İBN SİNA: DOĞU’DAN BATI’YA UZANAN BİLİMİN EVRENSEL HAFIZASI
İBN SİNA: DOĞU’DAN BATI’YA UZANAN BİLİMİN EVRENSEL HAFIZASI
Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın (Sosyolog - Pedagog - Araştırmacı Yazar) yazdı...
Doç. Dr. Yüksel Turğut Akın (Sosyolog - Pedagog - Araştırmacı Yazar) yazdı...
İbn Sina denildiğinde ülkemizde çoğu zaman büyük bir hekim ve filozof hatırlanır. Oysa onun dünya bilim tarihindeki yeri, bu iki kelimenin anlatabileceğinden çok daha büyüktür. İbn Sina’nın eserlerinin yüzyıllar boyunca Avrupa’da okunmuş olması, onun yalnızca kendi coğrafyasının değil, insanlığın ortak bilim mirasının önemli isimlerinden biri olduğunu gösterir.
Batı dünyası onu çoğunlukla “Avicenna” adıyla tanıdı. Bu isim, İbn Sina adının Latinceleşmiş biçimidir. Avrupa’da Avicenna adı öylesine yerleşmiştir ki bugün dahi uluslararası akademik yayınlarda ve bilim tarihi çalışmalarında İbn Sina’dan söz edilirken “Avicenna” ismine sıkça rastlanır.
980 yılı civarında Buhara yakınlarındaki Afşana’da dünyaya gelen İbn Sina; tıp ve felsefenin yanı sıra mantık, psikoloji, astronomi, matematik ve doğa bilimleri üzerine çalıştı. Onu çağının ötesine taşıyan özelliklerinden biri, bilgiyi birbirinden kopuk alanlar hâlinde değil, insanı ve evreni anlamaya çalışan büyük bir bütün olarak ele almasıydı.
AVRUPA’DA “AVICENNA”
İbn Sina’nın Batı’daki etkisinin merkezinde El - Kanun fi’’y. Tıb ( Tıbbın Kanunu) bulunur. Bu dev eser 12. yüzyıldan itibaren Latinceye çevrilerek Avrupa’nın bilim dünyasına girdi. Latince nüshalarda eser “Canon Medicinae” olarak tanındı.
Burada üzerinde durulması gereken önemli nokta şudur: İbn Sina Avrupa’ya giderek çalışmalar yapmadı. Onun yurt dışındakii çalışmaları dediğimiz miras, esas olarak eserlerinin tercümeler yoluyla Avrupa’ya ulaşması ve oradaki üniversitelerde okutulmasıdır.
Tıbbın Kanunu, Orta Çağ ve erken modern dönem Avrupa’sında tıp eğitiminin önemli kaynaklarından biri hâline geldi. Bologna, Montpellier ve başka Avrupa eğitim merkezlerinde İbn Sina’nın tıp anlayışı kuşaklar boyunca tartışıldı ve öğretildi.
Matbaanın Avrupa’da yaygınlaşmasından sonra Canon’un Latince baskılarının yapılması da eserin etkisinin yalnızca Orta Çağ ile sınırlı kalmadığını göstermektedir.
SADECE HEKİM DEĞİLDİ
İbn Sina’nın Batı düşüncesindeki etkisi yalnızca tıp üzerinden değerlendirilirse eksik kalır.
Onun Kitabü’ş-Şifa adlı büyük eseri adına bakılarak yalnızca tıbbi bir kitap sanılabilir. Oysa bu eser; mantık, doğa bilimleri, matematik ve metafiziği içine alan kapsamlı bir felsefe ve bilim külliyatıdır.
Eserlerinin Latinceye çevrilmesinin ardından Avicenna’nın özellikle varlık, ruh, akıl ve insanın kendisinin farkında oluşu üzerine düşünceleri Avrupa’daki skolastik felsefe tartışmalarında etkili oldu.
İbn Sina’nın insan bilinci üzerine geliştirdiği ve bugün sıklıkla “Uçan İnsan”. düşünce deneyi olarak anılan yaklaşımı özellikle dikkat çekicidir. İbn Sina, dış dünyadan duyusal bilgi almayan bir insanın dahi kendi varlığının farkında olup olmayacağını sorgular. Yaklaşık bin yıl önce ortaya konulan bu soru, bugün bilinç ve benlik tartışmaları açısından hâlâ şaşırtıcı derecede çağdaş görünmektedir.
İBN SİNA’NIN AZ BİLİNEN YÖNÜ
Bana göre İbn Sina’yı asıl büyük yapan yalnızca ne kadar çok şey bildiği değildir. Bilginin sınırlarını aşmaya cesaret etmesidir.
Hekimliği felsefeden, insan bedenini ruhtan, gözlemi düşünceden tamamen ayırmadı. Hastalığı anlamaya çalışırken insanı anlamaya; insanı anlamaya çalışırken doğayı ve varlığı sorgulamaya yöneldi.
Bu nedenle Avrupa’nın onu “Avicenna” adıyla yüzyıllarca okuması tesadüf değildir.
Bir düşünürün gerçek büyüklüğü, yaşadığı dönemde aldığı övgülerle değil, ölümünden yüzyıllar sonra bile başka dillerde tartışılmaya devam etmesiyle ölçülür.
İbn Sina bunun en güçlü örneklerinden biridir.
Bugün Batı’daki bilim tarihi kaynaklarında “Avicenna” ismiyle karşılaştığımızda aslında yalnızca geçmişte yaşamış bir hekimin adını görmüyoruz. Buhara’dan başlayıp Bağdat’ın, İran’ın ve İslam medeniyetinin bilim birikimi üzerinden Latince Avrupa’ya ulaşan büyük bir düşünce yolculuğunun izlerini görüyoruz.
Onun kitapları sınırları geçti.
Adı başka bir dile dönüştü.
Fakat düşüncesinin özü değişmedi.
Avicenna, Batı’nın verdiği isimdi; İbn Sina ise insanlığın ortak bilim hafızasında bıraktığı isimdir.
Bugün bize düşen, İbn Sina’yı yalnızca belirli gün ve haftalarda anmak değil; onun temsil ettiği merakı, araştırmayı, aklı, bilimi ve insanı merkeze alan düşünce geleneğini yeni kuşaklara taşımaktır.
Çünkü medeniyetler, büyük isimlerini sadece hatırlayarak değil, onların bıraktığı düşünce mirasını anlayarak geleceğe yürür.
İbn Sina’nın asırlar sonra dahi eserleriyle insanlığa ışık tutmaya devam etmesi, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) şu hadis-i şerifini hatırlatmaktadır:
İnsan öldüğü zaman ameli kesilir; ancak üç şey hariç: “ Sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat”
(Sahih Müslim, Vasiyyet 14, Hadis No:1631)
İbn Sina’nın yüzyılları aşarak Doğu’dan Batı’ya ulaşan ve bugün dahi bilim dünyasında adı yaşatılan ilmî mirası, “kendisinden faydalanılan ilim” bırakmanın ne denli kıymetli olduğunu gösteren önemli örneklerden biridir.
İnsanlığa bıraktığı ilim, düşünce ve medeniyet mirası vesilesiyle İbn Sina’yı rahmet, saygı ve minnetle anıyoruz.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.




