belirsizlik değil, daha fazla hukukla kurumsal güvendir.

 

Devletin kurumları kişilere göre değil, kurallara göre çalışmalıdır. Atamalar liyakat ve kurumsal ihtiyaçlar çerçevesinde yapılmalı; kurumların bağımsızlığı ve karar alma süreçlerinin öngörülebilirliği güçlendirilmelidir.

 

Çünkü güçlü devlet, her şeyi tek merkezden yöneten devlet değildir.

 

Güçlü devlet; kurumları güçlü, kuralları açık, yargısı güvenilir ve vatandaşına karşı önyargılı değil, öngörülebilir olan devlettir.

 

Geçmişte yaşanan denetimsizliklerin, kuralsızlıkların veya kurumların görevlerini gerektiği gibi yerine getirememesinin bugün yaşanan sorunların bir bölümünü beslediği açıktır. Ancak geçmişteki yanlışların telafisi, yeni bir belirsizlik alanı oluşturarak değil; sağlam, şeffaf ve herkes için eşit işleyen kurumlar kurarak mümkün olabilir.

 

Türkiye’nin ihtiyacı bir “operasyonlar ülkesi” görüntüsü değil, hukuk ve kurumlar ülkesi görüntüsüdür.

 

Yatırımcı da vatandaş da aynı şeyi ister:

 

Kural belli olsun.

Kural herkese eşit uygulansın.

Devletin kurumları öngörülebilir olsun.

Hak arama yolları açık olsun.

Mülkiyet hakkı korunsun.

Adalet mekanizmasına güven duyulsun.

 

Bunlar sağlandığında ekonomik güvenin de güçlenmesi için sağlam bir zemin oluşur.

 

Bugün Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca enflasyon, döviz kuru veya büyüme rakamlarından ibaret değildir. Bunların arkasında çok daha temel bir soru bulunmaktadır:

 

Türkiye, kurumları ve kurallarıyla yatırımcıya, girişimciye ve vatandaşına yeterince güven verebiliyor mu?

 

Bu sorunun cevabı, ekonomik geleceğimiz açısından en az ekonomik programın kendisi kadar önemlidir.

 

Türkiye’nin yeniden güçlü bir yatırım ve üretim ülkesi olabilmesi ihracat başta olmak üzere topyekün ülke ekonomisinin büyümesi için önce hukukun üstünlüğünü, kurumsal işleyişi ve öngörülebilirliği güçlendirmesi gerekiyor.

 

Çünkü unutmayalım:

 

Sermaye güveni takip eder.

Yatırım öngörülebilirliği takip eder.

Ekonomik istikrar ise hukuk güvenliğinin üzerine inşa edilir. 

 

Kurumların ve kuralların yeniden amacına hizmet ettiği, hukukun herkes için aynı ölçüde güvence olduğu bir Türkiye; yalnızca adalet açısından değil, ekonomi açısından da daha sağlam bir Türkiye olacaktır.

 

Maksut KONYAR

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.