Maksut Konyar
Köşe Yazarı
Maksut Konyar
 

Orta Vadeli Programnın gösterdiği yol, Türkiye ekonomisinin sınavı

Orta Vadeli Programnın gösterdiği yol, Türkiye ekonomisinin sınavı   Maksut Konyar   Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yılına ilişkin yeni yol haritası dün kamuoyuyla paylaşıldı.   Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Program (OVP), yalnızca birkaç makroekonomik göstergenin sıralandığı teknik bir belge değil; Türkiye ekonomisinin hangi öncelikler üzerinden şekillendirileceğini gösteren önemli bir politika çerçevesi niteliğinde.   Program, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı koordinasyonunda hazırlandı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve ekonomi yönetiminin ilgili kurumları da bu çerçevenin oluşturulmasında ve uygulanmasında sorumluluk üstleniyor.    Ancak bugün asıl sorulması gereken soru şudur:   Yeni OVP ne söylüyor değil, Türkiye bu hedeflere nasıl ulaşacak?   Çünkü ekonomi yönetiminin önündeki asıl sınav, hedefleri açıklamaktan ziyade, o hedefleri vatandaşın günlük hayatında hissedilir hale getirmektir.   Enflasyonla mücadelede kritik eşik   Yeni OVP’nin en dikkat çekici başlığı kuşkusuz enflasyon.   Programda 2026 yılı sonunda enflasyonun yüzde 28,4 olması, 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a gerilemesi hedefleniyor. Böylece program dönemi sonunda yeniden tek haneli enflasyona ulaşılması amaçlanıyor.    Bu hedef, ekonomik istikrar açısından son derece önemli.   Fakat Türkiye’nin enflasyon tecrübesi bize bir gerçeği defalarca gösterdi:   Enflasyonu düşürmek kadar, düşürülen enflasyonu kalıcı hale getirmek de önemlidir.   Vatandaş açısından yüzde 9 enflasyon elbette yüzde 30’ların üzerinde seyreden bir enflasyondan çok daha iyi bir tablodur. Fakat fiyatların daha düşük oranda artması, geçmiş yıllarda oluşan yüksek fiyat seviyelerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez.   Dolayısıyla önümüzdeki dönemde sadece “enflasyon kaç oldu?” sorusunu değil, “vatandaşın satın alma gücü ne kadar arttı?” sorusunu da sormamız gerekiyor.   Emeklinin, çalışanın, memurun, esnafın, çiftçinin, sanayicinin ve gençlerin ekonomik beklentileri bu noktada belirleyici olacaktır.   Büyüme yeniden hızlanacak   Programın ikinci önemli ayağı büyüme.   2026 için yüzde 3,3 olarak güncellenen büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, 2028’de yüzde 4,6’ya ve 2029’da yüzde 5’e çıkarılması hedefleniyor.    Bu tablo, ekonomi yönetiminin dezenflasyon süreciyle büyüme arasında daha dengeli bir ilişki kurmak istediğini gösteriyor.   Burada önemli olan büyümenin yalnızca rakamsal büyüklüğü değildir.   Türkiye’nin ihtiyacı istihdam yaratan, üretimi artıran, ihracatı güçlendiren, teknoloji ve verimlilik üreten bir büyüme modelidir.   Yüzde 5 büyüyen ancak bu büyümenin gelir dağılımına yeterince yansımadığı bir ekonomi ile yüzde 5 büyürken geniş toplum kesimlerinin refahını artıran bir ekonomi arasında çok büyük fark vardır.   Bu nedenle OVP’nin başarısını sadece milli gelir rakamlarıyla ölçmek doğru olmayacaktır.   Asıl başarı;   daha fazla üretim, daha fazla istihdam, daha yüksek katma değer, daha güçlü ihracat ve daha adil gelir dağılımıdır.   Mali disiplin önemli ama tek başına yeterli değil   Yeni programın bir diğer temel başlığı mali disiplin.   Bütçe açığının milli gelire oranının 2026’da yüzde 3,1 seviyesinde olması, program dönemi sonunda ise yüzde 2,8’e gerilemesi hedefleniyor.    Bu hedef, kamu maliyesinin kontrol altında tutulması açısından olumlu.   Çünkü enflasyonla mücadelede para politikası kadar maliye politikasının da kararlı olması gerekiyor.   Ancak burada da ince bir denge var.   Kamunun tasarruf etmesi gerekir; fakat verimsiz harcamalarla yatırımlar aynı kefeye konulmamalıdır.   Türkiye’nin özellikle eğitim, teknoloji, tarım, enerji, savunma sanayii, altyapı ve yüksek katma değerli üretim alanlarında yapacağı yatırımlar geleceğin ekonomik kapasitesini belirleyecektir.   Tasarruf adı altında geleceğe dönük yatırımların yavaşlatılması doğru olmayacağı gibi, kamu kaynaklarının verimsiz kullanılmaya devam etmesi de kabul edilebilir değildir.   Önemli olan daha az harcamak değil;   daha doğru yere, daha verimli harcamaktır.   İş dünyasının beklediği en önemli şey: Öngörülebilirlik   Yeni OVP’nin iş dünyası açısından belki de en önemli mesajı öngörülebilirlik.   Sanayici yatırım yaparken üç ay sonrasını değil, üç yıl sonrasını görmek ister.   İhracatçı kurunu, finansman maliyetini, enerji fiyatını ve dış talebi hesaplamak ister.   KOBİ ise krediye ulaşabilmek, işletme sermayesini yönetebilmek ve önünü görebilmek ister.   Nitekim iş dünyası temsilcileri de yeni programı değerlendirirken üretim, ihracat, finansmana erişim ve yatırım ortamının güçlendirilmesine dikkat çekti.    Bu nedenle OVP’nin en değerli çıktılarından biri, ekonomide belirsizliği azaltabilmesi olacaktır.   Ancak öngörülebilirlik sadece ekonomik program açıklamakla oluşmaz.   Kuralların sık değişmemesi, kurumların güçlü çalışması, para ve maliye politikalarının uyumlu yürütülmesi ve verilen hedeflerin mümkün olduğunca tutturulması gerekir.   Güven, rakamların kendisinden daha değerlidir.   En büyük sınav: Vatandaşın sofrası   Ekonomik programların en önemli testi Excel tablolarında değil, mutfakta yapılır.   Bir ailenin market alışverişinde, kirada, elektrik ve doğal gaz faturasında, çocuğunun eğitim masrafında, emeklinin maaşında, esnafın kasasında…   Bu nedenle OVP’nin başarısı vatandaşın hayatına dokunabildiği ölçüde anlamlı olacaktır.   Programda gıda ve konut başta olmak üzere arz yönlü politikaların güçlendirilmesi hedefleniyor.    Bu son derece önemli.   Çünkü Türkiye’nin enflasyon sorununu yalnızca faiz, kur ve talep politikalarıyla çözmesi mümkün değildir.   Üretim kapasitesi artırılmadan, tarımda verimlilik yükseltilmeden, lojistik maliyetleri düşürülmeden, konut arzı artırılmadan ve enerji bağımlılığı azaltılmadan kalıcı fiyat istikrarına ulaşmak kolay değildir.   Türkiye’nin yeni dönemde arz tarafına çok daha fazla odaklanması gerekiyor.   Tarım ve gıda stratejik başlık olmalı   Bugün dünyada gıda güvenliği artık yalnızca ekonomik bir konu değildir.   Savaşlar, enerji fiyatları, iklim değişikliği ve küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar tarımı doğrudan stratejik bir alan haline getirmiştir.   Türkiye’nin güçlü tarım potansiyeli bulunmasına rağmen çiftçinin maliyetleri, su kaynakları, verimlilik, planlama ve ürün desenindeki sorunlar çözülmeden gıda fiyatlarında kalıcı istikrar sağlamak zor olacaktır.   Bu nedenle yeni OVP’nin tarım politikaları açısından en önemli beklentisi, üreticinin önünü görebildiği bir planlama düzeni oluşturmasıdır.   Çiftçi hangi ürünü, ne kadar üreteceğini ve ürününü hangi maliyetle satabileceğini öngörebilmelidir.   Aksi halde tarladaki sorun market rafına, market rafındaki sorun da vatandaşın bütçesine yansımaya devam eder.   Sanayi ve ihracat: Türkiye’nin asıl çıkış kapısı   Türkiye’nin büyümesini sürdürülebilir hale getirmesinin yolu üretimden geçiyor.   Üstelik artık sadece daha fazla üretmek yetmiyor.   Daha teknolojik, daha verimli, daha yüksek katma değerli üretim yapmak gerekiyor.   Programda AR-GE ve yenilikçilik kapasitesinin geliştirilmesi, yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve verimlilik artışının desteklenmesi gibi başlıkların öne çıkması bu açıdan önemli.    İhracatta da benzer bir dönüşüm görülüyor. Ağustos itibarıyla yıllıklandırılmış ihracatın yaklaşık 280 milyar dolara ulaştığı, orta ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payının yüzde 44,1’e yükseldiği açıklandı.    Bu oran daha da yükseltilmelidir.   Türkiye’nin gelecekteki rekabet gücü düşük maliyetli üretimden çok, yüksek teknoloji ve yüksek katma değerden geçecektir.   İstihdam rakamı kadar istihdamın kalitesi de önemli   Programda işsizlik oranının 2027’de yüzde 8, 2028’de yüzde 7,8 ve 2029’da yüzde 7,6’ya gerilemesi hedefleniyor. Program dönemi boyunca yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulması da öngörülüyor.    Bu hedefler değerli.   Fakat Türkiye’nin özellikle gençler açısından daha büyük bir sorunu var:   İyi ve nitelikli iş bulabilmek.   Üniversite mezunu gençlerin eğitim aldıkları alanlarda çalışabilmesi, mesleki eğitimin sanayinin ihtiyaçlarıyla buluşturulması ve kadınların iş gücüne katılımının artırılması ekonomik büyümenin temel unsurları arasında yer almalıdır.   Dolayısıyla önümüzdeki üç yılın istihdam politikası sadece “kaç kişi işe girdi?” sorusuyla değil, “kaç kişi nitelikli ve sürdürülebilir işe kavuştu?” sorusuyla değerlendirilmelidir.   Şimşek ve ekonomi yönetimi için zor dönem   Yeni OVP’nin hazırlanması kadar uygulanması da önem taşıyor.   Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yürüttüğü ekonomi programının önündeki en önemli sınav, dezenflasyon sürecini sürdürürken üretim ve istihdam üzerindeki baskıyı mümkün olduğunca sınırlamak olacaktır.   Çünkü yüksek faiz ve sıkı finansal koşullar kısa vadede enflasyonla mücadele açısından gerekli görülebilir; fakat reel sektörün finansmana erişimi aşırı zorlaşırsa yatırım, üretim ve istihdam bundan olumsuz etkilenebilir.   Nitekim iş dünyası temsilcilerinin de finansmana erişim ve üretken kapasitenin desteklenmesi konusunu özellikle vurguladığı görülüyor.    Dolayısıyla ekonomi yönetiminin önündeki denklem oldukça açık:   Enflasyon düşecek, Ancak üretim durmayacak.   Mali disiplin sağlanacak, Ama yatırım ihmal edilmeyecek.   Finansal istikrar korunacak, Fakat reel sektör finansmansız bırakılmayacak.   Tasarruf yapılacak, Ancak geleceğin yatırımlarından vazgeçilmeyecek.   OVP’nin en güçlü tarafı hedeflerin netliği, en büyük riski ise uygulama   Yeni programı değerlendirirken hakkaniyetli olmak gerekiyor.   Türkiye, küresel ekonomide savaşların, enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların, ticaret savaşlarının ve jeopolitik belirsizliklerin arttığı bir dönemde yol almaya çalışıyor. Nitekim program hazırlanırken küresel büyüme beklentilerinin aşağı çekildiği ve savaşın enerji ile dış denge üzerindeki etkilerinin dikkate alındığı belirtiliyor.    Dolayısıyla hiçbir ekonomik program boşlukta uygulanmıyor.   Dışarıdaki gelişmeler Türkiye’nin hedeflerini değiştirebilir.   Ancak içeride yapılabilecekler de az değil.   Kamu harcamalarının etkinliği, vergi adaleti, kayıt dışılığın azaltılması, üretim maliyetleri, tarımsal verimlilik, enerji bağımlılığı, eğitim kalitesi, hukuk güvenliği ve yatırım ortamı Türkiye’nin kendi iradesiyle iyileştirebileceği alanlar.   Programın gerçeği rakamlar değil, uygulamadır   2027-2029 OVP’si Türkiye ekonomisi açısından önemli bir dönemin başlangıcını ifade ediyor.   2029’da yüzde 5 büyüme ve yüzde 9 enflasyon hedefi, kâğıt üzerinde Türkiye’nin yeniden daha dengeli bir büyüme patikasına girmesini amaçlıyor. İşsizlikte düşüş, bütçe açığında gerileme, üretim ve ihracatta katma değer artışı da bu çerçevenin tamamlayıcı unsurları.    Fakat Türkiye’nin artık yeni hedeflerden çok hedeflere sadakat dönemine ihtiyacı var.   Çünkü vatandaşın beklentisi yeni bir ekonomik program duymaktan ziyade, mevcut programın sonuçlarını yaşamında görmek.   Emekli daha rahat nefes almak istiyor.   Çalışan ücretinin enflasyon karşısında erimemesini istiyor.   Genç iş ve gelecek istiyor.   Esnaf müşterisinin ve kazancının artmasını istiyor.   Sanayici uygun finansman ve öngörülebilir maliyet istiyor.   Çiftçi ürettiğinin karşılığını almak istiyor.   İhracatçı rekabetçi bir üretim ortamı istiyor.   Bütün bunların ortak paydası ise tek bir kelimede birleşiyor:   İnanmak.   Yeni OVP’nin asıl başarısı da burada ölçülecek.   Eğer program, enflasyonu kalıcı biçimde düşürürken üretimi ve istihdamı artırır, kamu maliyesini sağlamlaştırır, yatırımı teşvik eder ve vatandaşın satın alma gücünü yükseltirse Türkiye ekonomisi önemli bir eşiği aşmış olacaktır.   Ama bunun yolu yalnızca hedef koymaktan değil, kararlı, şeffaf, öngörülebilir ve sonuç odaklı bir uygulamadan geçiyor.   Türkiye’nin önünde üç yıllık bir yol haritası var.   Şimdi sıra, o haritanın sahada ne kadar doğru uygulanacağında.   Çünkü ekonomide güven, açıklanan hedeflerle başlar; tutulan sözlerle kalıcı hale gelir.   Ve burada en kritik noktaya geliyoruz:   *Gerçek müteşebbisin korunması bir devlet politikası olmalıdır*   Türkiye ekonomisinin bu sınavı başarıyla geçebilmesi için bir hususun altını özellikle çizmek gerekiyor:   *Gerçek müteşebbisin Türkiye’de ve dünyada her bakımdan maddi ve manevi korunması bir devlet politikası haline getirilmesi gerekiyor.*   Yatırım yapan, Uluslararası risk alan, Üreten, istihdam oluşturan, ihracat yapan, vergi veren, risk alan, fabrikasını, tarlasını, atölyesini ayakta tutmaya çalışan gerçek müteşebbis korunmadan ne kalıcı enflasyonla mücadele mümkün olur, ne de sürdürülebilir büyüme.   Müteşebbis sadece kredi faizinden, kur dalgalanmasından, yüksek maliyetten değil; bürokratik engellerden, haksız rekabetten, itibarsızlaştırma girişimlerinden ve hukuki belirsizliklerden de korunmalıdır.   Dünya artık girişimcisini, sanayicisini, çiftçisini, KOBİ’sini koruyan ülkelerin yarışında. Türkiye de bu yarışta kendi müteşebbisini merkeze alan, onu maddi ve manevi olarak güçlendiren bir devlet aklını kalıcı hale getirmelidir.   Çünkü ekonomide güven, açıklanan hedeflerle başlar; tutulan sözlerle ve korunan müteşebbisle kalıcı hale gelir. Maksut KONYAR    
Ekleme Tarihi: 07 Eylül 2026 -Pazartesi

Orta Vadeli Programnın gösterdiği yol, Türkiye ekonomisinin sınavı

Orta Vadeli Programnın gösterdiği yol, Türkiye ekonomisinin sınavı

 

Maksut Konyar

 

Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yılına ilişkin yeni yol haritası dün kamuoyuyla paylaşıldı.

 

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Program (OVP), yalnızca birkaç makroekonomik göstergenin sıralandığı teknik bir belge değil; Türkiye ekonomisinin hangi öncelikler üzerinden şekillendirileceğini gösteren önemli bir politika çerçevesi niteliğinde.

 

Program, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı koordinasyonunda hazırlandı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve ekonomi yönetiminin ilgili kurumları da bu çerçevenin oluşturulmasında ve uygulanmasında sorumluluk üstleniyor. 

 

Ancak bugün asıl sorulması gereken soru şudur:

 

Yeni OVP ne söylüyor değil, Türkiye bu hedeflere nasıl ulaşacak?

 

Çünkü ekonomi yönetiminin önündeki asıl sınav, hedefleri açıklamaktan ziyade, o hedefleri vatandaşın günlük hayatında hissedilir hale getirmektir.

 

Enflasyonla mücadelede kritik eşik

 

Yeni OVP’nin en dikkat çekici başlığı kuşkusuz enflasyon.

 

Programda 2026 yılı sonunda enflasyonun yüzde 28,4 olması, 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a gerilemesi hedefleniyor. Böylece program dönemi sonunda yeniden tek haneli enflasyona ulaşılması amaçlanıyor. 

 

Bu hedef, ekonomik istikrar açısından son derece önemli.

 

Fakat Türkiye’nin enflasyon tecrübesi bize bir gerçeği defalarca gösterdi:

 

Enflasyonu düşürmek kadar, düşürülen enflasyonu kalıcı hale getirmek de önemlidir.

 

Vatandaş açısından yüzde 9 enflasyon elbette yüzde 30’ların üzerinde seyreden bir enflasyondan çok daha iyi bir tablodur. Fakat fiyatların daha düşük oranda artması, geçmiş yıllarda oluşan yüksek fiyat seviyelerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez.

 

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde sadece “enflasyon kaç oldu?” sorusunu değil, “vatandaşın satın alma gücü ne kadar arttı?” sorusunu da sormamız gerekiyor.

 

Emeklinin, çalışanın, memurun, esnafın, çiftçinin, sanayicinin ve gençlerin ekonomik beklentileri bu noktada belirleyici olacaktır.

 

Büyüme yeniden hızlanacak

 

Programın ikinci önemli ayağı büyüme.

 

2026 için yüzde 3,3 olarak güncellenen büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, 2028’de yüzde 4,6’ya ve 2029’da yüzde 5’e çıkarılması hedefleniyor. 

 

Bu tablo, ekonomi yönetiminin dezenflasyon süreciyle büyüme arasında daha dengeli bir ilişki kurmak istediğini gösteriyor.

 

Burada önemli olan büyümenin yalnızca rakamsal büyüklüğü değildir.

 

Türkiye’nin ihtiyacı istihdam yaratan, üretimi artıran, ihracatı güçlendiren, teknoloji ve verimlilik üreten bir büyüme modelidir.

 

Yüzde 5 büyüyen ancak bu büyümenin gelir dağılımına yeterince yansımadığı bir ekonomi ile yüzde 5 büyürken geniş toplum kesimlerinin refahını artıran bir ekonomi arasında çok büyük fark vardır.

 

Bu nedenle OVP’nin başarısını sadece milli gelir rakamlarıyla ölçmek doğru olmayacaktır.

 

Asıl başarı;

 

daha fazla üretim, daha fazla istihdam, daha yüksek katma değer, daha güçlü ihracat ve daha adil gelir dağılımıdır.

 

Mali disiplin önemli ama tek başına yeterli değil

 

Yeni programın bir diğer temel başlığı mali disiplin.

 

Bütçe açığının milli gelire oranının 2026’da yüzde 3,1 seviyesinde olması, program dönemi sonunda ise yüzde 2,8’e gerilemesi hedefleniyor. 

 

Bu hedef, kamu maliyesinin kontrol altında tutulması açısından olumlu.

 

Çünkü enflasyonla mücadelede para politikası kadar maliye politikasının da kararlı olması gerekiyor.

 

Ancak burada da ince bir denge var.

 

Kamunun tasarruf etmesi gerekir; fakat verimsiz harcamalarla yatırımlar aynı kefeye konulmamalıdır.

 

Türkiye’nin özellikle eğitim, teknoloji, tarım, enerji, savunma sanayii, altyapı ve yüksek katma değerli üretim alanlarında yapacağı yatırımlar geleceğin ekonomik kapasitesini belirleyecektir.

 

Tasarruf adı altında geleceğe dönük yatırımların yavaşlatılması doğru olmayacağı gibi, kamu kaynaklarının verimsiz kullanılmaya devam etmesi de kabul edilebilir değildir.

 

Önemli olan daha az harcamak değil;

 

daha doğru yere, daha verimli harcamaktır.

 

İş dünyasının beklediği en önemli şey: Öngörülebilirlik

 

Yeni OVP’nin iş dünyası açısından belki de en önemli mesajı öngörülebilirlik.

 

Sanayici yatırım yaparken üç ay sonrasını değil, üç yıl sonrasını görmek ister.

 

İhracatçı kurunu, finansman maliyetini, enerji fiyatını ve dış talebi hesaplamak ister.

 

KOBİ ise krediye ulaşabilmek, işletme sermayesini yönetebilmek ve önünü görebilmek ister.

 

Nitekim iş dünyası temsilcileri de yeni programı değerlendirirken üretim, ihracat, finansmana erişim ve yatırım ortamının güçlendirilmesine dikkat çekti. 

 

Bu nedenle OVP’nin en değerli çıktılarından biri, ekonomide belirsizliği azaltabilmesi olacaktır.

 

Ancak öngörülebilirlik sadece ekonomik program açıklamakla oluşmaz.

 

Kuralların sık değişmemesi, kurumların güçlü çalışması, para ve maliye politikalarının uyumlu yürütülmesi ve verilen hedeflerin mümkün olduğunca tutturulması gerekir.

 

Güven, rakamların kendisinden daha değerlidir.

 

En büyük sınav: Vatandaşın sofrası

 

Ekonomik programların en önemli testi Excel tablolarında değil, mutfakta yapılır.

 

Bir ailenin market alışverişinde, kirada, elektrik ve doğal gaz faturasında, çocuğunun eğitim masrafında, emeklinin maaşında, esnafın kasasında…

 

Bu nedenle OVP’nin başarısı vatandaşın hayatına dokunabildiği ölçüde anlamlı olacaktır.

 

Programda gıda ve konut başta olmak üzere arz yönlü politikaların güçlendirilmesi hedefleniyor. 

 

Bu son derece önemli.

 

Çünkü Türkiye’nin enflasyon sorununu yalnızca faiz, kur ve talep politikalarıyla çözmesi mümkün değildir.

 

Üretim kapasitesi artırılmadan, tarımda verimlilik yükseltilmeden, lojistik maliyetleri düşürülmeden, konut arzı artırılmadan ve enerji bağımlılığı azaltılmadan kalıcı fiyat istikrarına ulaşmak kolay değildir.

 

Türkiye’nin yeni dönemde arz tarafına çok daha fazla odaklanması gerekiyor.

 

Tarım ve gıda stratejik başlık olmalı

 

Bugün dünyada gıda güvenliği artık yalnızca ekonomik bir konu değildir.

 

Savaşlar, enerji fiyatları, iklim değişikliği ve küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar tarımı doğrudan stratejik bir alan haline getirmiştir.

 

Türkiye’nin güçlü tarım potansiyeli bulunmasına rağmen çiftçinin maliyetleri, su kaynakları, verimlilik, planlama ve ürün desenindeki sorunlar çözülmeden gıda fiyatlarında kalıcı istikrar sağlamak zor olacaktır.

 

Bu nedenle yeni OVP’nin tarım politikaları açısından en önemli beklentisi, üreticinin önünü görebildiği bir planlama düzeni oluşturmasıdır.

 

Çiftçi hangi ürünü, ne kadar üreteceğini ve ürününü hangi maliyetle satabileceğini öngörebilmelidir.

 

Aksi halde tarladaki sorun market rafına, market rafındaki sorun da vatandaşın bütçesine yansımaya devam eder.

 

Sanayi ve ihracat: Türkiye’nin asıl çıkış kapısı

 

Türkiye’nin büyümesini sürdürülebilir hale getirmesinin yolu üretimden geçiyor.

 

Üstelik artık sadece daha fazla üretmek yetmiyor.

 

Daha teknolojik, daha verimli, daha yüksek katma değerli üretim yapmak gerekiyor.

 

Programda AR-GE ve yenilikçilik kapasitesinin geliştirilmesi, yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve verimlilik artışının desteklenmesi gibi başlıkların öne çıkması bu açıdan önemli. 

 

İhracatta da benzer bir dönüşüm görülüyor. Ağustos itibarıyla yıllıklandırılmış ihracatın yaklaşık 280 milyar dolara ulaştığı, orta ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payının yüzde 44,1’e yükseldiği açıklandı. 

 

Bu oran daha da yükseltilmelidir.

 

Türkiye’nin gelecekteki rekabet gücü düşük maliyetli üretimden çok, yüksek teknoloji ve yüksek katma değerden geçecektir.

 

İstihdam rakamı kadar istihdamın kalitesi de önemli

 

Programda işsizlik oranının 2027’de yüzde 8, 2028’de yüzde 7,8 ve 2029’da yüzde 7,6’ya gerilemesi hedefleniyor. Program dönemi boyunca yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulması da öngörülüyor. 

 

Bu hedefler değerli.

 

Fakat Türkiye’nin özellikle gençler açısından daha büyük bir sorunu var:

 

İyi ve nitelikli iş bulabilmek.

 

Üniversite mezunu gençlerin eğitim aldıkları alanlarda çalışabilmesi, mesleki eğitimin sanayinin ihtiyaçlarıyla buluşturulması ve kadınların iş gücüne katılımının artırılması ekonomik büyümenin temel unsurları arasında yer almalıdır.

 

Dolayısıyla önümüzdeki üç yılın istihdam politikası sadece “kaç kişi işe girdi?” sorusuyla değil, “kaç kişi nitelikli ve sürdürülebilir işe kavuştu?” sorusuyla değerlendirilmelidir.

 

Şimşek ve ekonomi yönetimi için zor dönem

 

Yeni OVP’nin hazırlanması kadar uygulanması da önem taşıyor.

 

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yürüttüğü ekonomi programının önündeki en önemli sınav, dezenflasyon sürecini sürdürürken üretim ve istihdam üzerindeki baskıyı mümkün olduğunca sınırlamak olacaktır.

 

Çünkü yüksek faiz ve sıkı finansal koşullar kısa vadede enflasyonla mücadele açısından gerekli görülebilir; fakat reel sektörün finansmana erişimi aşırı zorlaşırsa yatırım, üretim ve istihdam bundan olumsuz etkilenebilir.

 

Nitekim iş dünyası temsilcilerinin de finansmana erişim ve üretken kapasitenin desteklenmesi konusunu özellikle vurguladığı görülüyor. 

 

Dolayısıyla ekonomi yönetiminin önündeki denklem oldukça açık:

 

Enflasyon düşecek, Ancak üretim durmayacak.

 

Mali disiplin sağlanacak, Ama yatırım ihmal edilmeyecek.

 

Finansal istikrar korunacak, Fakat reel sektör finansmansız bırakılmayacak.

 

Tasarruf yapılacak, Ancak geleceğin yatırımlarından vazgeçilmeyecek.

 

OVP’nin en güçlü tarafı hedeflerin netliği, en büyük riski ise uygulama

 

Yeni programı değerlendirirken hakkaniyetli olmak gerekiyor.

 

Türkiye, küresel ekonomide savaşların, enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların, ticaret savaşlarının ve jeopolitik belirsizliklerin arttığı bir dönemde yol almaya çalışıyor. Nitekim program hazırlanırken küresel büyüme beklentilerinin aşağı çekildiği ve savaşın enerji ile dış denge üzerindeki etkilerinin dikkate alındığı belirtiliyor. 

 

Dolayısıyla hiçbir ekonomik program boşlukta uygulanmıyor.

 

Dışarıdaki gelişmeler Türkiye’nin hedeflerini değiştirebilir.

 

Ancak içeride yapılabilecekler de az değil.

 

Kamu harcamalarının etkinliği, vergi adaleti, kayıt dışılığın azaltılması, üretim maliyetleri, tarımsal verimlilik, enerji bağımlılığı, eğitim kalitesi, hukuk güvenliği ve yatırım ortamı Türkiye’nin kendi iradesiyle iyileştirebileceği alanlar.

 

Programın gerçeği rakamlar değil, uygulamadır

 

2027-2029 OVP’si Türkiye ekonomisi açısından önemli bir dönemin başlangıcını ifade ediyor.

 

2029’da yüzde 5 büyüme ve yüzde 9 enflasyon hedefi, kâğıt üzerinde Türkiye’nin yeniden daha dengeli bir büyüme patikasına girmesini amaçlıyor. İşsizlikte düşüş, bütçe açığında gerileme, üretim ve ihracatta katma değer artışı da bu çerçevenin tamamlayıcı unsurları. 

 

Fakat Türkiye’nin artık yeni hedeflerden çok hedeflere sadakat dönemine ihtiyacı var.

 

Çünkü vatandaşın beklentisi yeni bir ekonomik program duymaktan ziyade, mevcut programın sonuçlarını yaşamında görmek.

 

Emekli daha rahat nefes almak istiyor.

 

Çalışan ücretinin enflasyon karşısında erimemesini istiyor.

 

Genç iş ve gelecek istiyor.

 

Esnaf müşterisinin ve kazancının artmasını istiyor.

 

Sanayici uygun finansman ve öngörülebilir maliyet istiyor.

 

Çiftçi ürettiğinin karşılığını almak istiyor.

 

İhracatçı rekabetçi bir üretim ortamı istiyor.

 

Bütün bunların ortak paydası ise tek bir kelimede birleşiyor:

 

İnanmak.

 

Yeni OVP’nin asıl başarısı da burada ölçülecek.

 

Eğer program, enflasyonu kalıcı biçimde düşürürken üretimi ve istihdamı artırır, kamu maliyesini sağlamlaştırır, yatırımı teşvik eder ve vatandaşın satın alma gücünü yükseltirse Türkiye ekonomisi önemli bir eşiği aşmış olacaktır.

 

Ama bunun yolu yalnızca hedef koymaktan değil, kararlı, şeffaf, öngörülebilir ve sonuç odaklı bir uygulamadan geçiyor.

 

Türkiye’nin önünde üç yıllık bir yol haritası var.

 

Şimdi sıra, o haritanın sahada ne kadar doğru uygulanacağında.

 

Çünkü ekonomide güven, açıklanan hedeflerle başlar; tutulan sözlerle kalıcı hale gelir.

 

Ve burada en kritik noktaya geliyoruz:

 

*Gerçek müteşebbisin korunması bir devlet politikası olmalıdır*

 

Türkiye ekonomisinin bu sınavı başarıyla geçebilmesi için bir hususun altını özellikle çizmek gerekiyor:

 

*Gerçek müteşebbisin Türkiye’de ve dünyada her bakımdan maddi ve manevi korunması bir devlet politikası haline getirilmesi gerekiyor.*

 

Yatırım yapan, Uluslararası risk alan, Üreten, istihdam oluşturan, ihracat yapan, vergi veren, risk alan, fabrikasını, tarlasını, atölyesini ayakta tutmaya çalışan gerçek müteşebbis korunmadan ne kalıcı enflasyonla mücadele mümkün olur, ne de sürdürülebilir büyüme.

 

Müteşebbis sadece kredi faizinden, kur dalgalanmasından, yüksek maliyetten değil; bürokratik engellerden, haksız rekabetten, itibarsızlaştırma girişimlerinden ve hukuki belirsizliklerden de korunmalıdır.

 

Dünya artık girişimcisini, sanayicisini, çiftçisini, KOBİ’sini koruyan ülkelerin yarışında. Türkiye de bu yarışta kendi müteşebbisini merkeze alan, onu maddi ve manevi olarak güçlendiren bir devlet aklını kalıcı hale getirmelidir.

 

Çünkü ekonomide güven, açıklanan hedeflerle başlar; tutulan sözlerle ve korunan müteşebbisle kalıcı hale gelir.

Maksut KONYAR

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.