ÇEYREK ASIRLIK BİR DÖNÜŞÜM: AK PARTİ VE TÜRKİYE’NİN YENİ YÜZYILI
ÇEYREK ASIRLIK BİR DÖNÜŞÜM: AK PARTİ VE TÜRKİYE’NİN YENİ YÜZYILI
Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın (Sosyolog - Pedagog - Araştırmacı Yazar) yazdı…
Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın (Sosyolog - Pedagog - Araştırmacı Yazar) yazdı…

Bir siyasi hareketin tarihte bıraktığı iz, iktidarda kaldığı yılların sayısından çok, ülkesinin toplumsal yapısında, kurumlarında, kalkınma anlayışında ve gelecek tasavvurunda meydana getirdiği değişimle anlam kazanır.
Bu açıdan bakıldığında AK Parti’nin 14 Ağustos 2001’de başlayan ve bugün çeyrek asrı geride bırakan yolculuğu, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinin en kapsamlı dönüşüm dönemlerinden biri olarak değerlendirilmelidir.
AK Parti, ekonomik ve siyasal belirsizliklerin toplum üzerinde ağır biçimde hissedildiği bir tarihsel zeminde doğdu. 2001 ekonomik krizinin yaraları henüz tazeydi. Bankacılık sistemindeki sorunlar, yüksek enflasyon, kamu borçları, işsizlik ve IMF programlarının ekonomi üzerindeki belirleyiciliği toplumda güçlü bir değişim beklentisi oluşturmuştu.
Böylesi bir ortamda başlayan siyasi yürüyüş, ilerleyen yıllarda Türkiye’nin yönetim anlayışından altyapısına, sosyal politikalarından dış ilişkilerine kadar uzanan geniş bir değişim sürecine dönüştü.
MİLLETLE KURULAN SİYASET
Siyaset bilimi açısından kalıcı siyasal başarının temelinde, toplumdaki değişimi okuyabilme ve vatandaşla sürdürülebilir bir ilişki kurabilme yeteneği vardır.
AK Parti’nin uzun siyasi hayatında teşkilat yapısının ve sahayla kurduğu temasın önemli bir payı bulunmaktadır.
Mahalleden ilçeye, köyden büyükşehirlere uzanan teşkilat ağı; siyasetin vatandaşın gündelik hayatıyla buluştuğu önemli bir alan oluşturmuştur.
Çünkü siyasetin toplumsal karşılığı; bir annenin çocuğunun geleceğine ilişkin beklentisinde, bir gencin eğitim ve istihdam arayışında, bir esnafın ekonomik mücadelesinde, bir hastanın sağlık hizmetine erişiminde ve vatandaşın devlet karşısında kendisini nasıl hissettiğinde ortaya çıkar.
Çeyrek asırlık siyasi sürekliliğin arkasındaki temel dinamiklerden biri, milletle kurulan bu doğrudan bağdır.
KRİZLERDEN KALKINMA VE ESER SİYASETİNE
2000’li yılların başındaki ekonomik şartlardan bugüne uzanan dönem, Türkiye’nin ekonomik ve kurumsal yapısında önemli değişimlere sahne oldu.
2001 krizinin ardından bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılması, kamu maliyesinin güçlendirilmesi ve ekonomik istikrar arayışı yeni dönemin öncelikli başlıkları arasında yer aldı. Türkiye’nin ilerleyen yıllarda IMF’ye olan kredi borcunu tamamen kapatması da dönemin ekonomik hafızasında sembolik değeri yüksek bir gelişme oldu.
Aynı süreçte ulaştırma, sağlık, eğitim, enerji ve şehirleşme alanlarında geniş çaplı yatırımlar gerçekleştirildi.
Bölünmüş yollar, köprüler, tüneller, havalimanları, hızlı tren hatları, şehir hastaneleri, üniversiteler ve büyük altyapı projeleri Türkiye’nin fiziki çehresindeki değişimin görünür unsurları hâline geldi.
Bu yatırımların asıl değeri, vatandaşın yaşamına sağladıkları katkıyla ölçülmelidir. Kalkınmanın kalıcı karşılığı; üretim kapasitesinin gelişmesi, hizmetlere erişimin kolaylaşması, toplumsal refahın yükselmesi ve gelecek kuşaklara daha güçlü bir ülke bırakılabilmesidir.
TÜRKİYE’NİN KENDİ GÜCÜNE DUYDUĞU GÜVEN
Son çeyrek asrın dikkat çekici yönlerinden biri, Türkiye’de millî üretim ve teknoloji konusunda gelişen özgüvendir.
Savunma sanayiinde yerlileşme çalışmaları, insansız hava araçları, millî gemi projeleri, yerli otomobil, uydu ve havacılık çalışmaları ile farklı teknoloji alanlarında atılan adımlar bu dönüşümün sembolleri arasında yer aldı.
Buradaki değişimin sosyolojik yönü de önemlidir.
Bir toplumun kendi mühendisinin, bilim insanının, teknisyeninin ve girişimcisinin başarabileceğine inanması; ekonomik kalkınmayı besleyen güçlü bir toplumsal sermayedir.
“Biz de yapabiliriz” düşüncesinin yerini “Biz yapıyoruz ve daha iyisini yapabiliriz” anlayışına bırakması, millî özgüven açısından son derece kıymetlidir.
Türkiye’nin önündeki yeni hedef ise bu birikimi yüksek katma değerli üretim, bilim, teknoloji, eğitim ve nitelikli insan kaynağıyla daha ileri bir seviyeye taşımaktır.
LİDERLİK VE SİYASAL SÜREKLİLİK
AK Parti’nin 25 yıllık siyasi tarihinin merkezinde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği bulunmaktadır.
Siyaset bilimi açısından liderlik; toplumsal beklentileri okuyabilme, kriz dönemlerinde yön tayin edebilme, geniş kitleleri ortak hedefler etrafında buluşturabilme ve siyasi iradeyi sürdürülebilir hâle getirebilme kapasitesiyle değerlendirilir.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk siyasi hayatındaki belirleyici konumunun temel unsurlarından biri, milletle kurduğu doğrudan iletişim olmuştur.
Türkiye bu yıllar içerisinde ekonomik dalgalanmalardan küresel krizlere, bölgesel savaşlardan siyasi gerilimlere kadar birçok sınamayla karşılaştı. Bütün bu değişken şartlar içerisinde AK Parti’nin Türkiye siyasetinin merkezindeki konumunu uzun süre koruyabilmesi, siyasal tarih açısından incelenmeye değer önemli bir süreklilik ortaya koymaktadır.
Liderlik ile toplumsal taban arasındaki ilişkinin çeyrek asırlık bir zaman dilimine yayılması, Türkiye’nin demokratik siyasal hayatında kendine özgü bir tecrübe oluşturmuştur.
TÜRKİYE’NİN DÜNYADAKİ YÜKSELEN ETKİSİ
AK Parti dönemindeki değişimin önemli boyutlarından biri de Türkiye’nin dış politika anlayışının genişlemesidir.
Diplomasi; ticaret, savunma, enerji, teknoloji, kültür ve insani girişimlerle desteklenen çok yönlü bir yapıya kavuşmuştur.
Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya, Orta Doğu’dan Akdeniz’e uzanan coğrafyada geliştirilen ilişkiler Türkiye’nin diplomatik erişimini genişletmiştir. Türk dünyasıyla kurumsal bağların kuvvetlenmesi, Afrika ülkeleriyle geliştirilen diplomatik ve ekonomik ilişkiler ve farklı bölgelerde açılan yeni iş birliği kanalları bu sürecin önemli parçalarıdır.
Savunma sanayiinde elde edilen kapasite, dış ilişkiler bakımından da yeni bir stratejik imkân meydana getirmiştir. Türkiye’de geliştirilen savunma sistemlerinin farklı ülkeler tarafından tercih edilmesi, teknolojik üretimin diplomatik ve ekonomik değerini de artırmıştır.
Enerji politikalarında kaynak ve güzergâh çeşitliliğine verilen önem, Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasındaki stratejik konumunun daha etkin değerlendirilmesine katkı sağlamıştır.
Türkiye’nin uluslararası krizlerde farklı taraflarla görüşebilmesi, diplomatik kanalları açık tutması ve arabuluculuk girişimlerinde bulunması da son yılların dikkat çekici gelişmelerindendir.
İnsani yardım faaliyetleri ise dış politikanın vicdani boyutunu güçlendirmiş; savaş, afet ve insani krizlerin yaşandığı farklı coğrafyalarda Türkiye’nin görünürlüğünü artırmıştır.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası platformlarda Türkiye’nin tezlerini güçlü biçimde ifade etmesi, dış politika anlayışının karakteristik unsurlarından biri hâline gelmiştir.
Gelinen aşamada hedef; ekonomik kapasitesi, savunma gücü, diplomatik erişimi ve stratejik konumuyla kendi çıkarlarını koruyabilen, dostluklarını geliştiren ve uluslararası meselelerin çözümünde etkili olabilen bir Türkiye’dir.
25 YILIN GÖRÜNMEYEN MİMARLARI
Büyük siyasi hareketlerin tarihini liderler ve büyük kararlar kadar sahadaki emek de şekillendirir.
Mahallelerde çalışanlar, kapıları çalanlar, vatandaşın sorunlarını dinleyenler, kadın ve gençlik teşkilatlarında sorumluluk üstlenenler, seçim dönemlerinde gece gündüz çalışanlar ve sandıkların başında bekleyenler bu siyasi hafızanın görünmeyen mimarlarıdır.
Teşkilatçılık; makamdan önce sorumluluk, unvandan önce emek, siyasetten önce insana dokunabilmektir.
Ben de bu 25 yıllık sürecin içinde farklı dönemlerde görev ve sorumluluk üstlenmiş biri olarak, teşkilat emeğinin sahadaki karşılığını yakından görme imkânı buldum.
Fakat burada öne çıkarılması gereken bireyler değil, çeyrek asır boyunca ortak bir inanç ve hedef doğrultusunda ortaya konulan kolektif emektir.
Bugün isimleri bilinmeyen, hiçbir makam beklemeden çalışan ve artık aramızda bulunmayan nice insanın izi bu 25 yıllık hafızanın içerisinde yaşamaktadır.
Onların emeği, bu hikâyenin en kıymetli sayfalarından biridir.
İLK 25 YILDAN TÜRKİYE YÜZYILI’NA
Bugün AK Parti 25 yaşında.
Bu önemli eşik geçmişe bakmanın yanında geleceğin sorumluluğunu da beraberinde getirmektedir.
Dün Türkiye’nin gündeminde ekonomik istikrar, büyük altyapı yatırımları, sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve ulaşım ağlarının geliştirilmesi bulunurken bugün dünyanın şartları değişmiştir.
Yapay zekâ, dijital dönüşüm, ileri teknoloji, enerji güvenliği, nitelikli eğitim, sürdürülebilir üretim, demografik değişim ve genç kuşakların beklentileri yeni dönemin temel meseleleri arasındadır.
Türkiye’nin hedefi değişimin takipçisi olmakla sınırlı kalamaz. Bilimde, teknolojide, üretimde ve diplomaside değişime yön veren ülkeler arasında yer almak zorundadır.
İkinci 25 yılın başarısı, ilk çeyrek asırda oluşan devlet ve siyaset tecrübesinin yeni kuşakların bilgisi, dinamizmi, üretim gücü ve teknoloji kapasitesiyle buluşturulmasına bağlı olacaktır.
Türkiye Yüzyılı idealinin toplumsal karşılığı da burada şekillenecektir:
Geçmişinden güç alan fakat yüzünü geleceğe dönen;
millî değerlerini bilim ve teknolojiyle buluşturan;
üretimini katma değerle büyüten;
sosyal adaleti ve toplumsal refahı güçlendiren;
kadınların ve gençlerin potansiyelini ülkenin geleceğine taşıyan;
kendi teknolojisini geliştiren ve dünyada sözü karşılık bulan bir Türkiye.
ÇEYREK ASRIN ARDINDAN
25 yılın içerisine seçimler, mücadeleler, ekonomik ve siyasi sınamalar, büyük projeler, toplumsal dönüşümler, teknolojik gelişmeler ve çok büyük bir teşkilat birikimi sığdı.
Bu sürecin içerisinde görev almış biri olarak geriye baktığımda, çeyrek asrın en değerli miraslarından birinin milletle kurulan gönül bağı ve bu uğurda ortaya konulan emek olduğuna inanıyorum.
Bugün bize düşen, geçmişi tekrar etmek değil; geçmişten edinilen tecrübeyle geleceğin ihtiyaçlarına cevap verebilmektir.
Başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, kuruluşundan bugüne bu yürüyüşe emek veren; görev üstlenen, teşkilatlarda çalışan, vatandaşın derdiyle dertlenen ve bugün aramızda bulunmayan bütün yol arkadaşlarımızı saygı, rahmet ve vefayla anıyorum.
Siyasi tarihin görünmeyen sayfalarında, isimleri hiçbir zaman manşetlere taşınmasa da inandıkları değerler uğruna yıllarını veren insanların emeği vardır.
Çeyrek asır geride kaldı. Şimdi bu büyük birikimi yeni hedeflere, yeni başarılara ve yeni kuşaklara taşıma zamanıdır.
25 yıl önce atılan adımlar bugün büyük bir siyasi ve toplumsal tecrübeye dönüşmüştür.
Şimdi önümüzde yeni bir ufuk bulunmaktadır:
“Çeyrek asır, takvimden eksilen yıllar değil; millete adanmış emeğin, mücadeleyle büyüyen inancın ve geleceğe bırakılan güçlü bir iradenin adıdır.”
25 yılın emeğiyle,
25 yılın tecrübesiyle,
25 yılın vefasıyla,
Türkiye Yüzyılı’na
AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümü kutlu olsun.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.


