Sözden Eyleme: Zamanı Mübarek Kılan İnsanın Kendi Amelidir
Dün mübarek bir gündü; Cumaydı. Ancak hakikate ve zamanın ontolojik doğasına bakıldığında, aslına bakarsanız her gün mübarek, her an kendi içinde eşsiz bir değere sahiptir. Zaman denilen mefhum, insanın avuçlarından akıp giden ama aynı zamanda ona sonsuzluk tohumları ekme fırsatı sunan ilahi bir sermayedir. Zamanı var eden, günleri birbiri ardına şaşmaz bir nizamla sıralayan, sayısız ve sonsuz sıfatların sahibi olan mutlak Hâkim, Kâdir ve Hâlık olan Allah’tır. Zamanın mübarekliği, şüphesiz O'nun takdiriyle kaimdir. Ancak bu ilahi takdirin ve muazzam kâinat işleyişinin içinde, biz kullara düşen çok mühim bir rol, ağır bir vazife vardır: Bize bahşedilen o günü nasıl ihya ettiğimiz meselesi. Ortaya koyduklarımız, yapıp ettiklerimiz, niyetlerimiz, çabalarımız ve yeryüzüne bıraktığımız izler, o günü bizim için mübarek kılar veya kılmaz.
İnsanoğlu, zamanın pasif bir izleyicisi değil, aktif bir inşa edicisidir. Bu noktada Hazreti Ömer’e atfedilen o meşhur ve sarsıcı prensibi hatırlamak gerekir: "Bugün Allah için ne yaptın?" Bu soru, sıradan bir sorgulama değil; insanın her günün sonunda kendi vicdanıyla baş başa kalıp yapması gereken temel bir nefis muhasebesi, uyulması gereken hayati bir kuraldır. Günü sadece tüketmekle mi geçirdik, yoksa o güne bir değer mi kattık? Bu terazi, insanın varoluş gayesinin tam merkezinde durur.
Fakat ben, bu kadim kurala, modern çağın hız girdabında savrulan günümüz insanı için bir adım, hayati bir soru daha eklemek gerektiğine inanıyorum. Akşam olup da "Bugün Allah için ne yaptım?" sorusunu sorduğumuzda, vicdanımızdan aldığımız cevabın hemen ardından şu soruyu da zihnimize ve kalbimize taşımalıyız: "Yarın Allah için ne yapmalıyım?"
Yarını Planlamak: İradenin ve Eylemin Kesişim Noktası
Elbette yarının ne getireceğini, kaderin nasıl şekilleneceğini, hayatın bize hangi sürprizleri veya imtihanları hazırladığını bilmek mümkün değildir. Gayb, yalnızca Yaratıcı'nın tekelindedir. Fakat insan, cüz-i irade sahibi, akleden ve tasarlayan bir varlık olarak zihninde bir şablon çizer. Ertesi günün iyiliklerini, faydalı işlerini planlar, projelendirir. İnsanın yarına dair bir vizyonunun olması, Allah'ın ona verdiği aklı ve zamanı israf etmeme gayretinin en somut göstergesidir. İki gününün eşit olmamasını emreden bir medeniyetin mensupları olarak, yarın dünden ve bugünden daha iyi ne yapabilirim sancısını taşımak zorundayız.
Nitekim geride bıraktığımız günlerde, bu tasarı ve eylem bütünlüğünün somut örneklerini kendi hayat pratiğimizde yaşama fırsatı bulduk. Perşembe günü, yani 13 Ağustos'ta, akademi adına çok güzel, kalıcı ve tatminkâr bir iş ortaya koyduk. Doktora öğrencimiz Halil Ülküvez, beş kişilik jürinin önünde "Anadolu Coğrafyasında Arap Dili Çalışmaları" başlıklı tezini büyük bir yetkinlikle savunarak doktor unvanını aldı. Bu başarı bir tesadüf değildi; aylarca süren bir "yarını planlama" ve "günü mübarek kılma" çabasının ürünüydü. Daha önce kendisine verdiğimiz 6 aylık süre zarfında, eleştirileri dikkate almış, eksiklerini büyük bir gayretle düzeltmiş, satır satır emek vererek çok daha olgunlaşmış ve harmanlanmış bir tezi önümüze koymuştu. Yine ufak tefek eksiklikleri elbette var, zira insanoğlunun yaptığı hiçbir eser kusursuz olamaz; onları da düzeltmesini istedik. Ancak günün sonunda o Perşembe günü, ilme, bilgiye ve kültürel mirasımıza yapılan bu somut katkı sayesinde hakiki manada "mübarek" bir güne dönüştü.
Sanal Söylemler ve Hakiki Eylemler
Hemen ertesi gün, mübarek Cuma gününde ise meseleyi yine bir eyleme dönüştürme gayretindeydim. Günümüzde sosyal medya, maalesef sözün enflasyon yaşadığı, eylemin ise değersizleştiği bir mecra haline geldi. İnsanlar yalnızca "Cumanız mübarek olsun" veya "Hayırlı Cumalar" yazılı süslü görseller paylaşarak o günün hakkını verdiklerini düşünüyorlar. Elbette güzel bir temennide bulunmak kıymetlidir; ancak bunun fiili bir karşılığı yoksa, bu sözler havada asılı kalır.
Bu düşünceyle, sıradan bir tebrikleşmenin ötesine geçmek istedim. Fiili ve faydalı bir iş yapmanın önemine inanarak, akademik yazımda kullanılan bazı temel ifadeleri, çeviri ve terminoloji pratiklerini takipçilerimle paylaştım. Bir öğrencinin, bir araştırmacının işine yarayacak tek bir kelime, tek bir kalıp öğretmek; binlerce kuru tebrik mesajından çok daha evladır. Burada asıl anlamlı olan nokta şudur: Bir günü veya bir işi önemli ve mübarek kılmak; sadece güzel sözlerle, kuru temennilerle veya klişe ifadelerle gerçekleşmez. Fiili, fiziki, entelektüel ve maddi olarak ortaya bir değer, bir eser koymak elzemdir. Sözler değil; özler, eylemler ve tavırlar günümüze mübareklik katar, bereketlendirir
Farklı Pencerelerden "Günü Mübarek Kılmak"
Bu felsefeyi sadece akademik veya entelektüel hayatla sınırlamak haksızlık olur. Hayatın her alanında, farklı senaryolar ve yaşanmışlıklar üzerinden günü nasıl mübarek kıldığımızı görmek mümkündür:
* Sanayideki Emeğin Bereketi: Karacaören Sanayi Sitesi gibi hayatın ve emeğin kalbinin attığı bir yerde, sabahın erken saatlerinde dükkânını açan bir araba tamircisini düşünelim. O tamirci, dükkânına gelen arızalı bir aracı, müşterisini kandırmadan, en sağlam parçalarla ve gerçek bir ustalıkla tamir ettiğinde; o günkü kazancına hile karıştırmadığında, o kişinin günü sıradan bir mesai günü olmaktan çıkar. Emeğiyle, dürüstlüğüyle o günü mübarek kılmıştır. Allah için yaptığı şey, işini en güzel şekilde (ihsan şuuruyla) yapmasıdır.
* İnşa Edilen Yalnızca Bir Ev Değildir: Kendi tapulu arsası üzerine, belki on bire sekiz ebatlarında, mütevazı ama temeli sağlam iki katlı bir ev inşa eden birini ele alalım. O temele dökülen her beton, dizilen her tuğla, ailesine güvenli bir yuva sağlama niyetinin eyleme dönüşmüş halidir. O inşaatta dökülen alın teri, planlanan mimari düzen, yarınlar için atılan sağlam bir adımdır. Evi inşa ederken çevresine zarar vermemesi, malzemeden çalmıyor oluşu, o inşaat sürecindeki her günü değerli ve bereketli bir ibadete dönüştürür.
* Seyyahın Tefekkürü: Bir seyahati düşünelim. İspanya'nın tarihi sokaklarında, Endülüs'ün o muazzam mirasında, Kurtuba'da, Gırnata'da veya Almanya'da Köln'ün o devasa mimari dokusu önünde yürüyen bir insan... Gördüğü köprüleri, tarım arazilerini, şehir planlamalarını, asırlar öncesinden bugüne uzanan medeniyet izlerini sadece turistik bir gözle değil, ibret nazarıyla incelemesi; o coğrafyaların altyapısından, sivil organizasyonundan notlar çıkarması seyahati basit bir yer değiştirme eyleminden çıkarır. İnsanın yeryüzünde gezip kendinden öncekilerin akıbetini ve eserlerini tefekkür etmesi, o yolculuk günlerini en üst düzeyde mübarek kılar. Zira geçmişin eylemleri, bugünün seyyahına ders vermektedir.
* Eğitim Kamplarında Yeşeren Gelecek: Bir vakıf bünyesinde, yoğunlaştırılmış bir eğitim kampı planlayan bir akademisyeni düşünün. Gençler için takvimler oluşturması, haftalık ders dağılımlarını yapması, farklı branşlardaki hocaları koordine etmesi... Bu, günlerce süren zihinsel bir yorgunluktur. Ancak bu kamp sayesinde bir gencin hayatına dokunulacak, ona bir ufuk çizilecekse; o planlamanın yapıldığı, o toplantıların düzenlendiği her gün, Allah katında eşsiz bir değere sahiptir.
Sonuç: Muhasebe ve Eylem Dengesi
Günlerin hepsi Allah katında zaten kıymetlidir. Önemli olan, o kıymetli zaman diliminde bizim ne ürettiğimiz, kime ne fayda sağladığımız, kimseye zarar vermeden kötülükten ne kadar uzaklaştığımız ve iyiliğe, güzelliğe doğru ne kadar ilerlediğimizdir.
Günün sonunda "Ne yaptın?" sorusunun cevabı, şüphesiz gün içinde attığımız adımlarla, akıttığımız terle ve ortaya koyduğumuz iradeyle şekillenecektir. İnsan; dünü tefekkür etmeli, bugünü eylemle, çalışmayla, dürüstlükle ve üretimle doldurmalı, yarını ise daha iyisini yapmak üzere bugünden planlamalıdır.
Zaman, bomboş bir tuvaldir. O tuvali sadece "Bugün hava ne güzel" veya "Hayırlı günler" gibi sözcüklerle geçiştirmek, o muazzam potansiyele ihanettir. O tuvali; çalışarak, bir tez yazarak, bir öğrenci yetiştirerek, bir motor bloğunu onararak, bir ev inşa ederek, bir metni tercüme ederek veya yeryüzünü ibretle adımlayarak doldurmak esastır. Kendimizi gün bitiminde işte bu erdemli teraziyle sorgulamalıyız. Ancak o zaman takvim yapraklarındaki sıradan rakamlar, bizim için ebedi ve mübarek birer şahide dönüşür.
