
Hayatın koşturmacası içinde insan, omzunu yaslayabileceği, sessizliğini paylaşabileceği ve en önemlisi "dost" kelimesine sığınabileceği limanlar arar. O limanların güven verdiği sanılır; ta ki fırtına kopana, deniz dalgalanana kadar...
Artvin, Yusufeli, Oğdar’ın dağlarından esen o taze, sarsılmaz rüzgâr gibi memleket sevgisini, dervişane duruşunu ve samimiyetini yakından bildiğimiz, Ankara İlahiyat'ın o manevi ikliminde yetişmiş gönül insanı, şair kardeşimiz Sedat Ayar, tam da bu gerçeği vuruyor yüzümüze. Kaleme aldığı "Bir Bir" şiiri, sadece mısralardan ibaret değil; adeta modern dünyanın en büyük trajedisinin, vefasızlığın ve samimiyetsizliğin röntgeni.
Şair, içimizi acıtan o ilk mısrayla çıkıyor karşımıza:
“Dost diyebildiklerimle, dost diye bildiklerim arasında gidip geliyorum bazen...”
Ne kadar derin bir ayrım değil mi? Aradaki o ince çizgi, insanın ömrünü öğütmeye yeter aslında. Biri yürekten inandığınız, yanına yamacına sığındığınız "dost diyebildikleriniz"; diğeri ise hayatın sahte parıltılarında yanıldığınız "dost diye bildikleriniz"...
Şiir ilerledikçe, o coşkulu kalabalıkların nasıl da birer birer buharlaştığını ibretle izliyoruz. Günün ışığında, rüzgâr arkadan eserken yanınızda bitenler; iş düşüp de yokuş yukarı yürümek gerektiğinde sırtını dönüyor. Şair bunu ne kadar da yalın, ne kadar da acı bir hakikatle özetliyor:
Coşarken yanıma dolan dostlarım
Susarken sessizce geçtiler bir bir
Koşarken yanımda olan dostlarım
Düşerken yüzsüzce kaçtılar bir bir
İnsanın en çok güvendiği dağlara kar yağması böyledir işte. Hayatın ne zaman size çelme takacağı belli olmaz. İmtihan kapıyı çaldığında, cüzdanın penceresinden bakanlar, menfaatin terazisinde tartılanlar birer birer dökülmeye başlar. Paranın, makamın mahallesine girildiğinde o eski dostlukların nasıl da unutulduğunu, yolların nasıl ayrıldığını görmek insanın içini burkuyor. Oysa beraber çekilmemiş midir o sıkıntılar? O omuz omuza aşılmamış mıdır takıntılar, yıkıntılar? Meğer her şey bir sahte oyunmuş; perde kapanınca herkes kendi rolüne, kendi menfaatine dönmüş.
Ve nihayetinde, en zor gününüzde yüzünüze bir damla yağmur düşmezken, başkalarının sel suyunu, yel suyunu yutup hırsa kapılanları görüyor şair. Ama şairin duruşu, o Oğdar’ın dik ve vakur dağları gibi sarsılmaz:
Ben yine ne isem aynı yerdeyim
Rabbime hamd olsun başka ne deyim
Ne dertte, ne gamda ne kederdeyim
Dostluğu pul gibi saçtılar bir bir.
İşte asıl asalet burada başlıyor. Onlar dostluğu pul gibi harcayıp tüketirken, şair kendi özünden, dervişane gönlünden ödün vermiyor. "Ben yine ne isem aynı yerdeyim" diyerek haysiyetin, sadakatin ve insan kalabilmenin en güzel dersini veriyor hepimize.
Sedat Ayar, bu mısralarla sadece kendi kırgınlıklarını dökmemiş kâğıda; modern insanın yalnızlığını, çıkar ilişkilerine kurban edilen saf sevgileri gözler önüne sermiş. İyi ki varsın Sedat abim, iyi ki o güzel kaleminle bu hakikatleri dillendirdin.
Vefanın sadece bir semt adı olmadığını hatırlatan bu içten dizeler için yüreğine sağlık. Kalemin, ilhamın ve o güzel dostluk arayışın daim olsun.


