Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın
Köşe Yazarı
Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın
 

SALONDAN ÇIKMAK GERÇEKLERDEN KAÇMAYA YETMEZ BM KÜRSÜSÜNDE FİLİSTİN, ADALET VE DİPLOMASİ…

  SALONDAN ÇIKMAK GERÇEKLERDEN KAÇMAYA YETMEZ BM KÜRSÜSÜNDE FİLİSTİN, ADALET VE DİPLOMASİ… Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, yalnızca devletlerin dış politika tezlerini açıkladığı bir platform değildir. Aynı zamanda savaşların, insani krizlerin, uluslararası hukukun ve küresel adalet arayışının dünya kamuoyu önünde tartışıldığı en önemli diplomatik zeminlerden biridir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Eylül 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma, tam da bu nedenle yalnızca siyasi bir hitap olarak değil; Filistin meselesini, Gazze’deki insani krizi ve uluslararası sistemin sorumluluğunu yeniden dünya gündeminin merkezine taşıyan önemli bir diplomatik çıkış olarak değerlendirilmelidir. Erdoğan konuşmasında Gazze’deki insani tabloya dikkat çekmiş, Filistin devletinin daha geniş biçimde tanınması çağrısında bulunmuş ve BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut yapısını eleştirerek reform talebini yinelemiştir. FİLİSTİN İÇİN YÜKSELEN SES Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Filistin halkının yaşadığı insani trajediye ve Gazze’de sivillerin içinde bulunduğu ağır koşullara karşı uluslararası platformlarda uzun süredir güçlü bir siyasi tutum ortaya koymaktadır. BM kürsüsündeki son konuşmasında da Filistin meselesinin yalnızca bölgesel bir çatışma olarak görülmemesi gerektiğini; meselenin aynı zamanda uluslararası hukuk, insan hakları, sivillerin korunması ve küresel sistemin sorumluluğu açısından değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Türkiye’nin Filistin devletinin tanınmasına yönelik yaklaşımını bir kez daha açık biçimde dile getirmiştir. Konuşmanın merkezinde Gazze’deki insani durum, Filistin meselesi, uluslararası toplumun sorumluluğu ve Birleşmiş Milletler sisteminin mevcut yapısına yönelik eleştiriler bulunuyordu. BİR DİPLOMASİ KÜRSÜSÜNDEN VİCDAN TARTIŞMASINA Uluslararası ilişkiler yalnızca askerî ve ekonomik güç üzerinden okunamaz. Devletlerin kullandıkları dil, uluslararası kamuoyunda oluşturdukları söylem ve insani krizler karşısındaki pozisyonları da diplomatik etkinin önemli unsurlarıdır. Gazze meselesi bugün yalnızca İsrail-Filistin çatışmasının bir başlığı olmaktan çıkmış; uluslararası hukuk, savaş hukukunun uygulanması, sivillerin korunması ve Birleşmiş Milletler sisteminin etkinliği bakımından küresel bir tartışmaya dönüşmüştür. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının daha geniş boyutunda da mevcut uluslararası düzenin krizler karşısındaki işlevselliği sorgulanmaktadır. İSRAİL HEYETİNİN SALONU TERK ETMESİ NE ANLAMA GELİYOR? Konuşmanın kamuoyunda en fazla dikkat çeken görüntülerinden biri İsrail heyetinin Erdoğan’ın hitabı sırasında Genel Kurul salonundan ayrılması oldu. Diplomatik gelenekte bir devlet heyetinin başka bir devlet liderinin konuşması sırasında salonu terk etmesi, olağan bir protokol hareketinden ziyade açık bir siyasi protesto biçimi olarak değerlendirilir. Ancak burada üzerinde durulması gereken asıl husus şudur: Birleşmiş Milletler kürsüsünde ortaya konulan bir görüşe cevap vermek, onu reddetmek veya karşı tez geliştirmek mümkündür. Uluslararası sistem zaten farklı ve çoğu zaman birbiriyle çatışan görüşlerin aynı salonda ifade edilebilmesi üzerine kuruludur. Salonu terk etmek ise diyaloğun yerine sembolik bir protestoyu tercih etmektir. Bu nedenle söz konusu görüntü, konuşmanın diplomatik görünürlüğünü azaltmak yerine uluslararası kamuoyundaki etkisini daha da artıran bir sembole dönüşmüştür. Bazen diplomaside söylenen söz kadar, o söze verilen tepki de tarihe not düşer. GERÇEKLİK, SALON TERK EDİLDİĞİNDE DEĞİŞMEZ Gazze’de yaşayan sivillerin durumu, çocukların yaşam hakkı, insani yardıma erişim, yerinden edilme ve savaşın sivil toplum üzerindeki sonuçları uluslararası toplumun karşısında duran somut meselelerdir. Bir heyetin salonda bulunması veya salonu terk etmesi bu gerçekliği değiştirmez. Diplomasinin temel amacı sorunları görünmez hâle getirmek değil, en sert anlaşmazlıkların dahi konuşulabileceği bir siyasi zemin oluşturmaktır. Dolayısıyla Birleşmiş Milletler gibi kurumların gerçek gücü yalnızca karar alma mekanizmalarından değil; birbirlerinin görüşlerini kabul etmeyen devletleri dahi aynı çatı altında tutabilmesinden kaynaklanmaktadır. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İÇİN ASIL SORU Bugün sorulması gereken temel sorulardan biri şudur: Birleşmiş Milletler, kuruluş amacı olan uluslararası barış ve güvenliği koruma görevini 21. yüzyılın krizleri karşısında ne ölçüde yerine getirebilmektedir? Gazze ve dünyanın farklı bölgelerinde devam eden çatışmalar, uluslararası sistemin etkinliği, temsil gücü ve meşruiyeti konusundaki tartışmaları daha da önemli hâle getirmektedir. Bu nedenle uluslararası sistemin reform ihtiyacı artık tek bir ülkenin veya tek bir liderin gündeme getirdiği bir mesele olmaktan çıkmış; küresel yönetişimin geleceğine ilişkin temel tartışmalardan biri hâline gelmiştir. SONUÇ YERİNE Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmasını yalnızca günlük siyasi tartışmalar içerisinde değerlendirmek eksik olur. Konuşmanın esas önemi; Filistin meselesinin uluslararası gündemde tutulması, Gazze’deki insani krize dikkat çekilmesi ve mevcut uluslararası sistemin temsil ve etkinlik sorunlarının yeniden tartışmaya açılmasındadır. İsrail heyetinin konuşma sırasında salonu terk etmesi ise uluslararası diplomasinin sembolik dili açısından ayrıca dikkat çekici bir görüntü olarak kayda geçmiştir. Diplomaside kürsüler yalnızca konuşmak için değildir. Bazen bir liderin söyledikleri, bazen bir heyetin sessizliği, bazen de boşalan sandalyeler uluslararası siyasetin içinde uzun açıklamalardan daha güçlü sembollere dönüşebilir. “Bir hakikatin karşısında gözlerinizi kapatabilirsiniz; fakat hakikatin tarihe bıraktığı izi silemezsiniz. Çünkü adalet, bazen bir kürsüden yükselen sözde, bazen de o söz karşısında boşalan sandalyelerde kendini gösterir.” Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın Sosyolog -Pedagog - Araştırmacı Yazar Doğu ve Güneydoğu Kültür ve Sanat Derneği Kadın Kolları Genel Başkanı
Ekleme Tarihi: 23 Eylül 2026 -Çarşamba

SALONDAN ÇIKMAK GERÇEKLERDEN KAÇMAYA YETMEZ BM KÜRSÜSÜNDE FİLİSTİN, ADALET VE DİPLOMASİ…

 


SALONDAN ÇIKMAK GERÇEKLERDEN KAÇMAYA YETMEZ

BM KÜRSÜSÜNDE FİLİSTİN, ADALET VE DİPLOMASİ…

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, yalnızca devletlerin dış politika tezlerini açıkladığı bir platform değildir. Aynı zamanda savaşların, insani krizlerin, uluslararası hukukun ve küresel adalet arayışının dünya kamuoyu önünde tartışıldığı en önemli diplomatik zeminlerden biridir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Eylül 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma, tam da bu nedenle yalnızca siyasi bir hitap olarak değil; Filistin meselesini, Gazze’deki insani krizi ve uluslararası sistemin sorumluluğunu yeniden dünya gündeminin merkezine taşıyan önemli bir diplomatik çıkış olarak değerlendirilmelidir. Erdoğan konuşmasında Gazze’deki insani tabloya dikkat çekmiş, Filistin devletinin daha geniş biçimde tanınması çağrısında bulunmuş ve BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut yapısını eleştirerek reform talebini yinelemiştir.

FİLİSTİN İÇİN YÜKSELEN SES

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Filistin halkının yaşadığı insani trajediye ve Gazze’de sivillerin içinde bulunduğu ağır koşullara karşı uluslararası platformlarda uzun süredir güçlü bir siyasi tutum ortaya koymaktadır.

BM kürsüsündeki son konuşmasında da Filistin meselesinin yalnızca bölgesel bir çatışma olarak görülmemesi gerektiğini; meselenin aynı zamanda uluslararası hukuk, insan hakları, sivillerin korunması ve küresel sistemin sorumluluğu açısından değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Türkiye’nin Filistin devletinin tanınmasına yönelik yaklaşımını bir kez daha açık biçimde dile getirmiştir.

Konuşmanın merkezinde Gazze’deki insani durum, Filistin meselesi, uluslararası toplumun sorumluluğu ve Birleşmiş Milletler sisteminin mevcut yapısına yönelik eleştiriler bulunuyordu.

BİR DİPLOMASİ KÜRSÜSÜNDEN VİCDAN TARTIŞMASINA

Uluslararası ilişkiler yalnızca askerî ve ekonomik güç üzerinden okunamaz. Devletlerin kullandıkları dil, uluslararası kamuoyunda oluşturdukları söylem ve insani krizler karşısındaki pozisyonları da diplomatik etkinin önemli unsurlarıdır.

Gazze meselesi bugün yalnızca İsrail-Filistin çatışmasının bir başlığı olmaktan çıkmış; uluslararası hukuk, savaş hukukunun uygulanması, sivillerin korunması ve Birleşmiş Milletler sisteminin etkinliği bakımından küresel bir tartışmaya dönüşmüştür.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının daha geniş boyutunda da mevcut uluslararası düzenin krizler karşısındaki işlevselliği sorgulanmaktadır.

İSRAİL HEYETİNİN SALONU TERK ETMESİ NE ANLAMA GELİYOR?

Konuşmanın kamuoyunda en fazla dikkat çeken görüntülerinden biri İsrail heyetinin Erdoğan’ın hitabı sırasında Genel Kurul salonundan ayrılması oldu.

Diplomatik gelenekte bir devlet heyetinin başka bir devlet liderinin konuşması sırasında salonu terk etmesi, olağan bir protokol hareketinden ziyade açık bir siyasi protesto biçimi olarak değerlendirilir.

Ancak burada üzerinde durulması gereken asıl husus şudur:

Birleşmiş Milletler kürsüsünde ortaya konulan bir görüşe cevap vermek, onu reddetmek veya karşı tez geliştirmek mümkündür. Uluslararası sistem zaten farklı ve çoğu zaman birbiriyle çatışan görüşlerin aynı salonda ifade edilebilmesi üzerine kuruludur.

Salonu terk etmek ise diyaloğun yerine sembolik bir protestoyu tercih etmektir.

Bu nedenle söz konusu görüntü, konuşmanın diplomatik görünürlüğünü azaltmak yerine uluslararası kamuoyundaki etkisini daha da artıran bir sembole dönüşmüştür.

Bazen diplomaside söylenen söz kadar, o söze verilen tepki de tarihe not düşer.

GERÇEKLİK, SALON TERK EDİLDİĞİNDE DEĞİŞMEZ

Gazze’de yaşayan sivillerin durumu, çocukların yaşam hakkı, insani yardıma erişim, yerinden edilme ve savaşın sivil toplum üzerindeki sonuçları uluslararası toplumun karşısında duran somut meselelerdir.

Bir heyetin salonda bulunması veya salonu terk etmesi bu gerçekliği değiştirmez.

Diplomasinin temel amacı sorunları görünmez hâle getirmek değil, en sert anlaşmazlıkların dahi konuşulabileceği bir siyasi zemin oluşturmaktır.

Dolayısıyla Birleşmiş Milletler gibi kurumların gerçek gücü yalnızca karar alma mekanizmalarından değil; birbirlerinin görüşlerini kabul etmeyen devletleri dahi aynı çatı altında tutabilmesinden kaynaklanmaktadır.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İÇİN ASIL SORU

Bugün sorulması gereken temel sorulardan biri şudur:
Birleşmiş Milletler, kuruluş amacı olan uluslararası barış ve güvenliği koruma görevini 21. yüzyılın krizleri karşısında ne ölçüde yerine getirebilmektedir?
Gazze ve dünyanın farklı bölgelerinde devam eden çatışmalar, uluslararası sistemin etkinliği, temsil gücü ve meşruiyeti konusundaki tartışmaları daha da önemli hâle getirmektedir.
Bu nedenle uluslararası sistemin reform ihtiyacı artık tek bir ülkenin veya tek bir liderin gündeme getirdiği bir mesele olmaktan çıkmış; küresel yönetişimin geleceğine ilişkin temel tartışmalardan biri hâline gelmiştir.

SONUÇ YERİNE

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmasını yalnızca günlük siyasi tartışmalar içerisinde değerlendirmek eksik olur.
Konuşmanın esas önemi; Filistin meselesinin uluslararası gündemde tutulması, Gazze’deki insani krize dikkat çekilmesi ve mevcut uluslararası sistemin temsil ve etkinlik sorunlarının yeniden tartışmaya açılmasındadır.

İsrail heyetinin konuşma sırasında salonu terk etmesi ise uluslararası diplomasinin sembolik dili açısından ayrıca dikkat çekici bir görüntü olarak kayda geçmiştir.

Diplomaside kürsüler yalnızca konuşmak için değildir.

Bazen bir liderin söyledikleri, bazen bir heyetin sessizliği, bazen de boşalan sandalyeler uluslararası siyasetin içinde uzun açıklamalardan daha güçlü sembollere dönüşebilir.

Bir hakikatin karşısında gözlerinizi kapatabilirsiniz; fakat hakikatin tarihe bıraktığı izi silemezsiniz. Çünkü adalet, bazen bir kürsüden yükselen sözde, bazen de o söz karşısında boşalan sandalyelerde kendini gösterir.”

Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın
Sosyolog -Pedagog - Araştırmacı Yazar
Doğu ve Güneydoğu Kültür ve Sanat Derneği
Kadın Kolları Genel Başkanı

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve akturkhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.