Hükümdar ve Gerçekçiliğin Soğuk Aynası
Hükümdar ve Gerçekçiliğin Soğuk Aynası
— Burhan Uçaner yazdı...
— Burhan Uçaner yazdı...
Machiavelli’den Günümüze
Platon “Devlet kimin?” diye sorarken ideal bir düzen arıyordu. Adolf A. Berle “İktidar kimin adına kullanılıyor?” diye sorarken sorumluluğu hatırlatıyordu. Niccolò Machiavelli ise Hükümdar’da (Il Principe) çok daha acımasız bir soru sorar:
İktidar nasıl kazanılır ve nasıl korunur?
1513’te yazılan bu ince kitap, siyaset felsefesinin en rahatsız edici metinlerinden biridir. Çünkü Machiavelli, olması gerekeni değil, olanı yazmıştır. Ahlak ile siyaset arasındaki bağı bilerek gevşetmiş, iktidarı kendi kuralları içinde incelemiştir.
Machiavelli’ye göre hükümdarın temel sorunu hayatta kalmaktır. Bunun için “erdemli” görünmek önemli olabilir, ama gerektiğinde erdemsiz davranabilmek de şarttır. Ünlü sözü hâlâ dolaşır: İnsanlar sevildiklerinden çok korkulduklarında daha sadıktır. Çünkü sevgi, insanların keyfine bağlıdır; korku ise hükümdarın elindedir. Bu cümle, çoğu zaman kaba bir zalimlik çağrısı gibi okunur. Oysa Machiavelli’nin asıl derdi zalimlik değil, iktidarın kırılganlığıdır. Bir hükümdar, iyilikle ayakta kalamıyorsa, en azından düzeni koruyacak kadar güçlü görünmek zorundadır.
Burada kritik bir ayrım yatar. Machiavelli, “amaç araçları meşru kılar” demez. Daha ziyade şunu söyler: Siyaset alanında, ahlaki iyilik ile siyasi başarı her zaman örtüşmez. Bunu görmezden gelenler, genellikle hem ahlakı hem de iktidarı kaybeder. Platon’un ideal düzeni burada yerini, soğuk bir gerçekçiliğe bırakır. Devlet, adaletin somutlaştığı bir ideal olmaktan çıkar; iktidarın sürekli yeniden üretilmesi gereken bir alana dönüşür.
Türk siyasi geleneğinde Machiavelli’nin yeri her zaman ikirciklidir. Bir yandan “makyavelist” sıfatı aşağılayıcı bir etiket olarak kullanılır. Diğer yandan, iktidarın korunması söz konusu olduğunda aynı realist dil sessizce benimsenir. “Devlet bekası”, “zorunluluk”, “istisna hali” gibi kavramlar, çoğu zaman Machiavelli’nin açtığı kapıdan geçer. Platon’un ideal ölçüsü ile Berle’nin sorumluluk vurgusu bir yana bırakıldığında, geriye yalnızca “nasıl tutulur?” sorusu kalır. Ve bu soru, ahlakı hızla ikinci plana iter.
Machiavelli’nin asıl tehlikesi, kötülüğü öğütlemesi değildir. Asıl tehlikesi, iktidarı ahlaktan ve idealden tamamen ayırarak onu kendi başına bir amaç haline getirmesidir. Platon’da iktidar, adalete hizmet etmelidir. Berle’de iktidar, sorumlulukla bağlı kalmalıdır. Machiavelli’de ise iktidar, her şeyden önce kendini korumak zorundadır. Bu üçüncü bakış açısı, kriz anlarında en hızlı yükselen bakış açısıdır. Çünkü korku, idealden daha hızlı sonuç verir.
Bugün hâlâ aynı gerilim içindeyiz. Devlet mi, iktidar mı? İdeal mi, gerçekçilik mi? Sorumluluk mu, zorunluluk mu?
Machiavelli’nin Hükümdar’ı bu sorulara temiz bir cevap vermez. Aksine, soruları daha da keskinleştirir. Bize şunu hatırlatır: İktidar, kendi mantığına bırakıldığında, eninde sonunda kendini meşrulaştırmanın ötesine geçer ve kendini amaç haline getirir.
Belki de asıl mesele şudur:
Hükümdar kimin kitabıdır?
Machiavelli’nin.
Ama hükümdarlık kimin adına yapılır?
Bu soruyu sormayı bıraktığımızda, geriye yalnızca güç kalır.
Ve güç, bir kez ahlaktan ve idealden koptuğunda, artık kimin elinde olduğunun pek önemi kalmaz.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

